|
Panik Yazı
Dizisi-1
Panik Bozukluğun Tanısı
Panik bozukluğunun biyolojik temelleri
“İlk
atağı bir markette geçirdim.
"0 kadar korkmuştum ki,
dosdoğru çıkışa doğru fırladım.
"İki gün sonra, yeniden
aynı süpermarkete uğradım; ancak nerdeyse markete adımımı
atar atmaz, yeni bir nöbetin gelmekte olduğunu hissettim
"Neredeyse alışveriş
yapmak için evden çıkmaktan korkacak bir duruma doğru
sürükleniyorum„
Panik bozukluğu ile yaygın
anksiyete bozukluğu arasındaki farklar
6O'lı
yılların
sonlarında,
sodyum laktat infüzyonunun
daha önce
panik atağı geçirmiş
hastalarda panik atakları
doğurabildiği,
ancak aynı
etkiye sağlıklı gönüllülerde
rastlanmaması
bulgusundan sonra, panik bozukluğunun
temellerinin biyolojik olduğu
konusundaki hipotezler ileri sürülmeye
başlanmıştır.
O zamandan bu yana konu
üzerinde
yapılan
tanımlayıcı,
genetik, farmakolojik ve nörobiyolojik çalışmalar,
panik bozukluğunun,
yaygın
anksiyete bozukluğundan
değişik
bir hastalık
olduğunu
kanıtlayan
sonuçlar
sunmuşlardır.
Aşağıdaki tablo, yaygın
anksiyete bozukluğu
olan hastalar ile panik bozukluğu
olan hastalar (agorafobi ile birlikte veya agorafobi olmaksızın)
arasındaki önemli
farklılıkları özetlemektedir.
| |
Panik
bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğuna özgü görünümler
arası farklılıklar |
| |
Görünüm |
Panik Bozukluğu |
Yaygın Anksiyete Bozukluğu
|
|
|
Panik atağı |
Var |
Yok |
|
|
Fobiler |
Birden fazla |
Tek |
|
|
Depresyon |
Sık |
Nadir* |
|
|
Histerik belirtiler |
Sık |
Nadir |
| |
Dinlenme durumunda nabız
sayısı |
Artmış |
Normal |
|
|
Refleksler |
Canlı |
Normal |
|
|
Etiyoloji |
Hastalık |
Durum |
| |
İV yolla verilen sodyum
laktat ile panik atağı oluşumu |
Evet |
Hayır |
|
|
Davranış tedavilerine
yanıt |
Zayıf |
İyi |
|
|
Tıbbi konsültasyon sayısı |
Zayıf |
İyi |
|
|
Başlama yaşı |
15-35 yaş |
Herhangi bir yaş |
|
|
Aile öyküsü |
Var |
Yok |
|
|
|
|
|
*
Anksiyeteye sıklıkla depresyon belirtileri eşlik eder |
|
|
|
|
Panik ataklarının biyokimyasal
olarak uyarılması
Panik bozukluğu
olan hastalarda değişik
kimyasal maddelerle panik ataklarını
uyarılabildiği şeklindeki
buluş,
panik bozukluğun
etyolojisinde biyokimyasal olayların
rol oynayabileceği şeklindeki
hipotezi desteklenmektedir. Pitts ve McClure'nin1967'de gerçekleştirdiği
ilk sodyum laktat infüzyonu çalışmalarından
bu yana, yohimbin, kafein, isoproterenol ve karbondioksit
gibi diğer
başka
kimyasal maddelerin de panik bozukluğu
olan hastalarda panik nöbetlerini
uyarabileceği
gösterilmiştir.
Sodyum laktat
Pitts ve McClure panik bozukluğu
olan 14 hastaya ve 10 kontrol hastasına
kiloya 10 mL olacak şekilde
sodyum laktat infüzyonları
uygulamışlardır.
Panik bozukluğu
olan 14 hastanın
13'ünde
panik belirtileri görülürken,
kontrol hastalarının
yalnızca
2 tanesinde bu belirtilere raslanmıştır.
Başka
bir
çalışmada,
0.5 molar rasemik sodyum laktat infüzyonu,
panik bozukluğu
olan hastalarda %76 oranında
(13/17), agorafobi ile birlikte panik bozukluğu
olan hastalarda %69 oranında
(18/26) panik atağı
oluşumuna
yol açmış
20 kontrol hastasında
ise panik atağı
gözlenmemiştir.
Hastalar laktat tarafından
oluşturulan
panik ataklarının,
doğal
panik nöbetlerine
benzediğini
bildirmişlerdir.
Bu nedenle laktat tarafından
oluşturulan
panik krizleri ile doğal
olarak oluşan
krizlerin oluşma
mekanizmalarının
aynı
olduğu öngörülebilir.
Panik ataklarının
etyolojisi
Panik nöbetlerinin
ne şekilde
oluştuğu
henüz
tam olarak bilinmemektedir. Ancak laktatın
hızla
bikarbonata dönüştüğü
ve bikarbonatın
da panik belirtileri oluşturacak şekilde
locus ceruleus'u uyardığı
ileri sürülmektedir.
Buna karşıt
başka
bir hipotezde ise laktat iyonlarının
hücre
dışı
kalsiyum iyonlarını
bağlaması
sonucu periferik hipokalsemi oluştuğu
ve bu hipokalseminin panik ataklarını
doğurduğu
ileri sürülmüştür.
Gorman ve arkadaşları
karbondioksit oranı
%5 olan bir hava karışımının
panik bozukluğu
veya panik ataklarıyla
birlikte agorafobisi olan hastalarda, en az sodyum laktat
infüzyonları
kadar panik nöbeti
doğurabildiğini
göstermişlerdir.
Laktat ve karbondioksitin benzer panik nöbeti
doğurma özelliği,
beyin karbondioksit yoğunluklarında
geçici
bir yükselmeye
neden olmaları
ve bu yükselmenin
locus ceruleus'un normalde oluşturduğu
uyarıları stimüle
etmesi şeklinde
açıklanabilir.
“Yıllardır
işime
giderken çevre
yolunu kullanırdım.
Ancak son zamanlarda, kendimi direksiyon başında
titrerken ve sık
sık
nefes alırken
bulur oldum.
Trafikteki tüm
akıp
giden arabalar üzerime üzerime
geliyordu. Kendimi en yakın çıkış
yerine atıp,
evime geri dönüyordum.
Niçin
bu kadar çok
iş
olanağını kaçırdığıma
bir neden arar duruma gelmiştim.„
Panik bozukluğunda locus
ceruleus´un aşırı uyarılması hipotezi
Merkezi
sinir sistemi (MSS) içinde noradrenerjik etkinliğin
düzenlenmesinde
en önemli
bölge
olan locus ceruleus'un (LC), panik dönemlerinin
primer olarak üretildiği yer olduğuna inanılmaktadır. Locus ceruleus nöronlarının
normalden fazla etkinlikleri panik bozukluğu
olan hastalarda anksiyete ve panik ataklarının
oluşmasına
yol açan,
noradrenalin salınımına
neden olur.
Locus
ceruleus'un uyarısını artıran maddeler bu şekilde
bir yanıta
neden olurken, uyarı
hızını
azaltan maddeler, panik bozukluğu
olan hastalarda anksiyeteyi ve panik ataklarının
sayısını
azaltır.
Bir alfa
adrenerjik antagonist olan yohimbin'in locus ceruleus'un
etkinliğini
hem normal gönüllülerde,
hem de panik bozukluğu
olan hastalarda arttırdığını
gösteren
çalışmalar,
locus ceruleus uyarısı
aracılığıyla
olan noradrenerjik iletinin duyarlı
hastalarda panik nöbetlerini
başlatabileceği
şeklindeki
bu hipotezi desteklemektedir.
Yohimbin'in
tersine, alfa adrenerjik antagonisti olan ve locus
ceruleus'un uyarılarını
inhibe eden klonidin, duyarlı
hastalarda panik ataklarını
engeller.
Locus ceruleus
etkinliği
hakkında
güvenilir
bir değerlendirme
sağlayan
noradrenalin'in merkezi sinir sistemindeki metaboliti 3-metoksi-4hidroksifenilglikol'un
(MHPG) plazma düzeylerinin
belirlenmesi, panik bozukluğun
etiyolojisinde Locus ceruleus'un rol aldığı
şeklindeki
hipotez hakkında
daha ileri bilgiler sağlar.
Sık
panik nöbeti
geçiren
hastaların
yohimbin uygulanmasından
sonraki plazma MHPG düzeylerindeki
yükselmeler,
sağlıklı
kişiler
veya daha az panik atağı
geçiren
hastalarınkine
oranla daha fazla olmaktadır.
Alprazolam tedavisi, bazal MHPG yoğunluklarını
anlamlı
olarak azaltır
ve yohimbin'e bağlı
plazma MHPG yükselmeleri
ile anksiyete veya sinirlilik durumunu, veya her iki durumu
da önler.
Panik bozukluğunda
kortikotropin salgılatıcı hormonun (CRH) rolü
Panik
bozukluğu olan
hastalarda, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında,
kortizol düzeylerinde
artma ile birlikte kortikotropin salgılatıcı hormona (CRH) yanıt
olarak adrenokortikotropin hormon (ACTH salgılanmasında
bir körelme
olduğu,
panik bozukluğu
olan 8 hasta ve 30 normal kontrol üzerinde
gerçekleştirilen
bir klinik çalışmada
gösterilmiştir.
Bu sonuçlara
göre,
panik bozukluğu
olan hastalarda, hipotalamus veya daha yukarı
düzeylerde
bir bozukluğun
varlığına
işaret
eder şekilde
kronik bir hiperkortizolemi olduğu
ve bunun da endojen CRH'in aşırı
sekresyonuna yol açtığı
ileri sürülmüştür.
Alprazolam,
doza bağımlı
olarak in vitro CRH salgılanmasını
tamamen baskılar.
CRH üzerindeki
bu baskılayıcı
etkisi, alprazolam'ın
anksiyetenin, panik atağı
gibi akut formlarını
tedavi
etmedeki klinik etkinliğinden
sorumlu olabilir.
Son
zamanlarda, laktatın etkisinin, kuvvetli egzersiz sonucu maksimal oksijen kullanımının
%90'ındaki
yoğunluğa
kabaca eşitlendiğine,
CRH salınımında
doza bağımlı
bir artırıcı
etkisi olduğu
gösterilmiştir.
Bu çalışmalar,
hem egzersize, hem de laktata bağlı
olarak oluşan
panik ataklarının,
CRH nöronlarının
aktivasyonu olayında
yer alabileceğini,
dolaylı
olarak ileri sürmektedir.
Son
zamanlarda hayvanlarda yapılan çalışmalar, CRH'nın locus ceruleus uyarı
hızını
belirgin olarak arttırdığını
göstermiştir.
Bu çalışmalarda
locus ceruleus tarafından
üretilen
noradrenalinin de in vitro olarak CRH salgılanmasını
uyardığı
gösterilmiştir.
Tüm bu
bilgiler toplu olarak değerlendirilerek,
locus ceruleus ve CRH sistemlerinin, bir pozitif feed-back döngüsü
içinde
birlikte çalışarak,
panik bozukluğun
bir takım
biyokimyasal ve klinik görünümlerini
ürettiği
ileri sürülmüştür.
Panik
bozukluğunda PET çalışmaları
Paniğin
nörofizyolojisini
belirlemek için
yapılan
Pozitron Emisyon (yayılma)
Tomografisi (PET) çalışmaları,
locus ceruleus üzerinde
yoğunlaşmıştır.
Reiman ve arkadaşları
laktatla oluşturulan
panik ataklarına
yatkın
olan hastaların
beyinlerinin sağ
yansında,
kan akımı,
kan hacmi ve oksijen metabolizasyonu açısından
farklı
özellikler
olduğunu
bulmuşlardır.
Araştırmacılar,
locus ceruleus'dan aşırı
noradrenalin salgılanmasının
bu bulguların
nedeni olabileceğini
ve noradrenalin düzeylerindeki
bu artışların
beynin sağ
yarısının
da duysal uyarılara
duyarlı
duruma gelmesine neden olabileceğini
ileri sürmüşlerdir.
Bir pozitron emisyon
tomografisi çalışması: Alprazolam'ın panik bozukluğundaki
etkileri
Son zamanlarda yapılan
pilot bir çalışmada,
Buchsbaum ve arkadaşları
(Yayınlanmış
bilgi, 1988), alprazolam'ın
panik bozukluğu
olan veya miks anksiyete ve depresyonu bulunan hastaların
beyin metabolizmaları üzerindeki
etkilerini değerlendirmek
amacıyla
PET yöntemi
kullanmıştır.
Elde edilen bilgilerin analizi sonucu, Alprazolam 'ın
plaseboyla karşılaştırıldğında,
beyin glikoz metabolizması üzerinde, özellikle
sol temporal korteks üzerinde
değişiklikler
oluşturduğu
hipotezi ileri sürülmüştür.
|
 |
 |
|
Şekil
1
Panik
bozukluğu olan hastanın tedavi öncesindeki
Pozitron Emisyon Tomografisisi
|
| |