|
|
 |
|
 |
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
Stres orta sınıfı
seviyor
Stres insan vücudunu çökerten çağın en önemli
sorunlarından biri. Psikolojik bir sorun gibi
görülse de daha çok ortamdan kaynaklanan bir
durum. Bazı meslekler de stresi sürekli kılan
ortamlar yaratıyorlar. Ve stres, sanıldığı gibi
yöneticileri değil, yönetilenleri tehdit ediyor.
Yoga,
meditasyon, reiki, relaksoloji yöntemlerini
öğreniyoruz; daha sakin kalabilmek için bitki
karışımlarından oluşan çayları içiyoruz; doğru
nefes almayı başarırsak daha sakin
kalabileceğimizi umuyoruz; ama stres peşimizi
bir türlü bırakmıyor. Çünkü hayatın ritmi
sürekli olarak stresi sunuyor bizlere. Büyük
holdinglerin sorumluluk sahibi patronlarından
bir montaj işçisine kadar herkes, stresi
iliklerine kadar hissederek yaşıyor. Milyarca
insanı pençesine alan ve çağın sorunu olarak
nitelenen stres, bazı meslekleri yapanları daha
da çok etkiliyor ve birçok hastalığa da zemin
hazırlıyor. Kalp damar rahatsızlıkları,
tansiyon, depresyon, anksiyete gibi
rahatsızlıkların çoğunun temelinde stres
yatıyor.
Psikiyatri uzmanlarına en stresli on mesleği ve
nedenlerini sorduk. Aldığımız cevaplar, bu
mesleklerin sahiplerini biraz daha düşündürecek
gibi... Aslında, genel kanının aksine, en
stresli olanlar yönetici kadrolar değil. Tam
tersi, monoton ve itibarı düşük işlerde
çalışanların stresleri daha fazla; çünkü,
işlerini yürütürken kontrol güçleri az. Yani,
işlerini çok iyi yapmaları bekleniyor ama karar
alma yetkileri yok.
Örneğin, kişisel kontrolün mümkün olmadığı,
günlük rutinde rahatlama olanağının bulunmadığı,
vatandaşla direkt ilişki içinde olunan, talep ve
beklentinin çok ama bağımsız karar alma yetkisi
bulunmayan işlerde çalışanlarda 3 misli daha
fazla yüksek tansiyona rastlanıyor.
Kaynak: Füsun SAKA, Tempo Dergisi Kasım
2004 |
|
 |
|
Stres hormonu
saldırganlaştırıyor
Macar ve Hollandalı bilim adamlarından oluşan
bir araştırma ekibi stres altında bulunan
insanların diğer zamanlara göre daha saldırgan
davrandıkları sonucuna vardı. Bu bağlantıyı
farelerde kanıtlayan araştırma ekibi
hayvanlardaki bir saldırganlık merkezinin
etkinleşmesi halinde bir stres hormonunun da
daha fazla salgılandığını fark ettiler.
Bu
beyin bölgesi ne kadar çok etkinleşirse kanda o
kadar fazla stres hormonu bulunuyor. Araştırma
yazısı ‘Behavioral Neurascience’ dergisinde
yayımlanan Leiden Üniversitesi’nden Menno Kruk,
beş deneyle 53 fareyi incelemiş. Hayvanlara
insandaki stres hormonu kortizola benzeyen,
kortikosteron aşılandığında, fareler sadece
birkaç dakika içinde saldırgan davranışlar
sergilemeye başlıyorlar.
Hipotalamusta duyguların işlenmesinden sorumlu
bir bölgenin elektriksel olarak uyarılmasıyla da
birdenbire stres hormonu salgılanmakta. Fareler
normalde bu tür bir beden reaksiyonu ancak
potansiyel bir düşman veya diğer stres
faktörlerinin etkisinde kaldıklarında
gösterirler.
Stres hormonlarının görevi normalde bedendeki
enerji rezervlerini sağlamlaştırmak, bedeni
kaçışa veya saldırıya hazırlamaktır. Fakat son
araştırma, belli durumlarda beynin de devreye
girdiğini göstermekte. Buna göre stres hormonu
ve saldırganlık merkezi arasındaki Feedback
halkasını çalıştırmak için tek bir anlaşmazlık
yeterli diyor araştırmacılar. Bu bağlantı öte
yandan stres altındaki insanların neden daha zor
sakinleştiğini de göstermekte.
Kaynak: Hürriyet Bilim, Haziran 2004 |
|
 |
|
Dağınıklık
sendromu!
Bilim adamları, evrak yığılı ve dağınık
masaların, çalışanları hasta ettiğini keşfetti.
Bilgisayar monitörleri üreten NEC-Mitsubishi
adlı grup tarafından yaptırılan araştırma, bu
rahatsızlığın varlığını ve milyonlarca çalışanın
bu durumdan etkilendiğini ortaya koydu.
Ofis
çalışanlarında görülen bu rahatsızlığı, 'dağınık
masa sendromu' olarak adlandıran bilim adamları;
uzun çalışma saatleri, karmaşık masa düzeni ve
işlerin kötü gitmesinin çok sayıda kişinin
ruhunda derin yaralar açtığını ifade etti.
Araştırma, düzenli tatiller ve kişinin masa
düzenini kendine göre ayarlamasının, hastalığın
ortaya çıkması ihtimalini azaltabileceğini de
ortaya koydu. 2 bin kişinin katıldığı ankette
katılımcıların yüzde 67'si, iki yıl öncesine
göre daha çok masa başında olduklarını söyledi.
Bu kişilerin yüzde 40'ı da günlerini
geçirdikleri masanın dağınıklığından şikayetçi
oldu. Ankete katılanların yüzde 35'i sırt ve
boyun ağrılarından şikayet ederken, bunu da
masalarında rahatsız pozisyonda oturmalarına
bağladı.
Nasıl tedbir alınır?
● Masanıza
özel bir eşya yerleştirin.
● Stresi
azaltmak için masa düzenine daha çok dikkat
edin.
● Sırt
ağrılarına karşı sürekli dik oturmaya özen
gösterin.
● Masa
başında beş dakikanızı esneme hareketlerine
ayırın.
●
Konsantrasyonu ve genel sağlık durumunu
iyileştirmek ve iş arkadaşlarınızla
iletişiminizi güçlendirmek için düzenli
aralıklarla masadan uzaklaşın.
● Masanızda,
iş dışındaki hayatınızı hatırlatacak nitelikte
size özgü bir nesne bulunsun.
● Masa
başında çalışırken enerjinizin düşmemesi için
bol su için ve ortamın fazla ısıtılmamasına
dikkat edin.
Kaynak: Türkiye Gazetesi, 12 Temmuz 2004 |
|
 |
|
Boşanmalar
patladı
ATO'nun araştırmasına göre, Türkiye'de son 5
yılda 744 bin boşanma davası açıldı. 2001
ekonomik krizinin etkisini sürdürdüğü 2003
yılında bu rakam yüzde 21 artarak 185 bine
ulaştı
Ankara
Ticaret Odası, Türkiye'nin sosyal yaralarına
dikkat çektiği 4 bölümlük "Neler Oluyor Bize?"
adlı dizi raporunun sonuncusunda boşanma,
intihar ve silahlanma konularını işledi. Rapora
göre, uzun yıllar Türk insanını etkisi altına
alan enflasyon ve buna bağlı ortaya çıkan
krizler, yıkıcı etkilerini değişik şekillerde
gösteriyor. Fakirleşen, işini kaybeden, geliri
düşen Türk insanı yaşama sıkı sıkıya bağlı
kalmak şöyle dursun, mevcutlarını koruyamıyor,
tutunamıyor. Kişiler ya aile yaşamını korumakta
zorlanıyor ve boşanıyor, ya da sorunlarından
kaçıp intihara sığınıyor.
Rekor İstanbul'da
İncelemeye göre, 1998'de 115 bin 265 boşanma
davası açıldı. 1999'da bu rakam yüzde 6 artışla
123 bin 271'e yükseldi. 2000'de bir önceki yıla
göre yüzde 7 artan boşanma davaları 131 bin
814'e, 2001'de de bir önceki yıla göre yüzde 14
artışla 150 bin 110'a ulaştı. 2002'de bir önceki
yıla göre yüzde 2 artışla 153 bin 409 yükselen
boşanma davalarında, 2003'te adeta patlama
yaşandı.
Söz konusu yılda boşanma davaları bir önceki
yıla göre yüzde 21 arttı. En çok boşanma olayı
İstanbul, Ankara ve İzmir'de görülürken
boşanmaların yüzde 45'i evliliğin ilk 5 yılında
gerçekleşiyor.
Silah tutkusu
Türkiye'de 7 milyon kişide ruhsatlı ya da
ruhsatsız silah bulunuyor. Buna göre Türkiye'de
her 4 evden birinde silah var, her 10 kişiden
birinin belinde veya evinde bir tabanca veya
tüfek bulunuyor. Yılda yaklaşık 3 bin kişi bu
silahlar yüzünden hayatını kaybediyor. Devlet,
ruhsatlı silahların taşıma ve bulundurma
ruhsatlarından yaklaşık 250 trilyon lira gelir
elde ediyor. Silah sahipleri her yıl yenilenen
taşıma ruhsatı için 1 milyar, bulundurma ruhsatı
için 250 milyon lira para ödüyor. Yine 2000-2003
yılları arasındaki suçların her yıl için yüzde
5'i ateşli silahlarla işlenmiş. Ateşli
silahlarla gerçekleşen suçların yüzde 70'i ise
ruhsatsız silahlarla işlenmiş. Silahlarla yılda
10 bine yakın insan yaralanırken, 3 bin kişi de
hayatını kaybediyor.
Kaynak: Vatan Gazetesi, 26 Temmuz 2004 |
|
 |
|
Mutlu evlilik
sırrı: Az beklenti
Mutlu evliliğin sırrı, beklentilerini düşük
tutmak. ABD'li bilim adamlarına göre, eşinden
çok şey beklemek, mutsuzluk kaynağı. Ayrıca
iletişim ve affetmeye hazır olmak mutluluğa
giden bir diğer altın yol.
Ohio
ve Florida üniversitelerinde görevli uzmanlar,
82 çifti dört yıl boyunca ayrı ayrı 'sorguladı'.
Buna göre, ilişkilerinin başında eşlerine
yönelik beklentileri çok fazla olanlar, kısa bir
süre sonra gerçeklerle yüzleşmek zorunda
kaldıklarında derin hayal kırıklıkları yaşadı.
Ancak beklentileri fazla olup da buna karşılık
affedici, hoşgörülü olan ve eşlerinin olumsuz
davranışlarına uygun kılıf uydurmasını bilenler,
olumsuzluk yaşamadı. Araştırma ekibinin başkanı
Prof. James McNulty, sonucu şöyle yorumladı:
"Eşinize yönelik beklentileriniz olduğunda,
mutlu olmak sizin becerilerinize bağlı.
Beklentileriniz yüksek olup da yerine
gelmediğinde yine de buna hoşgörüyle
bakabiliyorsanız mutlu olursunuz."
http://www.e-kolay.net/saglik/haber.asp?MainID=499&PID=505&HaberID=191875 |
|
 |
|
Az stres yararlı
İngiliz The Independent gazetesine göre,
American Psikoloji Derneği’nin yayın organı
Psychological Bulletin’de yayınlanan bir
araştırma, stresin her zaman sağlığa zarar
vermediğini, vücudun direncini güçlendirdiği
için küçük dozdaki stresin yararlı olabileceğini
belirledi.
İngiliz
The Independent gazetesine göre, American
Psikoloji Derneği’nin yayın organı Psychological
Bulletin’de yayınlanan bir araştırma, stresin
her zaman sağlığa zarar vermediğini, küçük
dozdaki stresin yararlı olabileceğini ortaya
attı.
Araştırma, modern yaşamın çileleri gibi görünen
kentlerdeki yoğun trafik, bilgisayarların en
kritik anlarda kilitlenmesi ve anne babaların
büyüyen çocuklarıyla zorlu ilişkileri gibi
sorunların yarattığı stresin, sağlık açısından
yararlı olabileceğini gösterdi.
Buna karşın, stresli durumların çok uzamasının
vücudun direnme sistemini tahrip ederek ciddi
zarar verebileceğini ortaya koyan araştırmada,
en tehlikeli stres durumları arasında kalıcı
sakatlıklar, ciddi bir ruhsal sorunu olan eşin
bakımını üstlenmek ve savaş mültecisi olmak
sayıldı.
19 bin katılımcıya ilişkin verilerin
değerlendirildiği araştırmanın sonuçları, uzun
süreli stres durumlarının sağlık için
oluşturduğu tehlikeleri de ortaya koydu. Buna
göre, uzun süreli stres altındaki kişinin önce
hücrelerinin direnci yok oluyor, sonraki bir
aşamada ise genel direnme işlevi yitiriliyor.
Kaynak:
Londra Hürriyet Gazetesi, 12 Temmuz 2004
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~5@nvid~436438,00.asp |
|
 |
|
Yaşlı kadın,
erkeğe göre daha fazla depresyonda...
Sivas'ta yapılan bir araştırmada, 60 yaş üstü
kadınlarda, aynı yaş grubundaki erkeklere göre
daha fazla depresyon görüldüğü belirlendi.
Atatürk
Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu'nun
yayımladığı bilimsel dergide, Cumhuriyet
Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu'nda görevli
Yrd. Doç. Dr. Nuran Güler, Öğretim Görevlisi
Güngör Güler ve Araştırma Görevlisi Sema
Kocataş'ın yaptığı ''60 Yaş ve Üzeri Bireylerde
Depresyon Yaygınlığı'' konulu araştırma
yayınlandı.
Sivas'ta Çayboyu Mahallesi'nde 77 yaşlı üzerinde
yapılan araştırmada, yaşlılarda depresyon
yaygınlığı oranının yüzde 36 olduğu belirlendi.
Araştırmada, yaşlı kadınların yüzde 45'inde,
erkeklerin ise yüzde 27.1'inde depresyon
görüldüğü bildiriliyor. Yaşlıların medeni
durumlarına göre de evlilerin yüzde 30'unda,
dulların yüzde 56.3'unda, çocuklu yaşlıların
yüzde 36'sında, çocuksuzların da yüzde 50'sinde
depresyon saptandı.
Sağlık sorunlarının da depresyonla yakın
ilişkili olduğunun görüldüğü araştırmada, kronik
hastalığı olmayan yaşlıların yüzde 27.6'sında,
kronik hastalığı birden fazla olanların da yüzde
47.3'ünde depresyon görüldüğü kaydedildi.
Araştırmada, yaşlı bireylerin sıkıntıyla baş
etme durumlarına göre depresyon yaygınlıklarının
da incelendiği, ibadet ederek, çocuk ve
arkadaşlarıyla paylaşarak sıkıntılarıyla baş
etmeye çalışanların yüzde 59'unda, yalnız
kalarak sıkıntılarıyla baş etmeye çalışanların
da yüzde 25'inde depresyon görülmediği
belirlendi.
Araştırma sonuçlarına göre, depresyonda olduğu
saptanan yaşlı bireylerin düzenli olarak
izlenmesi, ilgili çalışanlarca tedavi ve bakım
programının oluşturulması önerildi. Ayrıca
sağlık personeline, özellikle hemşirelere
yönelik yaşlılık ve yaşlı ruhu sağlığı,
depresyon gibi konularda eğitim programlarının
düzenlenmesi gerektiği de belirtilerek,
yetişkinlik döneminden itibaren yaşlılığa
hazırlanma programlarının düzenlenmesinin
faydalı olacağı kaydedildi.
Kaynak:
Milliyet Gazetesi,
16 Haziran 2004
http://www.milliyet.com.tr/2004/06/16/son/sonyas09.html |
|
 |
|
Stresli kadın
daha çok yiyor
Amerikalı bilim adamlarına göre stres yaşayan
kadın, erkeğe göre daha fazla yiyor.
Araştırmalar siniri yatışan kadının uzun bir
süre sonra da yemeye devam ettiğini göstermiş.
Aslında
daha önceleri yapılan araştırmalarla da gerek
kadınların gerekse erkeklerin stresli dönemlerde
daha fazla yedikleri ortaya çıkmıştı. Fakat bu
etkinin stresin atlatılmasından sonra ne şekilde
devam ettiği bilinmiyordu. Araştırmasını Journal
of Applied Social Psikoloji dergisinde
yayımlayan Pennsylvania Devlet Üniversitesi’nden
Laura Klein, şimdi bu konuyu mercek altına aldı.
Yaşları 18-45 arasında değişen 63 erkek ve kadın
deneğe yoğun stres yaratan ilk deneyden sonra
tuzlu kraker, patates cipsi, patlamış mısır,
peynir ve çikolata gibi yiyecekler verilmiş.
Daha sonra ise deneklerin ilk deneyde ne kadar
stres yaşadıklarını gösterecek bir yap boz
görevi verilmiş. Daha yoğun bir şekilde strese
giren kadınlar daha fazla çerez yedikleri gibi
özellikle de cips ve çikolata gibi daha yağlı
yiyecekleri tercih etmişler. Oysa erkek denekler
ne kadar stresli olurlarsa olsunlar hep aynı
miktarda yiyerek, yap boz görevini de fazla
zorlanmadan yerine getirmişler. ‘Kadınlar
özellikle de stresin ardından daha fazla yeme
ihtiyacını duyuyorlar ve bu durum belki de
kadınların zorlu bir haftadan sonra (hafta
sonları) neden daha fazla yemek yediklerini de
açıklıyor’ diyor Klein.
Kaynak: Hürriyet Bilim, Haziran 2004 |
|
 |
|
Bu gelişmişlik
akla ziyan...
Depresyondan panik atağa, dünyanın ruhu
daralıyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde
ruh hastalıkları giderek artarken, hastaların
çoğunluğu tedavi görmüyor
Gelişmiş
ve gelişmekte olan ülkelerde ruh hastalıkları
giderek yayılırken, büyük bölümü tedavisiz
kalıyor. Harvard Tıp Okulu'nun, 2001-2003
yılları arasında Belçika, Çin, Kolombiya,
Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Lübnan,
Meksika, Hollanda, Nijerya, İspanya, Ukrayna ve
ABD'de yaptığı araştırmada, 60 bin 463 yetişkin,
evlerinde yüz yüze görüşülerek incelendi.
Amerikan Tıp Birliği'nin dergisinde yayımlanan
araştırma, incelenen tüm deneklerin yüzde
10'unun akıl ve ruh hastalıklarından mustarip
olduğunu gösterdi.
Araştırmaya göre ABD'deki deneklerin yüzde
26.4'ü depresyon ve endişe bozukluğu gibi
hastalıklara yakalanmış durumda. Bu oran
İtalya'da yüzde 8.2. En düşük oran ise yüzde 4.7
ile Nijerya'da.
Anket sırasında teşhis
Araştırmada, iki saat sorgulanan deneklere
teşhis konulduğu, bu kişilerden bazılarıyla
sonuçların doğrulanması için yeniden görüşüldüğü
belirtildi. Ukrayna hariç tüm ülkelerde en çok
görülen rahatsızlıklar, panik atak ve fobi gibi
endişe bozuklukları ile travma sonrası stres
bozukluğu. Yüksek işsizlik oranının bulunduğu
Ukrayna'da ise listenin başını depresyon
çekiyor.
Araştırmacılardan, Dünya Sağlık Örgütü'nde görev
yapan Dr. Bedirhan Üstün, geçen yıl gelişmiş
ülkelerdeki deneklerden yüzde 36'sı ila 50'sinin
tedavi görmediğini, bu oranın gelişmekte olan
ülkelerde yüzde 76 ila 85'e yükseldiğini
söyledi. (aa, cnn)
Kaynak: Radikal 3 Haziran 2004
http://www.radikal.com.tr/veriler/2004/06/03/haber_118200.php |
|
 |
|
Her 100 anneden
17'si lohusalık depresyonunda!
Lohusalık depresyonu anne ve bebeği olumsuz
etkiliyor. Özellikle çoğul gebeliklerde daha sık
rastlanan durum, anne, baba ve bebek arasında
yeni problemlerin doğmasına neden oluyor
City
Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr.
Gurur Polat, doğum sonrasında, özellikle ilk
bebeklerde, annenin bebek bakımı ve
ihtiyaçlarına cevap vermede sorun yaşamasının "lohusalık
depresyonu"na neden olduğunu söyledi. Bu
depresyonun genellikle doğumdan sonraki bir ay
ile bir yıl süresince ortaya çıktığını belirten
Polat, "Görülme sıklığı yüzde 17'leri bulan bu
sendrom, annenin yaşına, doğum sayısına, eğitim
durumuna veya sosyal statüsüne bağlı değildir"
dedi. Her annenin doğum sonrası yeni duruma
alışmada güçlük çektiğinin altını çizen Polat,
annenin yeni bebeğe ve iş yüküne alışamaması
nedeniyle oluşan ve "annelik hüznü" olarak
tanımlanan duygusal değişiklik durumu ile doğum
sonrası sendromunun birbiri ile karıştırılmaması
gerektiğini ifade etti. Annelik hüznünün
şiddetli olmadığını ve annenin fiziksel ve
ruhsal yorgunluğuna bağlı olarak görülme
sıklığının arttığını belirten Polat, "Annelik
hüznü geçici bir durumken, lohusalık depresyonu,
profesyonel yardım alınmaksızın atlatılamayacak
bir rahatsızlıktır" dedi.
Eşler mutsuzsa...
Lohusalık depresyonunu hızlandıran çeşitli
etkenler bulunduğunu ifade eden Dr. Gurur Polat,
bunları şöyle sıraladı: "Kansızlık, çoğul
gebelik, kayınvalide ile sorunlar ve mutsuz
evlilik depresyona yatkınlığı artırdığı gibi,
şiddetini de artırır." Her hastanın aynı
belirtileri göstermeyeceğini ifade eden Polat,
"Bu nedenle depresyonu anlamak bazı durumlarda
zorlaşabilir. Her ay rutin kontrollerde bebeği
takip eden pediatrist ve hemşirelerin anneyi de
gözlemlemeleri yerinde olacaktır" dedi.
Depresyondaki annenin hayattan zevk almamaya
başladığını ve içe kapandığını belirten Polat,
"Eşin ve yakın çevrenin dikkatli olması, anneye
yardım etmesi, doğru olacaktır" diye konuştu.
http://www.sabah.com.tr/sag103-20040419.html |
|
 |
|
Depresyon ve kalp
hastalıkları arasındaki bağlantı
Depresyon,
kalp hastalıklarında bilinen bir risk
faktörüdür. Amerikalı bilim adamları şimdi yeni
bir ikiz araştırmasıyla bu bağlantının
arkasındaki olası mekanizmayı buldular. Amerikan
Kardiyoloji Akademisi’nin New Orleans’da
gerçekleştirilen konferansında, bilim adamları
her iki rahatsızlığın da vejetatif sinir
sistemindeki bir bozukluktan
kaynaklanabileceğini açıkladılar. Emory
Üniversitesi’nden (Atlanta) Viola Vaccorino,
yaşları 47 ila 57 arasında değişen ve koroner
kalp hastalığı belirtileri taşımayan erkek
ikizleri kontrolden geçirerek 24 saatlik EKG ile
deneklerin kalp değerlerini kaydetmiş.
İncelemeler sırasında depresyon belirtileri
taşıyan ikizlerin, depresif olmayan kardeşlere
kıyasla daha düşük kalp frekansı değişkenliğine
(KFD) sahip oldukları ortaya çıkmış. KFD,
vejetatif sinir sistemi için bir göstergedir.
Sinir sisteminin bu mekanizması kalp de dahil
olmak üzere temel beden fonksiyonlarını
çalıştırır. ‘Vejetatif sinir sisteminde düşük
kalp frekansı değişkenliğine bağlı bir bozukluk,
kalp ritim bozukluğu ve ani ölüm riskini
yükseltebilir’ diyor Vaccarino. Bu nedenle de
depresyonu, kalp hastalıklarıyla ilişkilendiren
bir mekanizma olma ihtimali söz konusu.
Hürriyet Bilim, Mart 2004 |
|
 |
|
Erkek beyniyle
'aşk' yapıyor!
Son bilimsel araştırmalara göre, erkeklerde
uyarılma ve arzu duyma eşzamanlı olurken,
kadında aynı etki görülmüyor. Nedeni de
beyinleri
Bademe
benziyor
ABD'DE Emory Üniversitesi'nde yapılan
araştırmaya göre erkeklerin uyarılma ve arzu
duymalarının çoğunlukla eşzamanlı olmasının,
kadınların da uyarılmalarının mutlaka arzu
duymalarıyla sonuçlanmamasının nedeni, beynin
limbik sistemi içinde bademe benzeyen amigdala
adı verilen bölümün farklı çalışması.
Kadın beyni etkilenmiyor
NİSANDA Nature Neuroscience dergisinde sonuçları
yayımlanacak araştırmada, 28 erkek ve kadına
erotik resimler gösterilirken, beyin MR'ları
çekildi. Buna göre her iki cins de
uyarılmalarına rağmen sadece erkeklerin
beyinlerinde, özellikle de amigdala bölümlerinde
muazzam bir aktivite saptandı.
Kültürel etki olabilir
BUGÜNE kadar seks ile bağlantısı gözardı edilen
amigdalanın, primatların görsel sistemleriyle
karmaşık ilişkileri olduğunu söyleyen
araştırmayı yöneten Dr. Stephan Hamann,
erkeklerin görsel uyarılara daha fazla açık
olmalarının "kültürel" olabileceğine de işaret
etti.
http://www.milliyet.com.tr/2004/03/18/yasam/yas02.html
|
|
 |
|
Türk kadını sabır
taşı
Aile içi şiddet yaşayan Türk kadınının içinde
bulunduğu duruma yıllarca boyun eğip, sabır
gösterdiği ortaya çıktı. Acı olansa,10 kadından
beşinin dayağı hak ettiğini düşünmesi.
DAYAK
KURBANLARI
Hacettepe
Üniversitesi tarafından Adalet Bakanlığı'nın
işbirliği ile yapılan "Türkiye'de Kadın
Suçluluğunun Sosyo- Kültürel Belirleyicileri"
konulu araştırma, suç işleyen kadınların
profilini ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına
göre; cana yönelik suçlar işleyen hükümlü
kadınlar, suç işlemeden önce yoğun şiddete maruz
kalıyor. Aile içi şiddet yaşayan Türk kadını,
yıllarca içinde bulunduğu duruma sabır
gösteriyor. Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri
Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tülin İçli'ye göre,
kadının şiddet gördüğü evde kalmaya devam etmesi
sorunu kronikleştiriyor.
BOYUN EĞİYORLAR
71 cezaevinden 915 kadın üzerinde yapılan
araştırmaya göre, 18-32 yaş arası kadınlar suç
işleme oranında ilk sırada yer alıyor.
Araştırmaya katılan hükümlü kadınların yüzde
76.1'i "Şiddete karşı ne tepki veriyorsunuz?"
sorusuna, "Sabrediyorum" cevabını veriyor. Sert
tepki gösterdiklerini söyleyenlerin oranı ise
yüzde 16.6 ile sınırlı kalıyor. Kadınlara
sabretme nedenleri sorulduğunda ise, çocuk
faktörü öne sürülüyor. Çocuğunun babasız
kalmaması için sabredenler yüzde 38.4'lük bir
oran oluştururken, gidecek yeri ve geçinecek
parası olmadığı için şiddete boyun eğenler yüzde
19.2'de kalıyor.
SORUMLULUK BÜYÜK
Araştırmanın ortaya koyduğu diğer bir çarpıcı
nokta ise, şiddet gören kadınların yüzde
55.9'unun dayağı hak ettiğini düşünmesi.
Araştırma sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr.
Tülin İçli, şunları söyledi: "Türk toplumu
içinde kadın; küçük yaşlardan itibaren pasif,
itaatkâr ve uyumlu olarak yetiştiriliyor. Kız
çocuğunun bir an önce 'namusuyla başgöz
edilmesi' anlayışı yaygın. Kadına evlenirken,
"Artık, baba evinden gidiyorsun" diyerek büyük
bir sorumluluk yükleniyor. Bu sorumluluklar
altında kadın yıllarca aile içi şiddete maruz
kalıyor ve çevresiyle paylaşamıyor."
ÖZLEM EROĞLU, Sabah Gazetesi
|
|
 |
| | | |