|
Hangi müzik ruhun gıdası?
Müzikle tedavi alanında çalışmalar yapan TRT sanatçısı Deniz
Adnan Çoban, aslında bir psikiyatrist. Çoban, birçok insani
değerin tehlikede olmasını sanattan, estetikten ve musikiden
uzak kalışımıza bağlıyor.
Deniz
Adnan Çoban, uzman bir psikiyatrist olmasına rağmen
kendi alanının dışında da öne
çıkmış bir isim. Ülkemizde neredeyse bir gelenek halini alan
tıbbiyeli şairler, müzisyenler, yazarlar tanımlamasının tam
da ortasında bulunan Çoban'nın başarılı bir meslekî
kariyeri bulunmasına rağmen, müzisyenliği de profesyonel bir
uğraş olarak devam ediyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde bazı
hastalarda müziğin etkilerini inceleyen bir çalışmanın proje
dizaynında ve uygulamasında bulunan ve daha sonra bu
çalışmayı sanat kaygısıyla birleştiren Çoban, Türkiye
Psikosomalik Derneği, Fransa Art-terapi Derneği (SIPE),
Türkiye Psikiyatri Derneği gibi kurumlara da üye...
TRT sanatçısı da olan Memory
Center uzman doktoru Dr. Adnan Çoban'la, Türk müziği
ve müzikle tedavi yöntemleri üzerine konuştuk.
Tıp doktoru olmanıza rağmen müzik ile de yakından
ilgilisiniz? Bu konudaki
çalışmalarınıza nasıl başladınız?
Üniversite yıllarında iken İstanbul Üniversitesi Türk Müziği
Korosu'nda Süheyla Altmışdört nezaretinde müziğe başladım. O
gün tutuşan bu ateş hâlâ yanmaktadır. İnşaallah ölene kadar
da yanacak. Daha sonraları kendi gayretim ve konservatuarda
okuyan arkadaşlarımın da yardımı ile bilgimi ilerlettim. Şu
an TRT İstanbul Radyosu'nda ses sanatçısı olarak müziğe
devam ediyorum.
Tıp doktorlarının plastik veya klasik sanatlara ilgisi
oldukça fazla bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Hayat ve ölüm tıp adamının her an gündemindedir. Hekimin
nosyonu hayatı devam ettirmektir. Gelen
kişiler hasta, hasta olan kişinin hayatı tehlikededir ve
hekim bu tehlikeden insanları kurtarmaya çabalar, yani
hayatı devam ettirmeye çalışır. Hayatın sürekliliğini
sağlamayı kendine şiar edinen hekim, hayalın anlamı olan
sanattan nasıl olur da ayrı kalabilir? Sanat hayatın
anlamını hissettiren, hayata renk veren en önemli unsurdur.
Sanatı resim, müzik gibi sanatlarla sınırlı tutamayız.
Yaşamak, aşk, sevmek,
anne olmak, baba olmak, eş olmak, kardeş olmak, öğrenci
olmak vb. her yaşamı iyi icra edilmesi gereken birer
sanattırlar. O zaman hayatın bizatihi kendisini oluşturan
sanatı hekimin kullanması ve buradan beslenmesi çok tabii
bir sonuç ve gerekliliktir.
"Aslında müzikle tedavi, alternatif bir tedavi yöntemi
değildir. Nasıl bir davranış terapisinin, bilişsel terapinin
kendilerine has kuralları varsa, müzikle tedavinin de
kendine has metotları vardır."
Ayhan Songar'ın öğrencisi
Siz de, rahmetli Ayhan Songar'ın fazlaca dillendirdiği
yüzyıllardır uygulanmakta olan bir tedavi şekliyle
hastalarınızı buluşturuyorsunuz. Birçok
geleneksel anlayış karşı çıkmasına rağmen müzikle tedavi
yönteminin sizin alanımızdaki yeri nedir ve neler
yapıyorsunuz?
Öğrenciliğim
sırasında rahmetli Ayhan Songar Hocamız'ın açtığı
Etnomüzikoloji Merkezi'ne 3 yıl kadar icracı ve araştırmacı
olarak katıldım. O zamandan beri bu alanla ilgiliyim.
Çalışmalarımı bu alana doğru yönlendirmeye gayret ediyorum.
Hedefim şarlatanlık olarak algılanmayacak,
dünyadaki geçerli bilimsel normlara uygun bir metotla
müzikle tedaviyi uygulayan biri olabilmek. Bunun için alt
yapı hazırlıklarım devam ediyor. Hatta bu konuda kitap
çalışmalarım mevcut. Ayağımızı sağlam zemine basıp, popüler
ve yüzeysel iddialardan uzak, kendi öz müziğimiz ekseninde
ancak müzik taassubuna düşmeden hastalarımı bu terapi
yöntemiyle tanıştırmayı hedefliyorum. İnsan beyninde müzikle
ilgili alanların olduğunu ve bu alanların kişiden kişiye
farklılıklar arz ettiğini biliyoruz. Ruha, müziğin etkisinin
olduğu çok açıktır. Müzik ruhumuzun derinliklerine inebilen
nadir güzelliklerdendir. Atalarımız 'müzik ruhun gıdasıdır'
diyerek bir manada müziğin ruha etkisini özetlemişlerdir.
Gerçekten müzik birçok ruhi hastalıkta hastalarla iletişim
konusunda çok yardımcı olmakta, birçok ruhsal hastalığın
tedavisine katkıda bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, 'anksiyete'
bozukluklarında ve depresyonda gerilimi azaltmakta, şizofren
ve otistik bireylerde iletişimi ve uyarılabilirliği
artırmaktadır.
Anadolu Türküleri'nin yüzyıllar boyunca musikî ve su sesiyle
hasta tedavisi
yaptıklarını biliyoruz. Bu tür çalışmaların bilimsel yanı
var mı?
Selçuklu ve Osmanlı Devletleri, uzun bir zaman ilim, müzik,
tıp ve sanat alanlarında dünyanın en ileri uygarlıkları
olmuşlardır. O zamanın en iyi bilim adamları Anadolu'dan çıkmıştır.
İşte bu bilim adamları hakikaten Osmanlı medeniyetinin
dorukta olduğu zaman diliminde değerli çalışmalar
yapmışlardır. Ancak bugün bu çalışmaların güncelleştirilmesi
gerekmektedir. O zaman yapılan tespitlerin, bugünün bilimsel
metotlarıyla ispat edilmesi şarttır. Aksi halde ileri
sürülen tezler birer kuru gürültüden ve bir folklorik
özelliklen öteye gidemez.
Esmere rast makamı...
Tarihimizde hangi örnekler var
müzikle tedavi konusunda?
Bu konuda bilinen ilk tıp fakültesi olarak nitelendirilen ve
1154'ıe
Türk Atabeği Nurettin tarafından Şam'da yaptırılmış olan
Nurettin Hastanesi'nde akd hastalarının müzikle tedavi
edildiğini kaynaklardan öğreniyoruz. Bu tedavi yönteminin bu
hastanede 17. yüzyıla kadar devam ettiğini yine kaynaklar
bize bildiriyor. F.vliya Çelebi 1648'de burayı ziyaret etmiş
ve seyahatnamesinde buradaki uygulamadan bahsetmiştir.
Burada hüznün yok edilmesi için (def-i gam için) günde üç
defa güzel sesli hanende ve sazendelerin fasıl' yaptıklarını
detaylı bir şekilde anlatmıştır. Sultan III. Selim zamanında
Gevrekzade Hasan Efcııdi'nin çocuk psikiyatrisi ve çocuk
hastalıklarında makamların etkilerini incelediğini ve bunu
bir kitap haline getirdiğini görüyoruz. Hatta enteresan
tespitlerinden biri de insanların renklerine göre musiki
zevklerinin farklılık gösterdiğidir. Buna göre esmerlerin
rast, kumral ve sarışınların kuçek makamı ve benzerlerinden
etkilendiği yazılmıştır. 19. yüzyılda yaşamış Haşim Bey
tarafından yazılmış Haşim Bey Mecmuası'nda yine o zamana
kadar yazılmış olan musikî ile tedavi çalışmaları gözden
geçirilmiştir.
Klasik icra edenlere kapılar kapatıldı. Öyle ki devlet radyo
ve televizyonlarında bile klasik icra adeta dışlanır oldu.
Ama ülkemizde hâlâ
iyi hocaların, bestecilerin ve yorumcuların olması
musikimizin geleceği açısından umut verici.
Dil-musiki kardeşliği
Alanınız ruh sağlığı... Alternatif tedavi yöntemi olarak
müziği de kullanıyorsunuz. İnsanların müzik ve diğer sanat
dalları ile olan ilgilerini nasıl görüyorsunuz?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki müzikle tedavi alternatif
bir tıp yöntemi değildir. Klasik bilimsel tedavi
yaklaşımları içinde yerini alan bir yöntem.
Nasıl bir davranış, terapisi, bilişsel terapi varsa ve
bunların kendilerine has kuralları ve metotları varsa
müzikle tedavinin de kendine has bir kurallar manzumesi ve
metotları var. Haliyle müzikle tedaviyi bir pozitif tedavi
aracı olarak görmeliyiz. İnsanların sanatla ilgileri ise
Türkiye açısından soruyorsanız çok kötü. Yıllardır millet
olarak kulağımızı bazı çevreler bozmaya çalışmış ve bunda da
gayet başarılı olmuşlardır. Kendi genlerindeki müziği
duyamamış bir toplumuz. Kendisini sakinleştiren, motive
eden, huzura eriştiren o tınıyı bir türlü bulamıyorlar.
Atatürk'ün bir sözü vardır; "Sanattan yoksun bir milletin
hayat damarlarından biri kopmuş demektir." diye. Hakikaten
kendi musikisinden yoksun milletimiz, ruhsuzlaşmıştır, Kendi
kültürel değerlerinden ve müziğinden uzaklaştıkça da hayatı
anlamsızlaşmış, monotonlaşmış ve keyifsizleşrniştir. Birçok
insanî değerin tehlikede olduğu ülkemizde ben bunu sanattan,
estetikten ve musikîden uzak kalışımıza bağlıyorum. Uzak
kaldıkça da kan kaybedip şuursuzlaşıyoruz. Bunu ortadan
kaldırmak için neler yapabiliriz? Öncelikle dil konusunu
halletmemiz gerekmektedir. Dilimiz yozlaştırılmış, bazı
kendini bilmez bazı dilcilerin etkisiyle kısırlaştırılmaya
çalışılmış, dilimizin estetiği ve esnekliği tehdit altına
girmiştir. Dikkat edin dilin bozulmasıyla beraber toplumun
düşünme yeteneğinde, duygulanımında, iletişiminde, hoşgörü
ve tevazu anlayışında, müzikal başarısında bir düşüş
yaşanmıştır. Çünkü insanların birbirlerini anlamakta
zorlanmaya başlamasıyla, toplumsal estetik anlayışı da
yolundan saptı.
"Musiki duygusu ve zevki doğuştan aktarılan bir bilgidir.
Ancak psikolojik ve sosyal etkenler bu bilginin yalın
haliyle yaşanmasını engeller ve bazen farklı bir bilginin
yüklendiği izlenimine sebebiyet verir."
Zevkler de genlerde!
Günümüz gençliği klasik musikiden biraz uzaklaşmış
görünüyor. Gençleri yeniden kendi genlerindeki tınılara
çekebilmek için neler yapılmalı?
Günümüz gençliği başka bir milletten olmadığına göre bu
müzikle ilgileri olduğu kesindir. Kendileri bunu inkâr etse
de genleri her şeyi ele verir. Kültürün kalıtım yoluyla
aktarıldığına dair genetik çalışmaların yayıldığı çağımızda
artık bilim bunu inkâr etmiyor, insanoğlunun kalıtımla
kazandığı özellikleri daha sonra birçok faktörden etkilenir
ve revîze olduktan sonra yeni şekliyle yaşanmaya devam eder.
Musikî duygusu ve zevki doğuştan aktarılan bir bilgidir.
Ancak psikolojik ve sosyal etkenler bu bilginin yalın
haliyle yaşanmasını engeller ve bazen farklı bir bilginin
yüklendiği izlenimine sebebiyet verir. Esasen, özde varolan
bilgi hiçbir zaman kaybolmaz ve aradığı, hissettiği o
genlerindeki tınıyı bulduğu an harekete geçer. Bugünün
gençliğine genlerinde var olan bu hissi yaşatacak tınıyı
sunduğumuzda, gençliğin bu musikî ile ne kadar ilgili olup
olmadığını apaçık görürsünüz. 1980'li yıllarda popülizm
kurbanı olan musikî de diğer alt alanlardaki gibi bundan
etkilendi. Yıllardır ekonomik ve siyasî sebeplerden dolayı
aydını ile irtibata geçememiş olan halk, bu müzik türleri
sayesinde kolayca ulaşabilecekleri bu medyatik şarkıcıları
karşılarında buldu.
Bu süreçten klasik müzik icra eden sanatçılar nasıl
etkilendi?
Klasik icra eden insanlara kapılar kapatıldı. Öyle ki devlet
radyo ve televizyonlarında bile klasik icra adeta dışlanır
oldu. Ama ülkemizde hâlâ iyi hocaların, bestecilerin ve
yorumcuların olması musikimizin geleceği açısından umut
verici. İnşaallah birtakım gelip geçici hevesler durulur ve
gerçek musikî böylece yeniden filizleniverir.
Adnan Çoban kimdir?
Deniz Adnan Çoban, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp
Fakültesi mezunu (1995). Bir yıl SSK İstanbul Hastanesi'nde
anestezi asistanlığı, 5 ay Haseki Devlet Hastanesi'nde
cerrahi asistanlığı, 10 ay CTF Ortopedi ve Travmatoloji
ABD'nda ortopedi asistanlığı yapan Çoban, 1997 yılında İ.Ü,
CTF Psikiyatri ABD'nda asistan olarak göreve başlamış.
Çoban, 2002'de psikiyatri uzmanı olmaya hak kazanmış. Birçok
dalda araştırmalar ve yayınlar yapan Deniz Adnan Çoban'ın,
American Medical Electroencephalogaphic Association
tarafından düzenlenen 1998Toron-to Kongresi'nde yayınlanan "The
Electroencephalogram in Chaotic Psychiatric Patients" isimli
çalışması 50 poster arasına girmiş.
Özcan Ünlü
Medya'da Memory Center - Dergiler |