|
Yeme
Bozuklukları
Anoreksiya
Nervosa
Anoreksiya Nervosa bireyin
beden imgesinin (kendi bedenini algılamasının) bozulması ve
sonuçta kendisini kilolu algılaması, beslenmeyi reddetmesi,
bu nedenlerle de aşırı kilo kaybına uğraması olarak
tanımlanabilir. Anoreksiya’nın sözlük anlamı iştah kaybıdır.
Nervosa ise sözlük anlamı olarak emosyonel (duygusal)
nedenlere işaret etmektedir. Aslında hastalığın ismi kendisi
ile zıtlık taşımaktadır çünkü pek çok anoreksiya hastası
yemeye karşı ilgisini ve iştahını kaybetmez. Tam tersi,
kendileri yememelerine rağmen iştahları açıktır ve sürekli
olarak yemekle ilgilenirler: yemek tarifleri okuma,
ailelerine özenle yemek hazırlama gibi. Ancak hastanın yemek
yemeyi ısrarla reddetmesi sonucu gelişen kilo kaybı yaşamını
tehdit edecek düzeye ulaşabilir. Ruhsal bozukluklar içinde
ölümle sonuçlanabilecek nadir bozukluklardan birisidir
Anoreksiya Nervosa.
Bir kişiye Anoreksiya Nervosa
tanısı konması için hastada DSM-IV kriterlerinden en az
dördünü karşılaması beklenir. Öncelikle, kişi normal
ölçülerde kiloyu devam ettirmeyi reddeder. Bu durum şu
şekilde değerlendirilir; kişinin kilosu, yaşı ve boyuna göre
normal sayılan ağırlığın %85’inin de altındadır. Kilo kaybı
genellikle diyetle gerçekleşir ancak beraberinde kendi
kendini kusturma, laksatifler (müshiller) yada diüretikler
(idrar söktürücüler) kullanma, yoğun egzersiz ve spor yapma
gibi yöntemler de denenebilir. Diğer bir kriter; kişinin
vücut ağırlığı düşük olduğu halde yine de kilo almaktan
aşırı korkması ve bu korkunun kilo kaybını daha da
arttırmasıdır. DSM-IV ‘de yer alan üçüncü kriter kadınlarda
görülen amenoredir (adet yokluğu veya kesilmesi). Anoreksiya
hastalarında ardarda en az 3 menstruel siklusun olmaması
önemlidir. Dikkat edilmesi gereken son kriter ise anoreksiya
hastalarının vücut ağırlıklarını, biçimini ve görünümünü
algılamalarının bozulmasıdır. Bu hastalar; aşırı sıska
oldukları durumlarda dahi kilolu olduklarında ısrar
edebilirler veya bazı vücut bölgelerinin görünümleri ile
ilgili şikayetleri olabilir(karınları, bacakları,
kalçalarının kalın olduğundan yakınma gibi). Şiddetli kilo
kaybı görüldüğü durumlarda bile herhangi bir problem
yaşadıklarını yadsıyabilirler. Vücut ölçülerini kontrol
etmek üzere sürekli tartılırlar, bölgesel ölçümlerini
alırlar veya aynada kendilerini seyreder ve eleştirirler. Bu
bireylerin benlik algısı tamamen vücutlarının görünümü ile
bağlantılıdır.
DSM-IV Anoreksiya Nervosa’yı
iki alt tipe ayırmaktadır. Kısıtlı tipte kişi yeme düzenine
kısıtlamalar getirmektedir. Tıkanırcasına yeme/çıkartma
tipinde ise kişi dönemler halinde tıkanırcasına yeme ve
sonrasında çıkartma veya laksatifler kullanma gibi
davranışlar göstermektedir. Tıkanırcasına yeme/çıkartma alt
tipinin daha patolojik boyutlara ulaşabildiği gözlenmiştir.
Örneğin bu alt tipe uyan hastalarda kişilik bozuklukları,
dürtü kontrol problemleri, hırsızlık, alkol ve uyuşturucu
bağımlılığı, sosyal içe çekilme ve intihar girişimi daha
sık görülebilmektedir.
Anoreksiya genellikle ilk veya
orta ergenlik döneminde, çoğunlukla bir diyet dönemini
takiben ve yoğun bir stres sonrası (anne-baba ayrılıkları
vs. ) ortaya çıkmaktadır. Başlangıç yaşının ortalama 17
olduğu ve 40 yaşından sonra Anoreksiya’nın görülmediği
kabul edilmektedir. Anoreksiyada kadınların erkek oranı
20/1’dir. Yaygınlığı ise %1 olarak bildirilmektedir.
Anoreksiya Nervosa tanısı
almış hastaların aile üyelerinde majör depresyon sıklığının
genel nüfusa oranla daha yüksek olduğu bilinmektedir. Bazı
bulgular hastaların ailelerinde yakın fakat sorunlu
ilişkilerin söz konusu olduğunu göstermektedir.
Anoreksiya’nın ortaya çıkışındaki en önemli etkenin toplumun
dış görünüşe verdiği önem olduğu bilinmektedir. Ergenlerde
gözlenen bağımsız olma ve sosyalleşme çabaları ile aileden
uzaklaşma kimilerinde beden ile aşırı ilgilenmeye yol
açmaktadır. Ergen bir yandan kendini rahatsız eden
düşünceler yerine kilosu ile uğraşmayı seçmekte, diğer
yandan kimlik oluşturma ve birey olma sürecinde bedenini bir
araç olarak kullanma çabası içine girmektedir.
Anoreksiya Nervosa’ da prognoz
oldukça değişkenlik gösterebilmektedir. Bireyin hastalığı
kabullenmemesi ve yardımı kabul etmemesi, hastalığın seyrini
olumsuzlaştırmaktadır. Sabırlı ve düzenli tedaviler
sonrasında sağlığına kavuşan hastalar görüldüğü gibi, pek
çok olguda beden algısının bozulması, aşırı kilo kaybı ve
sonuçtaki komplikasyonlara bağlı olarak bedensel yıkım
gerçekleşir ve hastalık ölümle sonuçlanabilir. Anoreksiya
hastalarının bedensel yakınmalarına karışıldığında ve tedavi
sonucu kilo almaya tekrar başladıklarında yoğun direnç
gösterdikleri görülmektedir. Bu hastaların sosyal ilişkileri
yetersizdir ve genellikle depresif duygu durumu hakimdir.
Bazı belirtileri ortak olduğu
için Anoreksiya Nervosa ile Depresyon birbirlerinden ayırt
edilmelidir. Depresyonda iştah kaybı görülebilmektedir ancak
Anoreksiya hastası iştahını kaybetmez, o açlık duygusunu
yaşamasına rağmen bunu şiddetle kontrol etme çabası
içindedir. Anoreksiyanın pek çok belirtisi Somatizasyon
Bozuklukluğu ile de örtüşebilmektedir (kilo kaybı, kusma
gibi). Ancak Somatizasayon Bozukluğu’nda kilo kaybı aşırı
değildir ve hastanın kilo alma kaygısı bulunmamaktadır.
Anoreksiya hastalarının yemek yemeden kaçınma davranışları
Sosyal Fobi’de de görülür ancak sosyal fobiklerin yemek
yemeden korkması yalnızca sosyal ortamlar ve koşullarla
sınırlıdır.
Anoreksiya Nervosa
hastalarının %50’sinin aynı zamanda bir başka yeme bozukluğu
olan Bulimia Nervoza özellikleri gösterdiği bilinmektedir.
Aşırı yeme ve kusma gibi bu belirtiler hastalık başladıktan
ortalama 1.5 yıl içinde ortaya çıkmaktadır.
Bulimia
Nervosa:
Bulimia Nervoza aşırı yemek
yeme ve diyet dönemlerinin iç içe olduğu bir yeme
bozukluğudur. Bulimia; Yunan dilinde “öküz gibi acıkmak”
deyimi karşılığında kullanılmaktadır. Bu hastalık olağan
dışı miktarlarda yemek tüketimi dönemlerini izleyen bilinçli
dışa atım yöntemlerini de içermektedir. Kilo alımını
engellemeye yönelik kullanılan bu yöntemler genellikle;
çıkartma, oruç tutma, aşırı egzersiz uygulama veya laksatif
kullanımından oluşur. DSM-IV Bulimia Nervosa’da oluşan zevke
yönelik yeme epizodlarını; “2 saatten daha az bir sürede pek
çok insanın aynı koşullarda yiyebilecekleri miktardan daha
fazla yemek tüketimi” olarak tanımlamaktadır. Zevk yemeleri
tipik olarak gizlilik içinde olur; genellikle bir stres
faktörü tetikleyicidir, ve olumsuz duygulanımları harekete
geçirir; yalnızlık, sosyal ortamlarda yeme veya kilo alımı
konusunda endişelenme gibi. Bu zevke dayalı yeme, kişi
rahatsızlık verecek derecede tok olana değin devam eder. Bu
süre içinde kişi yeme davranışı ve tüketilen yemeğin miktarı
üzerindeki kontrolünü kaybeder Bu sürede tercih edilen
yemekler genelde dondurma, çikolata, pasta gibi çabuk
yenebilen ve kalorili yiyeceklerdir.
Araştırmalar göstermiştir ki
bulimia olgularında hastalar, tıkanırcasına yeme epizodları
sırasında 2000 ile 4000 kalori almaktadır ki bu kalori
miktarı sağlıklı bir kişinin bir gün boyunca aldığı kalori
miktarından daha fazladır. Hastalar genellikle tıkanırcasına
yeme davranışlarından utanç duyarlar ve bunu saklama
çabasındadırlar. Çoğunlukla tıkanırcasına yeme epizodları
sırasında kontrolü yitirdiklerinden yakınırlar.
Tıkanırcasına yeme epizodunu, pişmanlık duygusu içinde
iğrenme, tiksinme, huzursuzluk, kilo alma korkusu ve dışa
atım çabası izler. Bulimia hastaları dışa atımı genellikle
parmak yardımı ile kusarak yaparlar. Mide bulantısı ve
kusma, zamanla bulimia hastalarında irade ile
gerçekleşebilmekte ve parmak, çatal vb. gibi maddelere
gereksinimleri dahi kalmamaktadır. Laksatif ve diüretik
kötüye kullanımı, yoğun egzersiz programı veya oruç tutma
gibi diğer kiloyu koruma yöntemleri de bulimia hastalarının
vücut ölçülerini koruma çabası dahilinde başvurdukları diğer
yöntemlerdir. Çoğu insan zaman zaman tıkanırcasına yeme
nöbetlerine girebilir. 1982 yılında yayımlanan bir
araştırmaya göre üniversite öğrencilerinin %50’si arada
sırada meydana gelen tıkanırcasına yeme-arınma dönemleri
geçirmektedir. DSM-IV kriterlerine göre bu tür davranışlara
hastalık boyutunda yaklaşmak ve Bulimia tanısı koymak ancak
bu dönemlerin üç ay boyunca haftada en az iki kez
gerçekleşmesi sonrasında mümkündür.
Anoreksiya Nervosa’da olduğu
gibi Bulimia hastaları için de kilo alımının yarattığı kaygı
oldukça yüksektir. Yine Bulimia Nervosa’da da Anoreksiya’da
olduğu gibi kişinin vücudunun görünüşünü algılamasında
bozulmalar meydana gelmektedir ve bu kişiler normal
ağırlıkta olsalar dahi kendilerinin kilolu olduklarına
inanabilmektedirler.
DSM-IV Bulimia Nervosa’yı iki
alt tipe ayırmaktadır: Çıkartma olan ve çıkartma olmayan
tip. Çıkartma olmayan tipe eşlik eden davranışlar; oruç
tutma, aşırı egzersiz yapma veya laksatiflerin kullanımıdır.
Çıkartma olan tipe oranla daha sıktır. Ayrıca bu tip
hastalar tıkanırcasına yeme dönemlerini daha az yaşamakta ve
hastalık şiddetinin daha hafif olduğu gözlenmektedir.
Bulimia Nervosa ergenlik ve
erken yetişkinlik dönemlerinde başlar. Bulimia hastalarının
%90’ını kadınlar oluşturur. Kadınlar arasındaki sıklığının
% 1 ile 2 arasında olduğu bilinmektedir. Bulimia
hastalarının öykülerine bakıldığında pek çoğunun önceleri
aşırı kilolu olduğu ve hastalık semptomlarının bir diyet
dönemi ile başladığı görülür. Bulimia hastalarında abartılı
yeme dönemleri olduğu için, hasta kliniğe başvurduğunda
zayıflamış olması beklenmemelidir, bazen normal kiloda ve
hatta fazla kilolu dahi olabilirler, oysa anoreksia
hastaları kliniğe her zaman aşırı zayıflamış halde
başvururlar.
Bulimia hastaları
Anoreksiya’da olduğu gibi yardımı reddetmezler. Aşırı yeme
ve kusma epizodlarından sonra suçluluk duymalarına ve bu
davranışları gizleme çabası içinde olmalarına rağmen istekle
yardım ararlar. Uzun dönem takipler Bulimia teşhisi ile
tedavi edilen hastaların yarısından fazlasının beş yıl
içinde sağlıklarına kavuştuklarını göstermektedir. Ancak
hastalığın seyri, kusma sonucu ortaya çıkan belirtilerin
şiddetine de bağlanmaktadır. Uzun süren vakalarda
ilişkilerde bozulma, iş yaşamında sorunlar ve kendilik
değerinde azalma görülebilmekte, bu tür etmenlerin klinik
açıdan ele alınmasında fayda olduğu bilinmektedir.
Bulimia Nervosa tanısı konmuş
hastalarının pek çoğunun aile öyküleri incelendiğinde,
sorunlu aile ilişkileri göze çarpar. Hastalar
anne-babalarını “uzak ve reddedici” olarak tanımlarlar. Yeme
nöbetlerinin anne ile bütünleşmeyi temsil ettiği, ancak
sonrasında anneden ayrışma ve bireyselleşme çabasının dışa
atım, kusma davranışları olarak kendini gösterdiği
düşünülmektedir.
Bulimia hastaları
Anoreksiyadan farklı olarak dışa dönük kimselerdir. Bunun
yanında kızgın ve dürtüsel oldukları da gözlenmiştir.
Bulimia hastalarının dürtü kontrolünde yaşadığı problemler
nedeniyle pek çok sorun da beraberinde kliniğe
taşınmaktadır. Madde kötüye kullanımı, emosyonel dengesizlik
ve intihar girişimlerine de bu hastaların hikayelerinde
sıklıkla rastlanmaktadır. İlginç bir araştırma da Bulimianın
çalma alışkanlığı ile pozitif ilişkisini ortaya koymuştur.
Hırsızlık alışkanlığı olan bulimia hastalarının aynı zamanda
madde bağımlılığı ve diğer suçlara da yatkınlığı
gözlenmiştir. Bulimia Nervosa pek çok diğer psikiyatrik
hastalık ile birlikte anılmaktadır; özellikle depresyon,
kişilik bozuklukları, ve anksiyete bozuklukları. İkiz
denekler kullanılarak yapılan bir araştırmanın sonuçlarına
göre Bulimia ve depresyon genetik açıdan birbirleri ile
ilişkilidirler.
Daha geniş
bilgi için aşağıdaki sayfaları inceleyebilirsiniz.
Yeme
Bozuklukları Birimi
Obezite
Birimi
Konu Hakkında Testler için
Tıklayınız....
|