|
İletişim
temelde konuşmaya dayanır. Ancak konuşmak, insan
ilişkilerinde yapıcı olduğu kadar yıkıcı da olabilir.
Karşımızdakini bize yakınlaştırabildiği gibi
uzaklaştırabilir de. Demek ki iletişim dediğimizde
konuşmaktan öte bir şeyden söz ediyoruz.
Kişisel
ilişkilerin sağlam bir temel üzerine kurulması açık
iletişimle olur ancak bu insanların başlarından geçen
olayları birbirine anlatmasıyla sağlanmaz. Kişiler
etkileşimde bulundukları sırada, o anda, bu etkileşimden
doğan düşünce ve duyguları paylaşabilirlerse kendilerini
açmış olurlar.
Kendini
açmak ise ancak "güven duyulan" bir kişiye yapılabilir. Bir
insanın karşısındakine güven duyabilmesi ise zaman içinde
gerçekleşir. Kurduğumuz dostluk ilişkileri, o kişilerin
geçmiş yaşantılarını öğrenip, ya da şimdiki yaşam olaylarını
gözleyerek onları tanımamızla oluşmamıştır. Belki bu
bilgilerin de katkısı olmuştur onların yaşantısını
anlamamıza ama burada esas olan o anda, orada, bizimle
ilişki içindeyken ne yaşadıklarını anlayabilmek ve
paylaşabilmek ve kendi duygu ve düşüncelerimizi de ona
aktarabilmektir, yani etkileşim sürecidir.
Özetle
söyleyecek olursak; iletişim kendini, ihtiyaçlarını,
ne istediğini anlatabilmek ve karşısındakini, onun
ihtiyaçlarını, ne istediğini anlayabilmektir.
Dinleme:
İletişim
bir dil işlemi değil insan işlemidir, karşılıklı
etkileşimdir. İletişimin en önemli özelliği iki yönlü
olmasıdır. Bir konuşan, bir de dinleyen-duyan var. İletişim
daima ileten ve algılayan arasında gerçekleşir.
İletişimin aracı konuşmak, ama konuşmak sadece bir araç ve
araçlardan sadece biri. Biz konuşmadan da karşımızdakine bir
şeyler iletebiliriz, örneğin beden dilimizle. Ya da hiç bir
jest ya da mimik kullanmasa bile bazen karşımızdakinin
sessiz kalması pek çok anlam taşıyabilir, onun sessizliğinde
bir şeyler işitebilir, duyabiliriz. İletişimde iletiler
(mesajlar) sözlü ya da sözsüz gönderilir. Sözsüz iletiler
jestler, tavırlar, mimiklerdir.
İletişimde her zaman karşımızdakinin söylemek istediği ile
duyduğumuz aynı olmayabilir. Bu şu demek oluyor;
"dinlemek" başka şey "duymak" başka.
Gönderilen mesajı doğru yorumlayabilmek (duyabilmek) için
iyi bir dinleyici olmak sağlıklı iletişimin ön koşulu. Çünkü
söylenen sözdeki anlam her zaman açık olmayabilir.
İyi bir
dinleyici cevabını hazırlamak için karşısındakinin
konuşmasını bitirmesini bekler. Bazı dinleyiciler
karşılarındakilerin ne diyeceğini bildiklerini varsayıp
dinlemeyi bırakır, daha karşısındakinin konuşması bitmeden
vereceği cevap hazırdır. Halbuki insanlar genelde söylemek
istedikleri en önemli noktayı sona bırakırlar.
Karşınızdakinin sözlerini sonuna kadar dinleyip, yanıtınızı
sonra hazırlamaya başlayınız.
* Dört
temel dinleme becerisi var.
1- Pasif
dinleme (Sessizlik):
Sürekli
konuşan sizseniz karşınızdakinin kendini ifade etmesi, bir
duygusunu veya düşüncesini anlatması zordur. Pasif dinleme
(sessizlik) ilişkide bulunulan kişiye görünmeyen güçlü
mesajlar iletir:
-
Duygularını duymak istiyorum
-
Duygularını kabul ediyorum
- Benimle
paylaşmak istediğin konuda vereceğin karara güveniyorum
- Bu
senin sorumluluğun, sorumlu sensin vb.
Ancak
sessizlik tek başına yeterli değildir.
2-
Anladığını, kabul ettiğini gösteren tepkiler:
Sessizlikle karşımızdakine "gerçekten" tüm dikkatimizi
verdiğimizi kanıtlayamayız. Pasif dinleme (sessizlik) araya
aşağıda sayacağımız basit onaylar sıkıştırıldığında daha
etkili hale gelir. Bunun için karşımızdakinin söz ve
duygularını anladığımızı gösteren sözlü ve sözsüz işaretler
kullanmak yararlı olur. Gerçek dinlemenin ilk koşullarından
biri de kişiyi bedenen dinler duruma geçmektir.
Bedensel
dinleme ve dikkat işaretleri: Konuşan kişinin gözlerine bakmak. Konuşan kişiye doğru
eğilmek, dokunmak, başı aşağı yukarı doğru sallamak,
gülümsemek... Özellikle bir çocukla konuşulduğunda, ya
çocuğun hizasına gelecek şekilde çömelmek, oturmak veya
çocuğu kendi boyumuza göre yükseltmek, kucağa almak, yüzüne
bakmak.
Sözlü
işaretler:
"Hı hı.." , "Hmm..", "Oh!", "Ya", "Evet", "Anlıyorum",
"İlginç", "Öyle mi?" gibi sözlü işaretler dinleyicinin
sözleri takip ettiğini daha açık bir şekilde belirler.
Bütün bu
tutumlar, yani bedensel yakınlık ve bedensel dikkat,
konuşanın yüzüne bakarak dinlemek, sessizlik ve
dinlediğimizi belirten takip işaretleri, konuşan kişinin
veya çocuğun bir sorunu olduğunda çok yardımcıdırlar. Ancak
bazı sorunlar çok yoğun duygularla birlikte yaşanır. Sorun
sahibi, sorunundan dolayı kızgınlık, öfke, üzüntü, dışlanma,
endişe, kaygı, merak gibi güçlü duygular içinde bulunabilir.
Özellikle çocuklar duygularını sözle ifade etmekte güçlük
çeker ve bunları dolaylı bir şekilde dile getirmeye
çalışırlar. Yetişkinlerin dünyasında da özellikle kızgınlık,
öfke, kıskançlık, kaygı gibi olumsuz duygular direkt olarak
ifade edilmez, bunları dile getirmek veya duymak çoğunlukla
ayıp, güçsüzlük olarak değerlendirilir. "Sana çok kızıyorum"
diyeceğimize", "Sen zaten hep beni üzmek istersin"
deyiveririz.
3- Kapı
aralayıcılar ve konuşmaya davet:
- Senin
için yapabileceğim bir şey var mı?
- O
konuda konuşmak ister misin?
- Günün
nasıl geçti, anlatmak ister misin?
-
Düşüncelerin ilgimi çekiyor.
-
Duygularını merak ediyorum.
- Benimle
paylaşmak ister misin.
- Seni
üzen şeyi benimle konuşmanın sana yararı olur mu?
- Bu
konuda bir şeyler söyleyecek gibisin.
- Bu
senin için önemli gibi görünüyor...
Bu tür
tepkiler karşımızdaki kişiyi duygularını dile getirmeye,
paylaşmaya yüreklendirir. Özellikle çocuklar sorun ve
duygularını dile getirmekte zorlanırlar ve yüreklendirilmek
isterler. Böyle bir durumda tepkilerin açık uçlu olmasına
dikkat edilmelidir. Sorun (ya da duygu) anlatmak için kapı
aralanıyor ama paylaşıp paylaşmama konusunda karşıdaki kişi
özgür bırakılıyor. Anne-babaların çocuklarıyla ilişkilerinde
sık yaptığı bir yanlış; paylaşma özgürlüğünü bırakmazlar,
hatta "anneyle arkadaş olunmalı, aileyle paylaşmak gerekir,
bana her şeyi anlatmalısın" gibi yargılarla ve
baskılamalarla yaklaşırlar çocuklarına. Oysa doğru
yaklaşılırsa ve çocuk iletişim engelleri ile
karşılaşmayacağından emin olursa, yani güveniyorsa duygusunu
paylaşacaktır. Sorununu bizimle konuşmak istemiyorsa bunun
nedeni şimdiye kadarki ilişkide iletişim engellerinin yer
almasıdır. Değerli olduğu, sayıldığı, önemli olduğu, kabul
edildiği, ilgilenildiği hissettirilen kişi kendini
karşısındakine yakın hisseder ve güvenir, kendine ve
karşısındakine karşı olumlu, iyi duygular besler. Çocuklar
da yetişkinlerden farklı değildir, aynı duygulara
sahiptirler. Onlara sözlü bir çağrı yapın, sonra da
yollarından çekilin. Bu işlem sırasında ya kendinizle ya da
onlarla ilgili bir şeyler öğrenebilirsiniz.
4- Aktif
(katılımlı)dinleme :
Kapı
aralayıcılar karşımızdaki insanı konuşmaya davet eder ama
sadece kapıyı aralar. Bu kapıyı nasıl açık tutacağımızı
öğrenmemiz gerekir. Bunun en iyi yolu aktif ya da katılımlı
dinleme dediğimiz yöntemdir. Katılımlı dinleme, dinleyen
kişinin duyduklarını tekrar etmesi, özümlemesi veya
yansıtmasıdır. Yani dinleyenin kendi yorumunu, mesajını
katmadan yalnızca duyduğunu geri ileterek söyleneni
işittiğini ve karşısındakini doğru anladığını gösteren bir
söz söylemesidir.
1) Kısaca
tekrar edebiliriz, veya kendi kelimelerimizle
özümleyebiliriz.
2)
Konuşan kişinin duygularını dile getirebiliriz.
Bize
gönderilen mesajın her zaman açık olmadığını, kodlanmış
olabileceğini ve yapacağımız çözümlemenin bir varsayım
olduğunu unutmamak gerekir. Karşımızdakinin içinden geçeni
tam olarak anlayamama, yanlış çözümleme yapma olasılığına
karşı kesin bir dil kullanmaktan kaçınmalıyız. Çünkü bu
yanlışlığı sıkça yapıyorsak eğer, karşımızdaki kişi
anlaşılmadığını hissedecek, iletişim kesilecek, giderek bize
güveni azalacak ve kızgınlık, öfke gibi olumsuz duygular
gelişecektir.
Aktif dinleme ne zaman
kullanılır?
Aktif
dinleme karşımızdakini konuşmaya başlatmak için en iyi yol
değildir. Başlangıç için basit kapı aralayıcılar ve çağrılar
daha çok işe yarar. Karşımızdaki çocuk ya da yetişkin,
çağrıyı kabul edip konuşmaya başlayınca duygularını
anladığımızı ve kabul ettiğimizi bildirmek için
aktif, katılımlı dinleme uygundur.
Aktif
dinleme için gereken tavırlar:
1.
Karşınızdaki kişinin söylediğini duymak istemelisiniz. Bu
zaman ayırmak anlamına gelir. Zaman yoksa bunu 'uygun bir
dille' söylemelisiniz.
2. O
andaki soruna yardımcı olmayı gerçekten istemelisiniz.
3. Duygular ve düşünceler ne olursa olsun, sizinkinden ne denli
farklı olursa olsun gerçekten "kabul edebilmelisiniz".
4. Karşınızdakinin (yetişkin ya da çocuk) çözüm bulma
yeteneğine güvenmelisiniz. Bu güveni onun kendi sorunlarını
çözdüğünü gördükçe kazanırsınız. (Bu, o kişinin sorununu
üstlenmemek, çözüm,öneri veya emir vermemek anlamına
geliyor.)
5.
Duygular sürekli değil geçicidir. Olumsuz şeylerin dile
gelmesinden korkmamalısınız. (Çocuklarda korku,kıskançlık,
üzüntü gibi duyguları algıladığımız zaman, kabul etmekten ve
isimlendirmekten korkarız, çünkü kabul eder veya
isimlendirirsek bunların kalıcı olacağını düşünürüz. Çocuğun
o anda korkuyor olması mutlaka "korkak" olduğu, ya da o anda
kıskanıyor olması "kıskanç" olacağı anlamına gelmez)
6.
Karşınızdakinin sizden ayrı bir 'birey' olduğunu
unutmamalısınız.
7.
Dinlediğiniz kişiyi duyabilmek, onu gerçekten anlayıp kabul
edebilmek için en azından bir süre kendi düşünce ve
duygularınızı askıya alabilmelisiniz (EMPATİ).
Aktif
dinleme, gerçekten de gönderilen iletiyle tam olarak
ilgilenebilmek için kendi düşünce ve duygularınızı askıya
almayı, yani empati kurmayı gerektirir. Bu kolay bir
işlem değildir. Karşımızdakinin duygularını ve durumunu
gerçekten anlayabilmek için onun yerine geçmek, kendini onun
yerine koymak gerekir. Yani olaylara ve duruma karşı tarafın
gözüyle, algılarıyla bakabilmek. Bu zordur, çünkü
karşımızdaki insanın kendi görüş açısıyla ne düşünüp ne
hissettiğini doğru olarak anlamak, dünyayı onun gözüyle
görmek, o an için onun yerinde olmak için gösterdiğimiz çaba
kendi tavır ve görüşlerimizin de değişme riskini getirir.
Başka bir deyişle insanlar gerçekten anladıkları zaman
değişirler. Karşımızdakinin "yaşadıklarına açık olma"nın,
kendi yaşadıklarımızı bir kez daha yorumlamamızı gündeme
getirme ihtimali vardır ve bu korkutucu olabilir.
Neyin
doğru, neyin yanlış olduğu konusunda değişmez ve çok güçlü
düşünceleri olan kişiler başkalarıyla ilişkilerinde sıkıntı
çekecektir. Çünkü bir kimse kendi değer ve inançlarından,
bunların doğruluğundan ne denli eminse onları başkalarına
kabul ettirmeye de o denli eğilimlidir demektir. Ve bunun da
iletişim sorunlarına yol açması kaçınılmazdır.
Etkili
bir iletişim için aşağıdaki teknikleri kullanmak yararlı
olacaktır.
Dinlemek
Soru
sormak
Başkalarının fikrini geliştirmek
Yapıcı
tartışma
Açıklığa
kavuşturmak
Özetlemek
Katılıma
çağırmak
Takdir
etmek
Daha geniş
bilgi için aşağıdaki sayfaları inceleyebilirsiniz.
Aile Ruh Sağlığı
Aile Ruh Sağlığı Birimi
Uzm.Psk. Çiğdem Demirsoy'un Köşe Yazıları
|