HOŞGELDİNİZ......                    Tarih :                   Saat:

Ana Sayfa

Site Haritası

 

..:: MEDYA'DA MEMORY CENTER ::..

Medya'da Memory Center - Dergiler

 

03 Mayıs 2003

Haşim Söylemez

Küresel depresyon

Sars virüsü paniğinin yaşandığı şu günlerde Dünya Sağlık Örgütü depresyonun artışı konusunda alarm verdi. Son iki yılda yüzde 30 olan depresif belirti oranı yüzde 50’ye çıktı. Amerikalı uzmanlar, depresyonun keşfedilmemiş bir virüsten kaynaklanabileceği üzerinde duruyor. Bütün dünya ‘Sars’ adı verilen virüsün korkusunu yaşıyor. Ortaçağda vebalı insanlara yapılan muameleye şimdi ‘Sars’ virüsü taşıyanlar reva görülüyor. Şüpheliler havaalanlarından geri gönderiliyor, en ufak bir risk üzerine bölgeler karantina altına alınıyor. Dünya henüz sırrı çözülemeyen bu virüsle mücadele ederken, başka bir hastalık daha, gizliden gizliye yayılıyor.

Basit bir tanımla ruhi çöküntü anlamına gelen depresyon, uzmanlara göre giderek tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), son açıklamasında, depresyonda ciddi tehlike anlamını taşıyan ‘kırmızı hattın’ aşıldığını duyurdu. Örgüt, dünyadaki sağlık kuruluşlarına gönderdiği bildirisinde, önlem alınmazsa depresyonun 2020 yılında kalp hastalıklarından sonra en tehlikeli ikinci hastalık olacağını belirtiyor.

Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Dünyanın her hangi bir yerinde yaşanan olayın fotoğrafı ya da görüntüsü, göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir sürede evlerimize ulaşıyor. Özellikle 11 Eylül hadisesinde, beklenmedik saldırı insanları bir güvensizliğe ve korkuya itti. Terör olayları, şiddet, fanatizm ve savaşlar hayatımızın her anına girmiş durumda. Hal böyle olunca da birey ister istemez savaşı ve cinneti bizatihi yaşıyor. Savaşın içinde veya yakınında bulunması da etkilenmesi için o kadar önemli değil. Irak’taki savaştan dolayı sürekli heyecan ve tedirginlik yaşadığımız bir gerçek. Bütün bu değerlendirmeler, ‘Depresyon son yıllarda neden artıyor?’ sorusuna verilecek cevapları kapsıyor. Uzman psikolog Aynur Kuğu Ünal, bu durum insanları soğuk ile sıcak kadar etkiliyor diyerek şunları söylüyor: “Olayın içinde olmayan ama sürekli takip eden birey bir gün aynı şeyleri yaşayabileceğini düşünüyor. Eskiden, insanların olayı anında görmesi mümkün değildi. Bu da etkilenmeyi azaltıyordu. Irak’taki savaşta yoktuk ama Türkiye’de herkes bir kaygı içine girdi. ‘Acaba işim bozulacak mı? Savaş Türkiye’ye sıçrar mı?’ gibi sorularla meşgul oldu.”

Kanser ve AIDS’ten daha tehlikeli olamaya başlayan depresyon, çağın beklenti düzeyinin yükselmesi, modern yaşantı, ailevi dayanışmanın zayıflaması, benmerkezciliğin yaygınlaşması, özgürlüklerin kısıtlanması, ekonomik sıkıntılar, terör ve şiddetin artması, savaşların gündeme gelmesi gibi sebeplerden ortaya çıkıyor. Bireyde stres düzeyi yükseliyor ve vücudun patronu olan beynin kimyası bozuluyor. Böylece başlayan dengesizlikler zamanla ciddi bir depresyon haline dönüşüyor. Uzmanlara göre bu hal, dünyadaki doğal yenilenme ile birlikte artıyor. Öyle ki, Amerika’da bu artışın normal olmadığını düşünen uzmanlar, depresyonun bir manevi hastalık değil de insandan insana bulaşan bir virüs olma ihtimalini araştırıyor. Tetkikler sonucunda elde edilen veriler ise bu çıkış noktasını destekliyor. Amerika ve İngiltere’de hem askeri uzmanlar, hem de bilim adamları tarafından yapılan depresyon ile ilgili araştırmalar kamuoyundan gizli tutuluyor. Peki, basit bir hastalık gibi görünen depresyon ne kadar tehlikeli?

 

HİV virüsü gibi

Organlardan dolayı bedensel olarak da yaşanması mümkün olan depresyon, ileriki safhalarda mide, kalp ve beyin hastalıklarına dönüşebiliyor. Amerika Tıp Birliği’nin 1999 tarihli yayın organında, depresyonu oluşturan stres ile AIDS’in vücut savunma sistemine benzer etki yaptıkları belirtiliyor. Son olarak Ohio State Üniversitesi ve 4 ayrı enstitü tarafından yapılan laboratuvar araştırmalarında depresyonun vücuttaki ‘Cytokine’ maddesini azalttığı saptandı. ‘Cytokine’ maddesinin vücudun savunma sisteminde kilit rolü var. Vücut savunmasında T—lenfositlerin üretiminde önemli olan bu madde az üretildiğinde T hücreleri ölüyor. Depresyonun oluşturduğu aynı etkiyi AİDS hastalığına yol açan ‘HİV’ virüsünün de yaptığı, vücudun bağışıklık sistemini çökerttiği biliniyor. Memory Center of America Nöropsikyatri Merkezleri Türkiye Şubesi Yöneticisi Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun normal bir hastalık gibi tehlikeli olduğuna inanılması gerektiğini söylüyor: “Araştırmalar depresyonun bir virüs gibi insanın bünyesini etkilediği üzerinde yoğunlaşıyor. Dünyada bu anlamda ciddi problemler var. Erken teşhis ve tedavi yapılmazsa bireyde kalıcı izler bırakır.”

Depresyon genetik bir hastalık değil. Ancak konu üzerinde çalışmalar yapan uzmanlara göre ağır depresyonlar ailedeki diğer fertleri de etkiliyor.

 

340 milyon depresyon hastası

Dünya Sağlık Örgütü’nün depresyonun çok tehlikeli boyutlarda olduğunu açıklamasının arkasında, araştırmaların ortaya çıkardığı rakamsal veriler bulunuyor. Öyle ki, bu rakamlar her geçen gün hızla artıyor. Dünyada depresif belirti oranı son iki yılda yüzde 30’dan yüzde 50’ye kadar çıktı. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı verilere göre dünyada 340 milyon insan depresyon geçiriyor. Amerika’daki yetişkin nüfusun yüzde 17’si depresyon geçirirken, yüzde 40’ında da depresif belirtiler olduğu tespit edildi. Türkiye’nin de depresyon halinden yeteri derecede nasibini aldığını söylemek mümkün; 3.5 milyon insan depresyonla mücadele halinde. Sağlık ocaklarına başvuran hastaların yüzde 26’sının depresyondan şikayet ettiği belirtiliyor. WHO’ya göre dünyada kadınların yüzde 30’unda, erkeklerinse yüzde 12.6’sında depresif bozukluklar görülüyor.

Depresyon vak’aları ağırlıklı olarak büyük şehirlerde ortaya çıkıyor. Metropollerde yaşayan insanların kırsal kesimdekilere göre depresif rahatsızlık yaşaması daha sık rastlanan bir durum. Prof. Dr. Nevzat Tarhan bu durumu şöyle açıklıyor: “Büyük şehirlerde yaşayanların ilişkileri zayıflamış, benlik duygusu artmıştır. Birey kazandığı ile yetinmemeye başlar, daima üst gelir gruplarında gözü olur. Doyum eşiklerini yüksek tutarlar. Dolayısıyla bu insanlar, kırsaldakilere oranla daha fazla problem yaşarlar. Kırsaldaki insanın pek fazla bir beklentisi yoktur. Hedefleri, çevresinde gördükleriyle sınırlıdır.”

 

Küresel depresyon kapıda

Her insanın, hayatının bir bölümünde depresyona girme oranının yüzde 20 olduğu açıklanıyor. Dolayısıyla sürekli depresif rahatsızlığı olan ciddi bir kitlenin varlığı söz konusu. Depresyon geçiren, mutlu olmayan, sürekli problem yaşayan bireylerin artması, toplumsal hatta küresel bir depresyonun ortaya çıkmasına neden oluyor. Çünkü; uzmanlar depresyondaki etkileşimin kolay ve çabuk olduğunu açıklıyorlar. Profesör Tarhan’a göre, depresyonla küresel bunalım arasındaki neden—sonuç ilişkisi çok belirgin; “Amerika’da bu etkileşim konusu üzerine ciddi çalışmalar yapılıyor. İnsanların etkilenmemesi için çalışmalar üretiliyor. Bunun için, örneğin ölüm korkusunu gidermek amacıyla, ilgili beyin bölgesini kimyasal bir ajanla işlevsiz bırakmaya çalışıyorlar. Duygusal zeka kavramı, mutsuz bireylerin artması üzerine fark edildi.”

Dünyada ölümlerin ikinci sebebi olarak intiharlar gösteriliyor. WHO’ya göre intiharların yüzde 60’ı yoğun depresyondan kaynaklanıyor. Depresyonlara bağlı gerçekleşen intiharlardan dolayı bütün dünya ülkelerinin parlamentoları intiharı önleme projelerini resmi olarak yürürlüğe soktu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu konu, daha önceki hükümet döneminde gündeme alınmış. Şu anda komisyonda bekletiliyor. Yürürlüğe sokulmak istenilen projede depresyonun sebepleri, giderme yolları, intiharı önleme ve sebeplerinin incelenmesi ve bölgesel psikoloji merkezlerinin kurulması yer alıyor. Diğer önlem ise Genelkurmay Başkanlığı tarafında devreye sokulmuş durumda. Oluşan depresyon tehlikesi karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri, tabur seviyesinde psikolojik danışma kadrosu açıp uzman almaya başladı. Uzmanlar psikolojik sorunlar yaşayan ordu mensuplarına yönelik teşhis ve tedavi uyguluyor.

 

‘Manevi değerler komisyonu’

Sosyolojinin babası olarak lanse edilen Emile Durkheim’ın ‘anomi’ adını verdiği, sosyal normların insanları birbirine bağlayan boyutlarının etkisiz hale gelmesi durumu depresyonun oluşmasında önemli rol oynuyor. Bununla ilintili olarak değerlerin kaybolması, manevi birtakım öğelerin zedelenmesi sonucu ortaya çıkıyor. Zaten Durkheim bunu açıklarken konuyu toplumsal bazdan bireysel maneviyata kadar indiriyor. Nitekim küresel depresyonun giderek yoğunlaşması, koruyucu ruh sağlık ilkelerinin devreye girmesini de etkiliyor. Sekülerizm sorgulanıp, insana güç veren ahlakî değerler destekleniyor. Küresel depresyon karşısında tedbir almaya çalışan Norveç Parlamentosu, ‘Manevi Değerler Komisyonu’nu kurdu. Beyaz Saray ise manevi değerlerin tekrar canlandırılması için kiliselerden yardım istedi.

Ülkeler ve hükümetler depresyona karşı değişik tedbirleri uygulamaya koyup özellikle manevi konularda birtakım projeler geliştiriyorlar. Türkiye’de ise henüz hükümet bazında uygulamaya konulmuş bir proje ve faaliyet yok. Ancak uzmanlar değişik öneri ve tekliflerle yaraya merhem bulmaya çalışıyorlar. Depresyonu önleme konusunda bir öneri de Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Güç’ten geliyor. Güç, değer eğitimi adı altında bir sistemin geliştirilmesi gerektiğini söylüyor: “İnsan, ruh—beden ikilisinden meydana geliyor. Maddi yönden tatmin, manevi yönü doldurmuyor. Böylece bunalan insanlar kendilerini bir boşlukta hissedip değişik düşünce ve akımlara kapılıyorlar. Maneviyat boşluğu aynı zamanda bir tatmin arayışıdır. Bunun için değer eğitimi diye bir sistem geliştirilmeli. Milli, manevi ve kültürel değerler insanlara aktarılmalı. Sağlam dayanaklar bunalımları ve arayışları ortadan kaldırır.”

 

Tedavi için TMU sistemi

Depresyon, erken teşhis edilmesi halinde tedavisi mümkün olan bir hastalık. Ancak şimdiye kadar ciddi bir tedavi sistemi yoktu. Son yıllarda geliştirilen Transkanial Manyetik Uyarım (TMU) sistemiyle depresyon kolaylıkla aşılabiliyor. Türkiye’de bu sistem Memory Center’de Prof. Dr. Nevzat Tarhan denetiminde uygulanıyor. Bu tedavi yöntemi, beyin hücrelerinin elektriksel iletisine müdahale edilmesiyle gerçekleştiriliyor. Tarhan, Avrupa ülkelerinde ve Kanada’da onaylanan cihazla yapılan bu tedavi yöntemini şöyle anlatıyor: “Beyinde hedeflenen alanda ‘nöronal deporizasyon’ denilen değişim oluşur. Beynin elektriksel ve kimyasal ileti ile çalıştığı düşünülürse, yeterli çalışmayan doğal süreçlerini harekete geçirici etkisi olduğu anlaşılır. Akımlarla beyin etkinliğini değiştirmek mümkün.”

Dünya bir salgın gibi yayılan depresyon karşısında manevi değerleri yeniden keşfe çıkarken, öz kimlik arayışı da gündeme geliyor. Depresyonun aşılması için uzmanlara göre bireye önce manevi öğelerin aktarılması gerekiyor. Zengin bir kültüre, milli ve manevi bir kimliği sahip Türkiye’nin, elindeki hazineyi devreye sokması ile bu salgını kolaylıkla savması mümkün. Ancak sanatçı Göksel’in şarkısındaki gibi ‘Depresyondayım, unutuldum, aldatıldım...’ ruh haline girmemek şartıyla.

 

DOÇ.DR. YASİN AKTAY*: ÖZGÜRLÜK KISITLAMASI ORTAYA ÇIKARIYOR

Ekonomik krize, bireyin verdiği tepki, sosyal patlamadan başka bir şey değildir. Sosyal patlama oldu olacak denilen hadise depresyon olarak ortaya çıktı. Toplum içinde kalıcı etkiler ve hastalıklar bırakıyor. Burada siyasi ve toplumsal kriz hepsinden daha önemlidir. İnsan, kendi seçtiğinin, isteklerinden farklı şeyler yaptığını görünce problem yaşıyor. Kendi dünyasında değişiklik yapma fırsatı tanınmıyor, bu da temsil kabiliyeti potansiyeli ile ters orantılı olarak ortaya çıkıyor. Siyasi temsil oranı arttıkça depresyon azalır. Radikal görüştekilerin depresyon yaşaması daha kolaydır. Aşırı dindar olanların melankoliye kapılması normale göre daha fazladır. Kendi algısı, düşüncesiyle karşılaştığı dünya arasında uçurum vardır. Ancak sağlam itikade sahip olanın depresyondan kurtulması da daha kolaydır.
(* Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi.)

DEPRESYON TÜRLERİ

Major depresyon: Kişinin normal yaşam aktivitelerini sürdürme yeteneğini, çalışmasını, diğer insanlarla ilişkilerini etkileyen depresyondur.

Manik depresyon: Mani ve depresyon atakları ile karakterize olan depresyondur.

Minör depresyon: Belirtileri major depresyonunki kadar ağır olmayan depresyondur.

Psikotok depresyon: Ses duyma, hayal görme gibi şüphe evhamlarının olduğu depresyondur.

Mevsimsel depresyon: Güneş ışığının azaldığı sonbahar ve kış aylarında ortaya çıkan depresyondur.

Doğum sonrası depresyon: Bazı kadınların doğumdan hemen sonra içine düştükleri ruhsal çöküntüdür. Verilere göre doğum sonrasında kadınların yüzde 15’i depresyon geçiriyor.

ÖNEMLİ BELİRTİLERİ

Önceleri zevk duyulan günlük olayların zevk vermemesi ve bunlara olan ilginin azalması, bireyin kısa süreliğine kendisini keyifsiz ve boşlukta hissetmesi, uyku bozuklukları, iştah bozuklukları, dikkati toplayamama, hatırlama güçlüğü, karar vermede zorlanma, suçluluk ve değersizlik duygusuna kapılma, çabuk sinirlenme, kolayca ağlama, intihar düşüncesi ve intihara kalkışma, eklem ağrıları, baş ağrısı, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım sistemi şikayetleri, aşırı yorgunluk ve halsizlik, alkol ve ilaç bağımlılığı.

 

KAYNAK

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=2529

 

Medya'da Memory Center - Dergiler

 

         Erişkin Ruh Sağlığı

  Stres

  Depresyon

  Panik Atak

  Sosyal Fobi

  Sinir Sistemi İlaçları

 

  Nöroloji
 

  Alzheimer

  Konuşma Bozuklukları

  Afazi

  Epilepsi

  Baş Ağrıları 

 
  İç Hastalıkları
 

  Obezite 

 

   Testler ::..

  Haber Listemize Katılın

[ Kayıt olma Avantajları ]

Favorilerime Ekle

Giriş Sayfam Yap 

Copyright © 2003 Memory  Center - Nöropsikiyatri Merkezi