|
Küresel depresyon
Sars
virüsü paniğinin yaşandığı şu günlerde Dünya Sağlık Örgütü
depresyonun artışı konusunda alarm verdi. Son iki yılda
yüzde 30 olan depresif belirti oranı yüzde 50’ye çıktı.
Amerikalı uzmanlar, depresyonun keşfedilmemiş bir virüsten
kaynaklanabileceği üzerinde duruyor. Bütün dünya ‘Sars’ adı
verilen virüsün korkusunu yaşıyor. Ortaçağda vebalı
insanlara yapılan muameleye şimdi ‘Sars’ virüsü taşıyanlar
reva görülüyor. Şüpheliler havaalanlarından geri
gönderiliyor, en ufak bir risk üzerine bölgeler karantina
altına alınıyor. Dünya henüz sırrı çözülemeyen bu virüsle
mücadele ederken, başka bir hastalık daha, gizliden gizliye
yayılıyor.
Basit
bir tanımla ruhi çöküntü anlamına gelen depresyon, uzmanlara
göre giderek tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Dünya Sağlık
Örgütü (WHO), son açıklamasında, depresyonda ciddi tehlike
anlamını taşıyan ‘kırmızı hattın’ aşıldığını duyurdu. Örgüt,
dünyadaki sağlık kuruluşlarına gönderdiği bildirisinde,
önlem alınmazsa depresyonun 2020 yılında kalp
hastalıklarından sonra en tehlikeli ikinci hastalık
olacağını belirtiyor.
Artık
hiçbir şey eskisi gibi değil. Dünyanın her hangi bir yerinde
yaşanan olayın fotoğrafı ya da görüntüsü, göz açıp
kapayıncaya kadar kısa bir sürede evlerimize ulaşıyor.
Özellikle 11 Eylül hadisesinde, beklenmedik saldırı
insanları bir güvensizliğe ve korkuya itti. Terör olayları,
şiddet, fanatizm ve savaşlar hayatımızın her anına girmiş
durumda. Hal böyle olunca da birey ister istemez savaşı ve
cinneti bizatihi yaşıyor. Savaşın içinde veya yakınında
bulunması da etkilenmesi için o kadar önemli değil.
Irak’taki savaştan dolayı sürekli heyecan ve tedirginlik
yaşadığımız bir gerçek. Bütün bu değerlendirmeler,
‘Depresyon son yıllarda neden artıyor?’ sorusuna verilecek
cevapları kapsıyor. Uzman psikolog Aynur Kuğu Ünal, bu durum
insanları soğuk ile sıcak kadar etkiliyor diyerek şunları
söylüyor: “Olayın içinde olmayan ama sürekli takip eden
birey bir gün aynı şeyleri yaşayabileceğini düşünüyor.
Eskiden, insanların olayı anında görmesi mümkün değildi. Bu
da etkilenmeyi azaltıyordu. Irak’taki savaşta yoktuk ama
Türkiye’de herkes bir kaygı içine girdi. ‘Acaba işim
bozulacak mı? Savaş Türkiye’ye sıçrar mı?’ gibi sorularla
meşgul oldu.”
Kanser
ve AIDS’ten daha tehlikeli olamaya başlayan depresyon, çağın
beklenti düzeyinin yükselmesi, modern yaşantı, ailevi
dayanışmanın zayıflaması, benmerkezciliğin yaygınlaşması,
özgürlüklerin kısıtlanması, ekonomik sıkıntılar, terör ve
şiddetin artması, savaşların gündeme gelmesi gibi
sebeplerden ortaya çıkıyor. Bireyde stres düzeyi yükseliyor
ve vücudun patronu olan beynin kimyası bozuluyor. Böylece
başlayan dengesizlikler zamanla ciddi bir depresyon haline
dönüşüyor. Uzmanlara göre bu hal, dünyadaki doğal yenilenme
ile birlikte artıyor. Öyle ki, Amerika’da bu artışın normal
olmadığını düşünen uzmanlar, depresyonun bir manevi hastalık
değil de insandan insana bulaşan bir virüs olma ihtimalini
araştırıyor. Tetkikler sonucunda elde edilen veriler ise bu
çıkış noktasını destekliyor. Amerika ve İngiltere’de hem
askeri uzmanlar, hem de bilim adamları tarafından yapılan
depresyon ile ilgili araştırmalar kamuoyundan gizli
tutuluyor. Peki, basit bir hastalık gibi görünen depresyon
ne kadar tehlikeli?
HİV virüsü gibi
Organlardan dolayı bedensel olarak da yaşanması mümkün olan
depresyon, ileriki safhalarda mide, kalp ve beyin
hastalıklarına dönüşebiliyor. Amerika Tıp Birliği’nin 1999
tarihli yayın organında, depresyonu oluşturan stres ile
AIDS’in vücut savunma sistemine benzer etki yaptıkları
belirtiliyor. Son olarak Ohio State Üniversitesi ve 4 ayrı
enstitü tarafından yapılan laboratuvar araştırmalarında
depresyonun vücuttaki ‘Cytokine’ maddesini azalttığı
saptandı. ‘Cytokine’ maddesinin vücudun savunma sisteminde
kilit rolü var. Vücut savunmasında T—lenfositlerin
üretiminde önemli olan bu madde az üretildiğinde T hücreleri
ölüyor. Depresyonun oluşturduğu aynı etkiyi AİDS hastalığına
yol açan ‘HİV’ virüsünün de yaptığı, vücudun bağışıklık
sistemini çökerttiği biliniyor. Memory Center of America
Nöropsikyatri Merkezleri Türkiye Şubesi Yöneticisi
Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun normal bir
hastalık gibi tehlikeli olduğuna inanılması gerektiğini
söylüyor: “Araştırmalar depresyonun bir virüs gibi insanın
bünyesini etkilediği üzerinde yoğunlaşıyor. Dünyada bu
anlamda ciddi problemler var. Erken teşhis ve tedavi
yapılmazsa bireyde kalıcı izler bırakır.”
Depresyon genetik bir hastalık değil. Ancak konu üzerinde
çalışmalar yapan uzmanlara göre ağır depresyonlar ailedeki
diğer fertleri de etkiliyor.
340 milyon depresyon hastası
Dünya
Sağlık Örgütü’nün depresyonun çok tehlikeli boyutlarda
olduğunu açıklamasının arkasında, araştırmaların ortaya
çıkardığı rakamsal veriler bulunuyor. Öyle ki, bu rakamlar
her geçen gün hızla artıyor. Dünyada depresif belirti oranı
son iki yılda yüzde 30’dan yüzde 50’ye kadar çıktı. Dünya
Sağlık Örgütü’nün açıkladığı verilere göre dünyada 340
milyon insan depresyon geçiriyor. Amerika’daki yetişkin
nüfusun yüzde 17’si depresyon geçirirken, yüzde 40’ında da
depresif belirtiler olduğu tespit edildi. Türkiye’nin de
depresyon halinden yeteri derecede nasibini aldığını
söylemek mümkün; 3.5 milyon insan depresyonla mücadele
halinde. Sağlık ocaklarına başvuran hastaların yüzde
26’sının depresyondan şikayet ettiği belirtiliyor. WHO’ya
göre dünyada kadınların yüzde 30’unda, erkeklerinse yüzde
12.6’sında depresif bozukluklar görülüyor.
Depresyon vak’aları ağırlıklı olarak büyük şehirlerde ortaya
çıkıyor. Metropollerde yaşayan insanların kırsal
kesimdekilere göre depresif rahatsızlık yaşaması daha sık
rastlanan bir durum. Prof. Dr. Nevzat Tarhan bu durumu şöyle
açıklıyor: “Büyük şehirlerde yaşayanların ilişkileri
zayıflamış, benlik duygusu artmıştır. Birey kazandığı ile
yetinmemeye başlar, daima üst gelir gruplarında gözü olur.
Doyum eşiklerini yüksek tutarlar. Dolayısıyla bu insanlar,
kırsaldakilere oranla daha fazla problem yaşarlar.
Kırsaldaki insanın pek fazla bir beklentisi yoktur.
Hedefleri, çevresinde gördükleriyle sınırlıdır.”
Küresel depresyon kapıda
Her
insanın, hayatının bir bölümünde depresyona girme oranının
yüzde 20 olduğu açıklanıyor. Dolayısıyla sürekli depresif
rahatsızlığı olan ciddi bir kitlenin varlığı söz konusu.
Depresyon geçiren, mutlu olmayan, sürekli problem yaşayan
bireylerin artması, toplumsal hatta küresel bir depresyonun
ortaya çıkmasına neden oluyor. Çünkü; uzmanlar depresyondaki
etkileşimin kolay ve çabuk olduğunu açıklıyorlar. Profesör
Tarhan’a göre, depresyonla küresel bunalım arasındaki
neden—sonuç ilişkisi çok belirgin; “Amerika’da bu etkileşim
konusu üzerine ciddi çalışmalar yapılıyor. İnsanların
etkilenmemesi için çalışmalar üretiliyor. Bunun için,
örneğin ölüm korkusunu gidermek amacıyla, ilgili beyin
bölgesini kimyasal bir ajanla işlevsiz bırakmaya
çalışıyorlar. Duygusal zeka kavramı, mutsuz bireylerin
artması üzerine fark edildi.”
Dünyada ölümlerin ikinci sebebi olarak intiharlar
gösteriliyor. WHO’ya göre intiharların yüzde 60’ı yoğun
depresyondan kaynaklanıyor. Depresyonlara bağlı gerçekleşen
intiharlardan dolayı bütün dünya ülkelerinin parlamentoları
intiharı önleme projelerini resmi olarak yürürlüğe soktu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu konu, daha önceki
hükümet döneminde gündeme alınmış. Şu anda komisyonda
bekletiliyor. Yürürlüğe sokulmak istenilen projede
depresyonun sebepleri, giderme yolları, intiharı önleme ve
sebeplerinin incelenmesi ve bölgesel psikoloji merkezlerinin
kurulması yer alıyor. Diğer önlem ise Genelkurmay Başkanlığı
tarafında devreye sokulmuş durumda. Oluşan depresyon
tehlikesi karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri, tabur
seviyesinde psikolojik danışma kadrosu açıp uzman almaya
başladı. Uzmanlar psikolojik sorunlar yaşayan ordu
mensuplarına yönelik teşhis ve tedavi uyguluyor.
‘Manevi değerler komisyonu’
Sosyolojinin babası olarak lanse edilen Emile Durkheim’ın
‘anomi’ adını verdiği, sosyal normların insanları birbirine
bağlayan boyutlarının etkisiz hale gelmesi durumu
depresyonun oluşmasında önemli rol oynuyor. Bununla ilintili
olarak değerlerin kaybolması, manevi birtakım öğelerin
zedelenmesi sonucu ortaya çıkıyor. Zaten Durkheim bunu
açıklarken konuyu toplumsal bazdan bireysel maneviyata kadar
indiriyor. Nitekim küresel depresyonun giderek yoğunlaşması,
koruyucu ruh sağlık ilkelerinin devreye girmesini de
etkiliyor. Sekülerizm sorgulanıp, insana güç veren ahlakî
değerler destekleniyor. Küresel depresyon karşısında tedbir
almaya çalışan Norveç Parlamentosu, ‘Manevi Değerler
Komisyonu’nu kurdu. Beyaz Saray ise manevi değerlerin tekrar
canlandırılması için kiliselerden yardım istedi.
Ülkeler ve hükümetler depresyona karşı değişik tedbirleri
uygulamaya koyup özellikle manevi konularda birtakım
projeler geliştiriyorlar. Türkiye’de ise henüz hükümet
bazında uygulamaya konulmuş bir proje ve faaliyet yok. Ancak
uzmanlar değişik öneri ve tekliflerle yaraya merhem bulmaya
çalışıyorlar. Depresyonu önleme konusunda bir öneri de
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof.
Dr. Ahmet Güç’ten geliyor. Güç, değer eğitimi adı altında
bir sistemin geliştirilmesi gerektiğini söylüyor: “İnsan,
ruh—beden ikilisinden meydana geliyor. Maddi yönden tatmin,
manevi yönü doldurmuyor. Böylece bunalan insanlar
kendilerini bir boşlukta hissedip değişik düşünce ve
akımlara kapılıyorlar. Maneviyat boşluğu aynı zamanda bir
tatmin arayışıdır. Bunun için değer eğitimi diye bir sistem
geliştirilmeli. Milli, manevi ve kültürel değerler insanlara
aktarılmalı. Sağlam dayanaklar bunalımları ve arayışları
ortadan kaldırır.”
Tedavi için TMU sistemi
Depresyon, erken teşhis edilmesi halinde tedavisi mümkün
olan bir hastalık. Ancak şimdiye kadar ciddi bir tedavi
sistemi yoktu. Son yıllarda geliştirilen Transkanial
Manyetik Uyarım (TMU) sistemiyle depresyon kolaylıkla
aşılabiliyor. Türkiye’de bu sistem Memory Center’de Prof.
Dr. Nevzat Tarhan denetiminde uygulanıyor. Bu tedavi
yöntemi, beyin hücrelerinin elektriksel iletisine müdahale
edilmesiyle gerçekleştiriliyor. Tarhan, Avrupa ülkelerinde
ve Kanada’da onaylanan cihazla yapılan bu tedavi yöntemini
şöyle anlatıyor: “Beyinde hedeflenen alanda ‘nöronal
deporizasyon’ denilen değişim oluşur. Beynin elektriksel ve
kimyasal ileti ile çalıştığı düşünülürse, yeterli çalışmayan
doğal süreçlerini harekete geçirici etkisi olduğu anlaşılır.
Akımlarla beyin etkinliğini değiştirmek mümkün.”
Dünya
bir salgın gibi yayılan depresyon karşısında manevi
değerleri yeniden keşfe çıkarken, öz kimlik arayışı da
gündeme geliyor. Depresyonun aşılması için uzmanlara göre
bireye önce manevi öğelerin aktarılması gerekiyor. Zengin
bir kültüre, milli ve manevi bir kimliği sahip Türkiye’nin,
elindeki hazineyi devreye sokması ile bu salgını kolaylıkla
savması mümkün. Ancak sanatçı Göksel’in şarkısındaki gibi
‘Depresyondayım, unutuldum, aldatıldım...’ ruh haline
girmemek şartıyla.
DOÇ.DR. YASİN AKTAY*: ÖZGÜRLÜK KISITLAMASI ORTAYA ÇIKARIYOR
Ekonomik krize, bireyin verdiği tepki, sosyal patlamadan
başka bir şey değildir. Sosyal patlama oldu olacak denilen
hadise depresyon olarak ortaya çıktı. Toplum içinde kalıcı
etkiler ve hastalıklar bırakıyor. Burada siyasi ve toplumsal
kriz hepsinden daha önemlidir. İnsan, kendi seçtiğinin,
isteklerinden farklı şeyler yaptığını görünce problem
yaşıyor. Kendi dünyasında değişiklik yapma fırsatı
tanınmıyor, bu da temsil kabiliyeti potansiyeli ile ters
orantılı olarak ortaya çıkıyor. Siyasi temsil oranı arttıkça
depresyon azalır. Radikal görüştekilerin depresyon yaşaması
daha kolaydır. Aşırı dindar olanların melankoliye kapılması
normale göre daha fazladır. Kendi algısı, düşüncesiyle
karşılaştığı dünya arasında uçurum vardır. Ancak sağlam
itikade sahip olanın depresyondan kurtulması da daha
kolaydır.
(* Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji
Bölümü öğretim üyesi.)
DEPRESYON TÜRLERİ
Major
depresyon: Kişinin normal yaşam aktivitelerini sürdürme
yeteneğini, çalışmasını, diğer insanlarla ilişkilerini
etkileyen depresyondur.
Manik
depresyon: Mani ve depresyon atakları ile karakterize olan
depresyondur.
Minör
depresyon: Belirtileri major depresyonunki kadar ağır
olmayan depresyondur.
Psikotok depresyon: Ses duyma, hayal görme gibi şüphe
evhamlarının olduğu depresyondur.
Mevsimsel depresyon: Güneş ışığının azaldığı sonbahar ve kış
aylarında ortaya çıkan depresyondur.
Doğum
sonrası depresyon: Bazı kadınların doğumdan hemen sonra
içine düştükleri ruhsal çöküntüdür. Verilere göre doğum
sonrasında kadınların yüzde 15’i depresyon geçiriyor.
ÖNEMLİ BELİRTİLERİ
Önceleri zevk duyulan günlük olayların zevk vermemesi ve
bunlara olan ilginin azalması, bireyin kısa süreliğine
kendisini keyifsiz ve boşlukta hissetmesi, uyku
bozuklukları, iştah bozuklukları, dikkati toplayamama,
hatırlama güçlüğü, karar vermede zorlanma, suçluluk ve
değersizlik duygusuna kapılma, çabuk sinirlenme, kolayca
ağlama, intihar düşüncesi ve intihara kalkışma, eklem
ağrıları, baş ağrısı, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp
ve dolaşım sistemi şikayetleri, aşırı yorgunluk ve
halsizlik, alkol ve ilaç bağımlılığı.
KAYNAK
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=2529
Medya'da Memory
Center - Dergiler |