HOŞGELDİNİZ......                    Tarih :                   Saat:

Ana Sayfa

Site Haritası

 

..:: ERİŞKİN RUH SAĞLIĞI ::..

Stres orta sınıfı seviyor

Stres insan vücudunu çökerten çağın en önemli sorunlarından biri. Psikolojik bir sorun gibi görülse de daha çok ortamdan kaynaklanan bir durum. Bazı meslekler de stresi sürekli kılan ortamlar yaratıyorlar. Ve stres, sanıldığı gibi yöneticileri değil, yönetilenleri tehdit ediyor.

Yoga, meditasyon, reiki, relaksoloji yöntemlerini öğreniyoruz; daha sakin kalabilmek için bitki karışımlarından oluşan çayları içiyoruz; doğru nefes almayı başarırsak daha sakin kalabileceğimizi umuyoruz; ama stres peşimizi bir türlü bırakmıyor. Çünkü hayatın ritmi sürekli olarak stresi sunuyor bizlere. Büyük holdinglerin sorumluluk sahibi patronlarından bir montaj işçisine kadar herkes, stresi iliklerine kadar hissederek yaşıyor. Milyarca insanı pençesine alan ve çağın sorunu olarak nitelenen stres, bazı meslekleri yapanları daha da çok etkiliyor ve birçok hastalığa da zemin hazırlıyor. Kalp damar rahatsızlıkları, tansiyon, depresyon, anksiyete gibi rahatsızlıkların çoğunun temelinde stres yatıyor.

Psikiyatri uzmanlarına en stresli on mesleği ve nedenlerini sorduk. Aldığımız cevaplar, bu mesleklerin sahiplerini biraz daha düşündürecek gibi... Aslında, genel kanının aksine, en stresli olanlar yönetici kadrolar değil. Tam tersi, monoton ve itibarı düşük işlerde çalışanların stresleri daha fazla; çünkü, işlerini yürütürken kontrol güçleri az. Yani, işlerini çok iyi yapmaları bekleniyor ama karar alma yetkileri yok.

Örneğin, kişisel kontrolün mümkün olmadığı, günlük rutinde rahatlama olanağının bulunmadığı, vatandaşla direkt ilişki içinde olunan, talep ve beklentinin çok ama bağımsız karar alma yetkisi bulunmayan işlerde çalışanlarda 3 misli daha fazla yüksek tansiyona rastlanıyor.

Kaynak: Füsun SAKA,  Tempo Dergisi Kasım 2004

Stres hormonu saldırganlaştırıyor

Macar ve Hollandalı bilim adamlarından oluşan bir araştırma ekibi stres altında bulunan insanların diğer zamanlara göre daha saldırgan davrandıkları sonucuna vardı. Bu bağlantıyı farelerde kanıtlayan araştırma ekibi hayvanlardaki bir saldırganlık merkezinin etkinleşmesi halinde bir stres hormonunun da daha fazla salgılandığını fark ettiler.

Bu beyin bölgesi ne kadar çok etkinleşirse kanda o kadar fazla stres hormonu bulunuyor. Araştırma yazısı ‘Behavioral Neurascience’ dergisinde yayımlanan Leiden Üniversitesi’nden Menno Kruk, beş deneyle 53 fareyi incelemiş. Hayvanlara insandaki stres hormonu kortizola benzeyen, kortikosteron aşılandığında, fareler sadece birkaç dakika içinde saldırgan davranışlar sergilemeye başlıyorlar.

Hipotalamusta duyguların işlenmesinden sorumlu bir bölgenin elektriksel olarak uyarılmasıyla da birdenbire stres hormonu salgılanmakta. Fareler normalde bu tür bir beden reaksiyonu ancak potansiyel bir düşman veya diğer stres faktörlerinin etkisinde kaldıklarında gösterirler.

Stres hormonlarının görevi normalde bedendeki enerji rezervlerini sağlamlaştırmak, bedeni kaçışa veya saldırıya hazırlamaktır. Fakat son araştırma, belli durumlarda beynin de devreye girdiğini göstermekte. Buna göre stres hormonu ve saldırganlık merkezi arasındaki Feedback halkasını çalıştırmak için tek bir anlaşmazlık yeterli diyor araştırmacılar. Bu bağlantı öte yandan stres altındaki insanların neden daha zor sakinleştiğini de göstermekte.

Kaynak: Hürriyet Bilim, Haziran 2004

Dağınıklık sendromu!

Bilim adamları, evrak yığılı ve dağınık masaların, çalışanları hasta ettiğini keşfetti. Bilgisayar monitörleri üreten NEC-Mitsubishi adlı grup tarafından yaptırılan araştırma, bu rahatsızlığın varlığını ve milyonlarca çalışanın bu durumdan etkilendiğini ortaya koydu.

Ofis çalışanlarında görülen bu rahatsızlığı, 'dağınık masa sendromu' olarak adlandıran bilim adamları; uzun çalışma saatleri, karmaşık masa düzeni ve işlerin kötü gitmesinin çok sayıda kişinin ruhunda derin yaralar açtığını ifade etti. Araştırma, düzenli tatiller ve kişinin masa düzenini kendine göre ayarlamasının, hastalığın ortaya çıkması ihtimalini azaltabileceğini de ortaya koydu. 2 bin kişinin katıldığı ankette katılımcıların yüzde 67'si, iki yıl öncesine göre daha çok masa başında olduklarını söyledi. Bu kişilerin yüzde 40'ı da günlerini geçirdikleri masanın dağınıklığından şikayetçi oldu. Ankete katılanların yüzde 35'i sırt ve boyun ağrılarından şikayet ederken, bunu da masalarında rahatsız pozisyonda oturmalarına bağladı.

Nasıl tedbir alınır?

Masanıza özel bir eşya yerleştirin.

Stresi azaltmak için masa düzenine daha çok dikkat edin.

Sırt ağrılarına karşı sürekli dik oturmaya özen gösterin.

Masa başında beş dakikanızı esneme hareketlerine ayırın.

Konsantrasyonu ve genel sağlık durumunu iyileştirmek ve iş arkadaşlarınızla iletişiminizi güçlendirmek için düzenli aralıklarla masadan uzaklaşın.

Masanızda, iş dışındaki hayatınızı hatırlatacak nitelikte size özgü bir nesne bulunsun.

Masa başında çalışırken enerjinizin düşmemesi için bol su için ve ortamın fazla ısıtılmamasına dikkat edin.

Kaynak: Türkiye Gazetesi, 12 Temmuz 2004

Boşanmalar patladı

ATO'nun araştırmasına göre, Türkiye'de son 5 yılda 744 bin boşanma davası açıldı. 2001 ekonomik krizinin etkisini sürdürdüğü 2003 yılında bu rakam yüzde 21 artarak 185 bine ulaştı

Ankara Ticaret Odası, Türkiye'nin sosyal yaralarına dikkat çektiği 4 bölümlük "Neler Oluyor Bize?" adlı dizi raporunun sonuncusunda boşanma, intihar ve silahlanma konularını işledi. Rapora göre, uzun yıllar Türk insanını etkisi altına alan enflasyon ve buna bağlı ortaya çıkan krizler, yıkıcı etkilerini değişik şekillerde gösteriyor. Fakirleşen, işini kaybeden, geliri düşen Türk insanı yaşama sıkı sıkıya bağlı kalmak şöyle dursun, mevcutlarını koruyamıyor, tutunamıyor. Kişiler ya aile yaşamını korumakta zorlanıyor ve boşanıyor, ya da sorunlarından kaçıp intihara sığınıyor.

Rekor İstanbul'da

İncelemeye göre, 1998'de 115 bin 265 boşanma davası açıldı. 1999'da bu rakam yüzde 6 artışla 123 bin 271'e yükseldi. 2000'de bir önceki yıla göre yüzde 7 artan boşanma davaları 131 bin 814'e, 2001'de de bir önceki yıla göre yüzde 14 artışla 150 bin 110'a ulaştı. 2002'de bir önceki yıla göre yüzde 2 artışla 153 bin 409 yükselen boşanma davalarında, 2003'te adeta patlama yaşandı.

Söz konusu yılda boşanma davaları bir önceki yıla göre yüzde 21 arttı. En çok boşanma olayı İstanbul, Ankara ve İzmir'de görülürken boşanmaların yüzde 45'i evliliğin ilk 5 yılında gerçekleşiyor.

Silah tutkusu

Türkiye'de 7 milyon kişide ruhsatlı ya da ruhsatsız silah bulunuyor. Buna göre Türkiye'de her 4 evden birinde silah var, her 10 kişiden birinin belinde veya evinde bir tabanca veya tüfek bulunuyor. Yılda yaklaşık 3 bin kişi bu silahlar yüzünden hayatını kaybediyor. Devlet, ruhsatlı silahların taşıma ve bulundurma ruhsatlarından yaklaşık 250 trilyon lira gelir elde ediyor. Silah sahipleri her yıl yenilenen taşıma ruhsatı için 1 milyar, bulundurma ruhsatı için 250 milyon lira para ödüyor. Yine 2000-2003 yılları arasındaki suçların her yıl için yüzde 5'i ateşli silahlarla işlenmiş. Ateşli silahlarla gerçekleşen suçların yüzde 70'i ise ruhsatsız silahlarla işlenmiş. Silahlarla yılda 10 bine yakın insan yaralanırken, 3 bin kişi de hayatını kaybediyor.

Kaynak: Vatan Gazetesi, 26 Temmuz 2004

Mutlu evlilik sırrı: Az beklenti

Mutlu evliliğin sırrı, beklentilerini düşük tutmak. ABD'li bilim adamlarına göre, eşinden çok şey beklemek, mutsuzluk kaynağı. Ayrıca iletişim ve affetmeye hazır olmak mutluluğa giden bir diğer altın yol.

Ohio ve Florida üniversitelerinde görevli uzmanlar, 82 çifti dört yıl boyunca ayrı ayrı 'sorguladı'. Buna göre, ilişkilerinin başında eşlerine yönelik beklentileri çok fazla olanlar, kısa bir süre sonra gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldıklarında derin hayal kırıklıkları yaşadı.

Ancak beklentileri fazla olup da buna karşılık affedici, hoşgörülü olan ve eşlerinin olumsuz davranışlarına uygun kılıf uydurmasını bilenler, olumsuzluk yaşamadı. Araştırma ekibinin başkanı Prof. James McNulty, sonucu şöyle yorumladı: "Eşinize yönelik beklentileriniz olduğunda, mutlu olmak sizin becerilerinize bağlı. Beklentileriniz yüksek olup da yerine gelmediğinde yine de buna hoşgörüyle bakabiliyorsanız mutlu olursunuz."

http://www.e-kolay.net/saglik/haber.asp?MainID=499&PID=505&HaberID=191875

Az stres yararlı

İngiliz The Independent gazetesine göre, American Psikoloji Derneği’nin yayın organı Psychological Bulletin’de yayınlanan bir araştırma, stresin her zaman sağlığa zarar vermediğini, vücudun direncini güçlendirdiği için küçük dozdaki stresin yararlı olabileceğini belirledi.

İngiliz The Independent gazetesine göre, American Psikoloji Derneği’nin yayın organı Psychological Bulletin’de yayınlanan bir araştırma, stresin her zaman sağlığa zarar vermediğini, küçük dozdaki stresin yararlı olabileceğini ortaya attı.

Araştırma, modern yaşamın çileleri gibi görünen kentlerdeki yoğun trafik, bilgisayarların en kritik anlarda kilitlenmesi ve anne babaların büyüyen çocuklarıyla zorlu ilişkileri gibi sorunların yarattığı stresin, sağlık açısından yararlı olabileceğini gösterdi.

Buna karşın, stresli durumların çok uzamasının vücudun direnme sistemini tahrip ederek ciddi zarar verebileceğini ortaya koyan araştırmada, en tehlikeli stres durumları arasında kalıcı sakatlıklar, ciddi bir ruhsal sorunu olan eşin bakımını üstlenmek ve savaş mültecisi olmak sayıldı.

19 bin katılımcıya ilişkin verilerin değerlendirildiği araştırmanın sonuçları, uzun süreli stres durumlarının sağlık için oluşturduğu tehlikeleri de ortaya koydu. Buna göre, uzun süreli stres altındaki kişinin önce hücrelerinin direnci yok oluyor, sonraki bir aşamada ise genel direnme işlevi yitiriliyor.

Kaynak: Londra  Hürriyet Gazetesi, 12 Temmuz 2004

http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~5@nvid~436438,00.asp

Yaşlı kadın, erkeğe göre daha fazla depresyonda...

Sivas'ta yapılan bir araştırmada, 60 yaş üstü kadınlarda, aynı yaş grubundaki erkeklere göre daha fazla depresyon görüldüğü belirlendi.

Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu'nun yayımladığı bilimsel dergide, Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu'nda görevli Yrd. Doç. Dr. Nuran Güler, Öğretim Görevlisi Güngör Güler ve Araştırma Görevlisi Sema Kocataş'ın yaptığı ''60 Yaş ve Üzeri Bireylerde Depresyon Yaygınlığı'' konulu araştırma yayınlandı.

Sivas'ta Çayboyu Mahallesi'nde 77 yaşlı üzerinde yapılan araştırmada, yaşlılarda depresyon yaygınlığı oranının yüzde 36 olduğu belirlendi. Araştırmada, yaşlı kadınların yüzde 45'inde, erkeklerin ise yüzde 27.1'inde depresyon görüldüğü bildiriliyor. Yaşlıların medeni durumlarına göre de evlilerin yüzde 30'unda, dulların yüzde 56.3'unda, çocuklu yaşlıların yüzde 36'sında, çocuksuzların da yüzde 50'sinde depresyon saptandı.

Sağlık sorunlarının da depresyonla yakın ilişkili olduğunun görüldüğü araştırmada, kronik hastalığı olmayan yaşlıların yüzde 27.6'sında, kronik hastalığı birden fazla olanların da yüzde 47.3'ünde depresyon görüldüğü kaydedildi. Araştırmada, yaşlı bireylerin sıkıntıyla baş etme durumlarına göre depresyon yaygınlıklarının da incelendiği, ibadet ederek, çocuk ve arkadaşlarıyla paylaşarak sıkıntılarıyla baş etmeye çalışanların yüzde 59'unda, yalnız kalarak sıkıntılarıyla baş etmeye çalışanların da yüzde 25'inde depresyon görülmediği belirlendi.

Araştırma sonuçlarına göre, depresyonda olduğu saptanan yaşlı bireylerin düzenli olarak izlenmesi, ilgili çalışanlarca tedavi ve bakım programının oluşturulması önerildi. Ayrıca sağlık personeline, özellikle hemşirelere yönelik yaşlılık ve yaşlı ruhu sağlığı, depresyon gibi konularda eğitim programlarının düzenlenmesi gerektiği de belirtilerek, yetişkinlik döneminden itibaren yaşlılığa hazırlanma programlarının düzenlenmesinin faydalı olacağı kaydedildi.

Kaynak: Milliyet Gazetesi, 16 Haziran 2004

http://www.milliyet.com.tr/2004/06/16/son/sonyas09.html

Stresli kadın daha çok yiyor

Amerikalı bilim adamlarına göre stres yaşayan kadın, erkeğe göre daha fazla yiyor. Araştırmalar siniri yatışan kadının uzun bir süre sonra da yemeye devam ettiğini göstermiş.

Aslında daha önceleri yapılan araştırmalarla da gerek kadınların gerekse erkeklerin stresli dönemlerde daha fazla yedikleri ortaya çıkmıştı. Fakat bu etkinin stresin atlatılmasından sonra ne şekilde devam ettiği bilinmiyordu. Araştırmasını Journal of Applied Social Psikoloji dergisinde yayımlayan Pennsylvania Devlet Üniversitesi’nden Laura Klein, şimdi bu konuyu mercek altına aldı. Yaşları 18-45 arasında değişen 63 erkek ve kadın deneğe yoğun stres yaratan ilk deneyden sonra tuzlu kraker, patates cipsi, patlamış mısır, peynir ve çikolata gibi yiyecekler verilmiş. Daha sonra ise deneklerin ilk deneyde ne kadar stres yaşadıklarını gösterecek bir yap boz görevi verilmiş. Daha yoğun bir şekilde strese giren kadınlar daha fazla çerez yedikleri gibi özellikle de cips ve çikolata gibi daha yağlı yiyecekleri tercih etmişler. Oysa erkek denekler ne kadar stresli olurlarsa olsunlar hep aynı miktarda yiyerek, yap boz görevini de fazla zorlanmadan yerine getirmişler. ‘Kadınlar özellikle de stresin ardından daha fazla yeme ihtiyacını duyuyorlar ve bu durum belki de kadınların zorlu bir haftadan sonra (hafta sonları) neden daha fazla yemek yediklerini de açıklıyor’ diyor Klein.

Kaynak: Hürriyet Bilim, Haziran 2004

Bu gelişmişlik akla ziyan...

Depresyondan panik atağa, dünyanın ruhu daralıyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ruh hastalıkları giderek artarken, hastaların çoğunluğu tedavi görmüyor

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ruh hastalıkları giderek yayılırken, büyük bölümü tedavisiz kalıyor. Harvard Tıp Okulu'nun, 2001-2003 yılları arasında Belçika, Çin, Kolombiya, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Lübnan, Meksika, Hollanda, Nijerya, İspanya, Ukrayna ve ABD'de yaptığı araştırmada, 60 bin 463 yetişkin, evlerinde yüz yüze görüşülerek incelendi. Amerikan Tıp Birliği'nin dergisinde yayımlanan araştırma, incelenen tüm deneklerin yüzde 10'unun akıl ve ruh hastalıklarından mustarip olduğunu gösterdi.

Araştırmaya göre ABD'deki deneklerin yüzde 26.4'ü depresyon ve endişe bozukluğu gibi hastalıklara yakalanmış durumda. Bu oran İtalya'da yüzde 8.2. En düşük oran ise yüzde 4.7 ile Nijerya'da.

Anket sırasında teşhis

Araştırmada, iki saat sorgulanan deneklere teşhis konulduğu, bu kişilerden bazılarıyla sonuçların doğrulanması için yeniden görüşüldüğü belirtildi. Ukrayna hariç tüm ülkelerde en çok görülen rahatsızlıklar, panik atak ve fobi gibi endişe bozuklukları ile travma sonrası stres bozukluğu. Yüksek işsizlik oranının bulunduğu Ukrayna'da ise listenin başını depresyon çekiyor.

Araştırmacılardan, Dünya Sağlık Örgütü'nde görev yapan Dr. Bedirhan Üstün, geçen yıl gelişmiş ülkelerdeki deneklerden yüzde 36'sı ila 50'sinin tedavi görmediğini, bu oranın gelişmekte olan ülkelerde yüzde 76 ila 85'e yükseldiğini söyledi. (aa, cnn)

Kaynak: Radikal 3 Haziran 2004

http://www.radikal.com.tr/veriler/2004/06/03/haber_118200.php

Her 100 anneden 17'si lohusalık depresyonunda!

Lohusalık depresyonu anne ve bebeği olumsuz etkiliyor. Özellikle çoğul gebeliklerde daha sık rastlanan durum, anne, baba ve bebek arasında yeni problemlerin doğmasına neden oluyor

City Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gurur Polat, doğum sonrasında, özellikle ilk bebeklerde, annenin bebek bakımı ve ihtiyaçlarına cevap vermede sorun yaşamasının "lohusalık depresyonu"na neden olduğunu söyledi. Bu depresyonun genellikle doğumdan sonraki bir ay ile bir yıl süresince ortaya çıktığını belirten Polat, "Görülme sıklığı yüzde 17'leri bulan bu sendrom, annenin yaşına, doğum sayısına, eğitim durumuna veya sosyal statüsüne bağlı değildir" dedi. Her annenin doğum sonrası yeni duruma alışmada güçlük çektiğinin altını çizen Polat, annenin yeni bebeğe ve iş yüküne alışamaması nedeniyle oluşan ve "annelik hüznü" olarak tanımlanan duygusal değişiklik durumu ile doğum sonrası sendromunun birbiri ile karıştırılmaması gerektiğini ifade etti. Annelik hüznünün şiddetli olmadığını ve annenin fiziksel ve ruhsal yorgunluğuna bağlı olarak görülme sıklığının arttığını belirten Polat, "Annelik hüznü geçici bir durumken, lohusalık depresyonu, profesyonel yardım alınmaksızın atlatılamayacak bir rahatsızlıktır" dedi.

Eşler mutsuzsa...

Lohusalık depresyonunu hızlandıran çeşitli etkenler bulunduğunu ifade eden Dr. Gurur Polat, bunları şöyle sıraladı: "Kansızlık, çoğul gebelik, kayınvalide ile sorunlar ve mutsuz evlilik depresyona yatkınlığı artırdığı gibi, şiddetini de artırır." Her hastanın aynı belirtileri göstermeyeceğini ifade eden Polat, "Bu nedenle depresyonu anlamak bazı durumlarda zorlaşabilir. Her ay rutin kontrollerde bebeği takip eden pediatrist ve hemşirelerin anneyi de gözlemlemeleri yerinde olacaktır" dedi. Depresyondaki annenin hayattan zevk almamaya başladığını ve içe kapandığını belirten Polat, "Eşin ve yakın çevrenin dikkatli olması, anneye yardım etmesi, doğru olacaktır" diye konuştu.

http://www.sabah.com.tr/sag103-20040419.html

Depresyon ve kalp hastalıkları arasındaki bağlantı

Depresyon, kalp hastalıklarında bilinen bir risk faktörüdür. Amerikalı bilim adamları şimdi yeni bir ikiz araştırmasıyla bu bağlantının arkasındaki olası mekanizmayı buldular. Amerikan Kardiyoloji Akademisi’nin New Orleans’da gerçekleştirilen konferansında, bilim adamları her iki rahatsızlığın da vejetatif sinir sistemindeki bir bozukluktan kaynaklanabileceğini açıkladılar. Emory Üniversitesi’nden (Atlanta) Viola Vaccorino, yaşları 47 ila 57 arasında değişen ve koroner kalp hastalığı belirtileri taşımayan erkek ikizleri kontrolden geçirerek 24 saatlik EKG ile deneklerin kalp değerlerini kaydetmiş. İncelemeler sırasında depresyon belirtileri taşıyan ikizlerin, depresif olmayan kardeşlere kıyasla daha düşük kalp frekansı değişkenliğine (KFD) sahip oldukları ortaya çıkmış. KFD, vejetatif sinir sistemi için bir göstergedir. Sinir sisteminin bu mekanizması kalp de dahil olmak üzere temel beden fonksiyonlarını çalıştırır. ‘Vejetatif sinir sisteminde düşük kalp frekansı değişkenliğine bağlı bir bozukluk, kalp ritim bozukluğu ve ani ölüm riskini yükseltebilir’ diyor Vaccarino. Bu nedenle de depresyonu, kalp hastalıklarıyla ilişkilendiren bir mekanizma olma ihtimali söz konusu.

Hürriyet Bilim, Mart 2004

Erkek beyniyle 'aşk' yapıyor!

Son bilimsel araştırmalara göre, erkeklerde uyarılma ve arzu duyma eşzamanlı olurken, kadında aynı etki görülmüyor. Nedeni de beyinleri

Bademe benziyor

ABD'DE Emory Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre erkeklerin uyarılma ve arzu duymalarının çoğunlukla eşzamanlı olmasının, kadınların da uyarılmalarının mutlaka arzu duymalarıyla sonuçlanmamasının nedeni, beynin limbik sistemi içinde bademe benzeyen amigdala adı verilen bölümün farklı çalışması.

Kadın beyni etkilenmiyor

NİSANDA Nature Neuroscience dergisinde sonuçları yayımlanacak araştırmada, 28 erkek ve kadına erotik resimler gösterilirken, beyin MR'ları çekildi. Buna göre her iki cins de uyarılmalarına rağmen sadece erkeklerin beyinlerinde, özellikle de amigdala bölümlerinde muazzam bir aktivite saptandı.

Kültürel etki olabilir

BUGÜNE kadar seks ile bağlantısı gözardı edilen amigdalanın, primatların görsel sistemleriyle karmaşık ilişkileri olduğunu söyleyen araştırmayı yöneten Dr. Stephan Hamann, erkeklerin görsel uyarılara daha fazla açık olmalarının "kültürel" olabileceğine de işaret etti.  

http://www.milliyet.com.tr/2004/03/18/yasam/yas02.html

Türk kadını sabır taşı

Aile içi şiddet yaşayan Türk kadınının içinde bulunduğu duruma yıllarca boyun eğip, sabır gösterdiği ortaya çıktı. Acı olansa,10 kadından beşinin dayağı hak ettiğini düşünmesi.

DAYAK KURBANLARI

Hacettepe Üniversitesi tarafından Adalet Bakanlığı'nın işbirliği ile yapılan "Türkiye'de Kadın Suçluluğunun Sosyo- Kültürel Belirleyicileri" konulu araştırma, suç işleyen kadınların profilini ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre; cana yönelik suçlar işleyen hükümlü kadınlar, suç işlemeden önce yoğun şiddete maruz kalıyor. Aile içi şiddet yaşayan Türk kadını, yıllarca içinde bulunduğu duruma sabır gösteriyor. Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tülin İçli'ye göre, kadının şiddet gördüğü evde kalmaya devam etmesi sorunu kronikleştiriyor.

BOYUN EĞİYORLAR

71 cezaevinden 915 kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre, 18-32 yaş arası kadınlar suç işleme oranında ilk sırada yer alıyor. Araştırmaya katılan hükümlü kadınların yüzde 76.1'i "Şiddete karşı ne tepki veriyorsunuz?" sorusuna, "Sabrediyorum" cevabını veriyor. Sert tepki gösterdiklerini söyleyenlerin oranı ise yüzde 16.6 ile sınırlı kalıyor. Kadınlara sabretme nedenleri sorulduğunda ise, çocuk faktörü öne sürülüyor. Çocuğunun babasız kalmaması için sabredenler yüzde 38.4'lük bir oran oluştururken, gidecek yeri ve geçinecek parası olmadığı için şiddete boyun eğenler yüzde 19.2'de kalıyor.

SORUMLULUK BÜYÜK
Araştırmanın ortaya koyduğu diğer bir çarpıcı nokta ise, şiddet gören kadınların yüzde 55.9'unun dayağı hak ettiğini düşünmesi. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Tülin İçli, şunları söyledi: "Türk toplumu içinde kadın; küçük yaşlardan itibaren pasif, itaatkâr ve uyumlu olarak yetiştiriliyor. Kız çocuğunun bir an önce 'namusuyla başgöz edilmesi' anlayışı yaygın. Kadına evlenirken, "Artık, baba evinden gidiyorsun" diyerek büyük bir sorumluluk yükleniyor. Bu sorumluluklar altında kadın yıllarca aile içi şiddete maruz kalıyor ve çevresiyle paylaşamıyor."

ÖZLEM EROĞLU, Sabah Gazetesi