|
Çocuklarda cinsel gelişim, önem sırasına göre
sıralanabilecek birçok etkenle belirlenir. Biyolojik
faktörler bunlar içinde en önemlisi ve başta gelenidir.
Biyolojik faktörler dendiğinde, çocuğun anne
karnında genlerle belirlenen cinsiyet yapısı ve hipotalamus,
hipofiz isimli beyin bölgelerinden yaşam boyu
salınan cinsiyet hormonları arasındaki denge anlaşılır.
Bunun
yanında anne babanın, kendi cinsiyet rollerini sağlıklı
olarak sergileme becerileri, çocuklarını yetiştirme stilleri
de, çocuğun cinsel gelişiminde en önemli çevresel faktördür
ve doğumdan erişkinliğe kadar her yaşta etkilidir. Çocuğun
bakımı ile yakından ilgili, besleyici olmayı, model olmayı
başarabilen anne babalar, bu noktada çocuğa daha yararlı
olmaktadırlar. Anne veya babanın yokluğu, aşırı soğukluğu,
baskıcılığı gibi durumlar, çocuğun diğer ebeveyne karşı
bağımlılık yaratacak derecede aşırı korunması, çocukla yakın
ilişkiyi bozabilecek hastalıklar, ebeveyn çatışmaları vs her
biri, anne babanın çocukla sağlıklı iletişim kurmasını ve
iyi birer rol modeli olmasını önler.
Çocuğun cinsel gelişiminde; biyolojik ve ailesel faktörler
dışında; yaşı ilerledikçe kurduğu akran ilişkileri, içinde
yetiştiği kültürel değerler, çocuğu etki altında
bırakabilecek televizyon internet vb görsel malzemeler,
içinde bulunduğu sosyoekonomik koşullar ve olumlu ya da
olumsuz kendi yaşam deneyimleri gibi pek çok faktör söz
konusudur.
Normal
gelişim sürecinde, ilk ayrımlaşma ceninin anne karnına
yerleşmesi ile başlar. Hem anne hem de babanın katkısı ile
şekillenen kromozom dağılımı içinde X ve Y sembolleri ile
gösterilen cinsiyet kromozomları vardır ve bu kromozomlar XX
şeklinde bir araya geldiklerinde kız cinsiyeti, XY şeklinde
bir araya geldiklerinde ise erkek cinsiyeti gösterirler. Bu
genetik yapı, ilk 5-6 hafta içinde, genital yapıyı testis
veya over yönünde farklılaşmaya yöneltir. Bu genetik yapı
değişmez ancak anne karnında başlayıp yaşam boyu etkisini
gösteren, beyin tarafından salınan hormon salgıları cinsiyet
gelişimi ve cinsel yaşam üzerinde çok büyük öneme
sahiptirler. İlk önce; anne karnında erkek testislerinden
başlayan hormon salgısı, genital bölgenin anatomik yapısını
dönüştürmeye başlar ve gebeliğin 11-12. haftasından
itibaren, erkek ve kız cinsiyete özgü anatomik farklılıklar
oldukça belirgindir.
Elbette ki bebeklik döneminde, bebek adına, keskin bir
cinsel farkındalıktan söz edemeyiz. Yaşamın ilk yılı,
bebeğin genital bölgenin işlevinin farkına varması ve bazı
basit hazları yaşaması sürecidir. Bebeklik döneminde anne
ile kurulan meme emme ilişkisi çocuğun ilk haz deneyimi
sayılabilir, üstelik, yeni doğanın amaca yönelik organize
olduğu ilk aktivitedir de. Annenin memesini emme dışında;
altının temizlenmesi sırasında da kimi bebeklerin haz
davranışları sergiledikleri bilinir. Yaklaşık 3 aylıktan
itibaren bazı çocuklarda parmak emme gözlenebilir. Üstelik
bu tür davranışlar, küçük bebeğin kendi bedeninin farkında
olmasının işaretleridir. Özetle bebeklik çağının cinsel
gelişimi; bebeğin cinsel organının farkına varması, basit
haz alma davranışları, erişkinlerin tepkilerini ölçmeye
yönelik teşhircilik, anne, baba, kardeş gibi en yakınındaki
bireylerin bir haz aracı olarak kullanılmasından ibarettir.
Henüz, cinsel organının ve cinsel işlevlerinin kendi
benliğinin bir parçası olduğunu keşfetmektedir bebek.
Çocuk
2 yaşına girdiğinde tuvalet kontrolü konusunda bakıcıyla
çatışmaları (tutma, bırakma) bu yaşlardaki inatçı,
kontrolcü, negatif ilişkilerinin göstergesidir. Erkek ve kız
cinsiyet arasındaki farkları ayırt etmeye başlar. 2-2.5
yaşından sonra cinsiyetinin farkındadır artık. Basit genital
uyarımların yerini daha kontrollü keyif alma davranışları
alabilir. Bu yaşlarda cinsel gelişimin en önemli özelliği
ise, çocuğun anne ve babası ile kurduğu ilişki yoluyla karşı
cinsle ilişki kurmayı öğrenmeye başlamasıdır ve psikanalizde
‘ödipal çatışma’ olarak da adlandırılır. Bu dönemde; kız
çocuk babaya daha yakın olma gayretine girer, babanın
sevgisini kazanma konusunda anne ile çatışmaya düşebilir.
Erkek çocuk ise anneye daha yakın olma ve babadan kıskanma
eğilimindedir. Bu çatışma, erkek çocukta, kastrasyon (hadım
edilme), kız çocukta ise kendi cinsinden ebeveynin sevgisini
kaybetme korkusu ile son bulur ve çocuk, zamanla her iki
ebeveyn ile de barışır. Tabi ki bu zaman diliminde
yaşananlar, çocuğun anne ve babası ile kurduğu sağlıklı
diyalog, ebeveynlerin verdiği karşılık, ödipal çatışmanın
sağlıklı çözümünde en önemli malzemedir, çocuğun ileriki
yaşlarda karşı cinsle gireceği ilişkiler için de bir
göstergedir. Özet olarak, 2-3 yaşlarda çocuk; cinsiyetinin
ne olduğunu, kendi bedeninin kontrol edebildiğini öğrenir,
benlik duygusu gelişir ve anne baba ile bu dönemde kurduğu
ilişki yoluyla toplumsallaşmayı öğrenir.
4-6
yaşlar ise, çocuğun kendi cinsiyetine özgü davranışlarının
pekiştiği yıllardır. Bir önceki dönemden kalma ödipal
çatışmanın izleri bu dönemde de sürer. Cinsiyete ilişkin
roller sergilenmeye başlanır. Çocuk oyunlarında anne, baba
vb roller benimsenir, bir anlamda cinsel kimliğe sahip çıkma
başlar. Renk seçimi, kıyafet seçimi gibi konularda erkeğe
veya kıza özgü tercihler gözlenir. Anne, baba veya evdeki
büyük kardeşle özdeşime bağlı sergilenen davranışlar;
örneğin annenin makyaj malzemelerini kullanma, baba gibi
giyinme gibi örnekler de cinsel kimliğe sahip çıkma ile
ilgili sayılabilecek davranışlardır. Bedeninin çıplaklığına
ilişkin utanma duygusu kızlarda 4-6 yaşlarında, erkeklerde
ise biraz daha geç, 5-8 yaşları arasında görülmeye başlar ve
cinsel role sahip çıkmanın bir diğer önemli göstergesidir.
Bu yaşlarda artık; doğum, cinsellik vb konularda merak ve
sonuçta ebeveyne yönelik sorular başlar.
Anne
baba, bu yaşlarda, kendilerini zorlayabilecek sorular veya
sorunlarla karşılaşabilirler. Bazen anne babalarını kendisi
veya kardeşinin nasıl doğduğu konusunda açıklama yapmak
zorunda bırakabilirler. Bunun çocuğa nasıl anlatılacağı
ebeveynin ve çocuğun kapasitesine ve yeteneklerine bağlıdır
ancak böyle bir soru asla geçiştirilmemeli veya yanıtsız
kalmamalıdır Nasıl açıklanırsa açıklansın, çocuğun kafasını
karıştıracak sözler söylenmemeli, yalana başvurulmamalıdır.
Çünkü, çocuk; ebeveynden gelen yanıtı kendi fantezi dünyası
ile birleştirip kendi zihninde bunu sentezleyecektir.
Bu
dönemde sık karşımıza çıkan bir diğer sorun, çocuğun; yere
uzanıp sürtünme, cinsel organla oynama gibi kendini uyarma
(mastürbasyon) davranışları sergilemesidir. Bazen o kadar
yoğun yaşanır ki, çocuk uygunsuz ortamlarda, neredeyse kan
ter içinde kalacak derecede kendisini yorar. Bu durumla
karşılaşan anne baba, asla çocuğu yargılayıcı, küçük
düşürücü bir tutuma başvurmamalı, yaptığının kötü ya da ayıp
olmadığı belirtilmeli ancak yaptığının kendisine zarar
vermesinin ve çevreyi rahatsız etmesinin de önüne
geçilmelidir. Bu, çoğu zaman geçici bir durumdur ancak eğer
zaman içinde kaybolmaza ve çocuğun başka davranış sorunları
da varsa mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır.
Bu
yaşlarda anne babaların karşısına çıkan diğer bir durum,
küçük çocuğun karşı cinse özgü davranışlar sergilemesidir
ki, bu durum ergenlikte de gözlenebilir. Yani, erkek çocuk
annesinin veya ablasının davranışlarını, eylemlerini taklit
etmeye, seyrek de olsa kız çocuk da ağabey veya babanın
davranışlarını taklit etmeye çalışır, bu da anne babaları
çok çabuk telaşlandırır. Bu, korkulacak bir durum değildir
ve çocuğun kendi cinsinden ebeveyni ile özdeşimini
arttıracak basit önlemlerle aşılabilir ancak çocuğun karşı
cinse özgü davranışları yoğun ve anne baba başa çıkamaz
durumda ise, bu durumda da profesyonel yardım alınabilir.
İlköğretim yıllarının başlaması ile birlikte cinsel
aktivitelere bir sessizlik hakim olur, buna ‘latent evre’ de
denir. Yani çocuğun bedeni ile ilgili uğraşları minimuma
inmiştir ancak cinsel işlevselliği sosyal ortamlarda,
arkadaş grubu içinde devam eder. İkili ilişkileri artık daha
organize grup oyunlarına dönmüştür, her iki cins de oyun
arkadaşıdır. Bu dönemde cinsel gelişimde çevrenin ağırlığı
iyice artmıştır, erkek ya da kız kimliğini artık
yaşıtlarının arasında sınamaktadır.
Bu
yaşlarda anne babaları bekleyen ve klinik pratiğimizde de
karşımıza çıkabilen iki önemli sorun vardır. Bunlardan biri,
çocukların erken yaşta cinsel açıdan uyarılmaları, diğeri
ise puberte prekoks dediğimiz, ergenlikte oluşması beklenen
cinsel gelişimin bu yaşta karşımıza çıkmasıdır. Özellikle de
günümüzün ileri teknolojisine bağlı olarak, televizyon,
internet gibi ortamlar, bu çocukların, -anne baba fark
etmeden- erken yaşta cinsel olarak uyarılmalarına neden
olabilmekte, zamanından önce gelen bu uyarımın sonuçları da
çocuk ve aile için travmatik olabilmektedir. Çocuk, cinsel
merakını bazen çevrenin de etkisiyle yaşıtları arasında
denemeye kadar götürebilir ve cinsel içerikli bir konuşma
jargonu, mastürbasyon, öpüşme vb gibi daha uç noktalarla
karşılaşabiliriz. Bu tür durumlarla karşılaşan aileler
soğukkanlı olmalı, asla çocuğu ayıplama, utandırma, ona
engelleyici yasaklar getirme gibi önlemlere başvurmamalı,
cinsel içerikli konularda ilgili olmasının normal olduğu
ancak bunun uygun zamanda ve koşullarda yaşanması gerektiği
anlatılmalı, gerekirse de çocuğa yasaklar getirmeye
çalışmadan önlemler alınmalıdır. Puberte prekoks ise,
genellikle çocukta cinsiyet hormonlarının salgılarındaki
düzensizliğe bağlanabilecek bir durum olarak karşımıza
çıkmakta ve erişkine özgü cinsiyet özelliklerinin erken
yaşta görülmesine yol açar. Puberte belirtilerinin kızlarda
8 yaşından, erkeklerde 9 yaşından önce görülmesi beklenen
bir durum değildir ve bu durumda tıbbi yardım aranmalıdır.
10-12
yaşları arasında ergenliğe giriş başlar ve bebeklikten
sonraki en hızlı büyüme sürecidir. 6-8 yaşlar arasında
başlayan cinsiyet hormonlarının artışı bu yaşlarda zirve
noktasına ulaşır. Boy büyür, ağırlık artar. İskelet sistemi,
kas ve yağ dokusu artar, bütün vücut sistemlerinin
kapasiteleri artar. Kızlarda önce meme gelişir, bunu genital
bölge ve koltuk altı bölgesinde kıllanma izler. Meme
büyümesinden yaklaşık 2 yıl sonra mens döngüsü başlar,
başlangıçta düzensizdir, zamanla düzene girer. Erkeklerde
pubertenin ilk belirtisi testis büyümesidir, bunu penis
büyümesi, genital bölge kıllanması, koltuk altı kıllanması,
bıyık-sakal çıkışı izler. Bütün bu bedensel değişimler 3-5
yılda tamamlanır ve erişkinliğe özgü üretkenliğe kavuşulmuş
olur. Puberte başlangıcı ortalama olarak kızlarda 10 yaş,
erkeklerde 12 yaş olarak kabul edilir ancak başlangıcı ve
süresi; beslenme koşulları, ruhsal ve fiziksel hastalıklar
vb birçok durumdan etkilenebilir. Ülkemizde bu konuda
yapılan araştırmalar; erkek çocuklarda genital bölge
kıllanmasının 12 yaşa yakın, koltuk altı kıllanmasının 13
yaş başlangıcında, seste kalınlaşmanın 14 yaş, yüzde
kıllanmanın ise 14.5 yaş düzeyinde başladığını; kız
çocuklarda memelerin gelişmesinin 9 yaşın sonunda, genital
bölge kıllanmasının 10 yaşın başında, koltuk altı
kıllanmasının ise 10 yaşın sonunda olduğunu göstermektedir.
Ergenlik yılları, çocukluk ile erişkinlik arasında bir
kimlik oluşturma sürecidir ve bu yaşlarda, bir önceki
dönemde saklı kalan cinsel merak yeniden ve yoğun olarak
uyanmıştır, üstelik artık ergene özgü frensiz bir
dürtüsellik söz konusudur. Vücuttaki hızlı değişim, çocuğun
beden algısını zorlar, kendi bedenini keşfetmeye, ayna
karşısında daha çok zaman geçirmeye, kısaca vücuduyla
uğraşmaya başlar. Karşı cinsle ilk tanışmalar, hatta ilk
cinsel denemeler bu yaşlarda görülür. Ergen için
yaşıtlarının değer yargıları ebeveynlerininkinden daha
önemlidir ve küçük yaşlarda onlarla arasında geçen ödipal
çatışmanın provasını artık yaşıtlarıyla yapmaktadır. Bu
nedenle, ergenlik çağına giren her çocuk, cinsel konularda
mutlaka aileleri tarafından bilgilendirilmelidir. Ergenin,
sağlıklı cinsel deneyimler yaşamadığı noktada; karşı cinsel
ilişkilerde beceriksizlikler, cinsel istismar, erken gebelik
vb pek çok durum karşımıza çıkabilmektedir.
Nihayet, 11-19 yaş arasındaki süreçte, erişkine özgü
üretkenlik yerleşir ancak unutulmamalıdır ki, anlatılan bu
süreçte biyolojik faktörler kadar, en başta anlatılan
çevresel faktörler de etkilidir ve her biri çocuğun cinsel
gelişiminde ayrı bir tartışma konusudur.
|