|
Kimler
depresyona girer?
Aslında herkes depresyona girebilir. Ancak, depresyona
yatkınlığı artıran etkenler var ve bu etkenler, Florence
Littauer'in Depresyonu Yenmek adlı kitabında şöyle
sıralanıyor:
Doğuştan kaybetmiş olan
kişiler.

Bazıları
yaşama
umutsuz başlar.
Biberonunu karyolasından
fırlatan
bebek annesinden azar işitir.
Yeni yürümeye başlayan
tombul çocuğun
halası
"Umarım
yaşamı
boyunca
şişman
olmaz" der. Birinci sınıfta
öğretmeni:
"Sınıfta
kırmızıyla
yeşili
ayırt
edemeyen bir tek sen varsın"
diye çıkışır.
Ve liste uzayıp
gider. Çocukları
sürekli eleştirmek,
onların
ileride depresyona gireceklerinin garantisidir. Bu açıdan
sorumluluk yetişkinlerdedir.
Eğer
çocuklarımızı
iyi olmadıklarına
ve başkalarıyla
rekabet edemeyeceklerine inandırır,
onları
aşağılık
kompleksine sokarsak, onları
'hayatta kaybedenler sınıfı'na
kendi ellerimizle iteriz. Çocuk başarılı
olamayacağı
düşüncesine
kapılırsa,
denemeyecektir bile ve umutsuzluğa
düşecektir.
Bu
şekilde
doğuştan
kaybetmiş
olan kişi,
depresyona programlanmıştır.
Başarılı insanlar.
Özellikle zirveye ulaşmış
ve ilerisi için plan kuramayan kişiler
depresyona girme eğiliminde
olabilirler. Kaç yaşında
olduğumuz
önemli değildir,
her günü yaşanılır
kılmak
için amaçlara ihtiyacımız
var. Amaçsızlık
depresyona sebep olur.
İletişim kuramayanlar.
İletişim
kuramayanların
büyük bir kısmı;
çocukken sözleri anne babaları
tarafından
kesilen, dinlenmeyen yetişkinlerden
oluşuyor.
Pek çoğu
ise, çocukken ağızlarından
çıkan
her sözü, ailelerinin aptalca bulmasından
şikâyetçi.
Çocuklarınızı
birer birey olarak kabul edin ve konuşmalarına
izin verin.
Yarışma becerisi
olmayanlar.
Pek
çok anne baba, çocuklarını
yaşamın
gerçeklerinden sakınır.
Bu durumdaki bir çocuk, anne babasının
sonsuza dek kendisinin yanında
olacağına
inanır
ve asla gerçek hayatla tanışıp,
orada "savaşmayı"
öğrenemez.
Gerçek hayatla tanıştığında
ise, insanlarla rekabet edemez ve depresyona girer. Çocuklar
her ihtiyaçları
anne babaları
tarafından
giderilen "bağımlı
kişilikler"
olarak yetiştirilmemeli.
Yapacak çok işi olanlar.
Öncelikler sıralamanızı
doğru
yapmalı
ve yaşamınızı
analiz etmelisiniz. Her
şeyin
üstesinden tek başına
gelmeniz gerekmiyor. Yapabileceğinizden
fazla "yapmanız
gerekenler" olduğunu
düşünüyorsanız,
bu durum sizi depresyona iter.
Yapacak hiçbir şeyi
olmayanlar.
Yalnızlıktan
ve amaçsızlıktan
bunalarak, depresyona giren pek çok kişi
var. Yaşamın
getirdiği
maceralara atılmaktansa,
evde oturup kendinizi yalnız
hissetmek daha mı
kolay geliyor? Tek bir kişiye
pişirmeye
gerek olmadığı
için akşam
yemeklerinden vazgeçiyor musunuz? Bu davranışların
hepsi kötümserliği
besler, sizi depresyona sürükler. Umutsuz bir yaşam,
her zaman heyecanlı
bir günlük maceraya çevrilebilir.
Koşulları ağır olanlar.
Bazı
insanlar yaşamlarında
öyle üzücü durumlar yaşarlar
ki, depresyona girmeleri için açık
bir neden vardır.
Bu tip durumlarda depresyonun üstesinden kendi gücünüzle
gelmeniz zordur. Gerçekleri kabullenin ve profesyonel destek
alın.
Ciddi hastalıkları
olanlar.
Kanser
ve benzeri hastalıklara
yakalananlar, depresyona girme riskiyle karşı
karşıyadır.
Kendisini değerli
görmeyenler.
İnsanın
kendi imajını
doğru
biçimde değerlendirmesi
istenilir bir
şey
olmakla beraber, bunu gerçekleştirmeyi
başaran
insan sayısı
fazla değildir.
Kendini değersiz
görme eğilimi,
genellikle çocukluk döneminde, ailenin sürekli olarak
beceriksiz, aptal, donuk olduğunu
söylemesi sonucu, çocuğa
aşılanır.
Çok yüksek standartları
olanlar.
Bazılarımız
ailelerimiz tarafından
zorlanmış
olduğumuz
ya da standartlarımızı
mükemmele yakın
tuttuğumuz
için kendimize ulaşılması
imkânsız
hedefler belirler ve bu hedeflere ulaşamayınca
depresyona gireriz.
Kendilerini suçlu
hissedenler.
Bazılarımız
sinemaya gidip çocuğumuzu
evde bıraktığımız
için, bazılarımız
da zamanında
iyi bir eğitim
almak yerine tembellik ettiğimiz
için kendimizi suçlu hissederiz. Bu suçluluk duygusunun pek
çok alana yayılması,
zamanla depresyona neden olabilir.
Maskeli depresyon nedir?
Depresyonun; üzüntülü bir duygu durum içinde, hiçbir
şeyden
zevk alamama, düşüncede,
konuşmada,
hareketlerde yavaşlama
ve durgunluk, değersiz
olduğunu
düşünme,
güçsüzlük, bitkinlik, isteksizlik, karamsarlık
duygu ve düşünceleri
ile fizyolojik bedensel işlevlerde
yavaşlama
gibi belirtileri içeren bir klinik tablo olduğunu
söylemiştik.
Bazen depresyonun bu tipik belirtileri yerine, diğer
birçok psikiyatrik ya da bedensel hastalığın
belirtilerini andırır
tarzda; fobiler (korkular) obsesyonlar (örneğin;
ocağı
kapatıp
kapatmadığından
emin olamama, simetri takıntısı,
mikrop kaptığını,
kirlendiğini
düşünme
ve benzeri durumlar), sinirsel bayılmalar,
beklenmedik biçimde alkole, kumara, ilaçlara düşkünlük,
aile ve iş
yaşamından
uzaklaşma
eylemleri, açıklanması
güç cinsel uyumsuzluk, aşırı
yeme veya hiç yememe ve daha birçok değişik
belirti görülebilir. Ama altta yatan asıl
neden; depresyondur. Öğrencilerde
okul uyum sorunları,
başarısızlık,
davranış
bozuklukları
görülebilir. Bu durum "atipik depresyon" veya maskeli
depresyon" olarak adlandırılır.
Bir türlü tedavi edilemeyen bedensel
şikâyetlerde
ve özellikle de bu belirtiler stres ve sıkıntıyla
artma gösteriyorsa, maskeli depresyonun altta yatabileceği
unutulmamalıdır.
Kaynak:
Sabah Gazetesi, 18 Ekim 2004
http://www.sabah.com.tr/gny/sag103-20041013-200.html
|