|
Sporda Psikoloji
Sporda üst düzey başarılar, ülkelerin
prestijini artırdığından birçok ülkede spor programlan çok
önemi yer tutuyor. İşin içinde yalnızca antrenör ve
sporcular değil, bilim de var.
Sporcuya
özel giysiler, malzemeler, içecekler, yiyecekler vs. hepsi
laboratuarlarda geliştirilmiş ve gittikçe de
geliştiriliyor. Ancak, bu etkenler ikinci planda. Her şeyden
önce yeteneğin zamanında keşfedilmesi ve onun üzerine
disiplinli bir antrenman programının uygulanması gerekli.
Olimpiyatlar, dünya şampiyonaları gibi üst düzey
yarışmalarda finallere gelen sporcular ya da takımların
yetenek ve fizik kondisyonları hemen hemen eşit olur. Bu
yarışmalarda kazanmanın tek yolu, rakiplerden psikolojik
olarak daha iyi olmak.
Beklentilerin fazla olduğu bir yarışmada, sporcu kondisyon
olarak ne kadar hazır olursa olsun, psikolojik olarak hazır
değilse genelde beklenen performansın altında bir yarışma
çıkarır. Spor bilimcileri bu durumu, yarışmaya psikolojik
olarak yeterince hazırlanılmamış olduğunun göstergesi olarak
değerlendiriyorlar. Peki, bir yarışmaya psikolojik olarak
nasıl hazırlanılır? Psikolojik antrenmanlar ne zaman
yapılmalı? Bu tür bir hazırlanma her zaman gerekli mi?
Performans
artırma ve başarı İçin atılan her adımın büyük önemi var.
Her şeyden önce, hedef yarışmaya hazırlanırken iyi
uygulanmış bir antrenman programı ve fiziksel kondisyonun
tam olması gerekir. Bunların beslenme, performans testleri,
biyomekanik analiz gibi ikincil etkenlerle desteklenmesi
gerekir. Bunlardan sonra yarışma için son hazırlık aşaması,
psikolojik hazırlıktır. Yani, yarışma anından, seyirci
baskısından, değişebilen saha koşullarından, rakiplerinin
durumundan etkilenmemek için yapılan hazırlıklar. Üst düzey
yarışlarda, bu tip baskılardan etkilenmeyen ya da çok az
etkilenen sporcular genelde başarılı olurlar. Zaten üst
düzey sporcuları diğerlerinden ayıran en önemli özellik,
hiçbir koşuldan kolay kolay etkilenmemeleri.
Psikolojik
hazırlık, yarışma koşullarına hazırlık dışında, performansı
artırma, bazı teknik hareketleri öğrenmek ve geliştirmek
İçin de yapılır. Sporcuların öğrenmek istedikleri
becerileri uygulamaya geçmeden önce zihinlerinde doğru
biçimlerde defalarca yapmaları, uygulamaya geçtiklerinde
çok kolay öğrenmelerini sağlar. "Zihinsel antrenman" denen
bu antrenman biçimi, yarışma sırasında da uygulanabilir.
Yarışmada
yapılacak bir hareket, yarışmadan önce zihinde
canlandırıldığında elde edilecek sonuç çok daha iyi
çıkabilir. Bu, çok kolay gibi görünse de, o an için buna
yoğunlaşabilmek her zaman kolay olmaz. Sporcunun antrenmanda
defalarca yaptığı hareketi, yarışma sırasında
gerçekleştirememesinin nedeni de bu. 100 metre finalinde,
sırıkla yüksek atlamada, kuleden atlamada (yüzme) ya da
herhangi bir spor dalında sporcunun yüz ifadelerine
bakıldığında yapılacak harekete nasıl yoğunlaştıkları çok
rahat anlaşılabilir. Bu anı, zihninde defalarca çalışmış
olan sporcu yarışmada da istediği performansı
sergileyebilir.
Her
sporcunun kişilik yapısı farklı olduğundan verdikleri
tepkiler de farklı olur. Bazılarının heyecan, stres, kaygı
düzeyleri yüksek olur ve bunlar, "uyarılma düzeyi yüksek"
olarak tanımlanır. "Uyarılma düzeyi düşük" olanlardaysa
heyecan, stres, kaygı düzeyleri düşüktür ve sporcularda
antrenmanlarda ve yarışmalarda isteksizlik gösterirler.
Bunların her ikisi de istenmeyen durumlardır. Zihinsel
antrenmanla, istenen sinirsel gerilim düzeyi (optimum
düzey), antrenör ve de spor psikologunun ortak çalışmasıyla
sağlanabilir. Sporcunun sinirsel gerilim düzeyini
yükseltebilmesi ya da düşürebilmesi için öncelikle bu
düzeyin belirlenmesi gerekir. Antrenörler, sporcunun
antrenmanlarda ve değişik yarışlarda verdiği tepkiyi
belirleyebilirler.
Sporcu,
psikolojik gerilimi yüksek yarışmalara ne kadar çok
girerse, sonraki yarışlar için deneyim kazanır ve kendini
daha rahat kontrol edebilir. Bazı durumlarda da sporcular
deneme yanılma yöntemiyle kendilerini rahatlatıcı yöntemler
kullanırlar. Belli renkte eşofman giymek, sahaya hep sağ
ayakla çıkmak, kolye takmak gibi. Bunlar, bilimsel olarak
tavsiye edilmese de, saplantı durumuna gelmediği sürece
herhangi bir zararı olmaz. Bu, aslında sporcuya yetişme
döneminde psikolojik antrenman verilmediğinin de bir
göstergesi. Belli bir bir anda bırakması istenmemeli.
Zihinsel
antrenmanın bir yaran da, sporcunun yapacağı harekete
tamamen yoğunlaşmasını sağlayarak seyirci, rakip, yarışma
baskısı, genç sporcularda deneyimsizlikten dolayı
yapılabilecek acemilikler gibi dış etkenleri düşünmemesini
de sağlar. Zihinsel antrenman spora yeni başlayanlar için
uygulanabileceği gibi ileri düzeydeki sporcularda da
uygulanabilir. Önemli olan, izlenecek yöntemin antrenör ve
spor psikologunun ortak çalışması sonucu uygulanmasıdır.
Bülent Gözcelioğlu
Psikolojik Hazırlanma
Hazırlık Döneminde Başlamalı
Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi
Yüksekokulu’ndan spor psikologu Yard. Doç. Dr. Perican
Bayar'a sorduk:
BTD: Psikolojik hazırlıklara ne zaman
başlanılmalı?
PB: Spor psikologu, takım ya da sporcuyla yarışma
öncesi değil de hazırlık döneminden itibaren beraber
olmalı. Her şeyden önce de, takımın ya da sporcunun
psikologu kabul etmesi lazım. Genelde sporcular, yapı olarak
psikologlara karşı direnç gösterirler. Örneğin yarışmaya 1
hafta ya da 15 gün kala spor psikologunun biri gelip
sporcuya "size yardımda bulanacağım" derse, bunu sporcunun
kabul etmesi çok zordur. Hazırlık döneminde nasıl ki
antrenörü, yardımcılarım seçip takımı teslim edersiniz, bu
dönemde spor psikologunu da takımla beraber çalışmalara
katılmasını sağlamalısınız. Aksi durumda spor psikologundan
verim almak çok zor olur. Bunu da ilk aşamada sağlamaları
gereken yöneticiler ve antrenörler. Hazırlık döneminde
psikologa gerek olmadığını düşünülebilir. Ancak sporcuların
psikologu kabul etmesi için bu dönemde çalışmalara başlamak
çok önemli. Takım oluşmasında da psikologun yardımları olur
ve bir bütünlük sağlanır.
BTD: Spor psikologu antrenörle nasıl
çalışmalı?
PB:
Her şeyden önce psikologun görevi kesinlikle antrenörün
işine karışmak değildir. Antrenörün tek başına her şeye
yetmesi çok zordur. Spor Psikologunun, beslenme uzmanının,
masörün, menajerin ortak çalışması gerekir. Ülkemizde
antrenörler Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün verdiği
eğitim programı sonunda antrenörlüklerini alırlar. Bu kursta
da psikoloji ayrıntılı olarak anlatır ve onlar sporculara
karşı, küçük psikolojik yardımda bulunabilirler. Çok
zorlandıkları yerde de profesyonel destek almaları gerekir.
BTD: Spor psikologlarının görevi?
PB:
Akademik araştırmalar, klinik danışmanlık {klinik
kökenliler) ve eğitim. Takım ya da sporcuyu yarışlara
hazırlamada eğitimci rol ön plana çıkar. Yani, eşofmanını
giyip takımla iç içe olacaksınız, kamplara katılacaksınız
ve onların duygularını paylaşacaksınız ve onlardan bir
parça olacaksınız. Onların güvenini kazanmanız gerekir.
Bunların yanında zihinsel becerileri öğretir, zihinsel
antrenman yaptırırlar. Örneğin, normalde bir uygulamada 5
deneme yaparken, sporcuya gözünü kapattırarak 2-3 tane de
zihninde yapmasını sağlamaya çalışırız. Bu etkinliklerin
verimli olarak nasıl yapılacağı öğretiriz. Ondan sonrası
antrenör ve sporcuya kalır. Biz sporcu ya da takımda problem
olduğunda devreye gireriz. Her şey iyi giderken müdahale
gereksizdir ve bize yalnızca başarıyı alkışlamak düşer.
BTD: Hedef nasıl seçilmeli?
PB:
Hedefi belirlerken kolay, orta güçlükte ve zor hedef olarak
belirleriz. Önemli olan, sporcu ve antrenörün birlikte
hedefi oluşturmaları. Hedef, en uygun güçlükte olacak. Kolay
hedefi seçerseniz sporcu bir süre sonra, ben bunu nasıl olsa
yapıyorum, deyip çalışmalarını aksatır. Çok zor bir hedef
seçerseniz, sporcu bunu yapamayacağını anladığı anda ya
sakatlanır ya psikolojik problemlere girer ve sezondan
düşer. Sporcuya "bu yıl yapabileceğimiz bu, fizyolojik
veriler ortada, antrenman geçmişi ortada, yetenek ortada"
demek ve en uygun hedefi seçmek gerekli. "Yarışmayı mutlak
kazanmak" hedefi çok gerekli değil ve fazladan baskı
yaratır. Ayrıca hedefler belirlenirken sporcular iki tür
yönelim gösterir; görev yönelimli ve ego yönelimli
sporcular. Bizim tercih ettiğimiz sporcular görev yönelimli
sporculardır ve bunlar elitliğe (üst düzey) giden yolda,
bunlar her zaman başarılı olurlar. Görev yönelimli sporcu,
her zaman kendini aşamaya, kendi iyisini yapmaya odaklanmış
sporcudur. Örneğin 100 metreyi 12 saniye koşarken önce 11,9
saniye, sonra 11,8 saniye koşmayı hedefler. Ego yönelimli
olanlarsa hep birinci, ikinci, üçüncü olayım gibi "kazanayım
diyenler". Burada onlar için kendilerini aşmak çok önemli
değildir. "Rakiplerim yarışmasın da ben birinci olayım"
düşüncesi gibi.
BTD: Yeni başlayanlar ve aileler için
önerileriniz?
PB: Ailelere, sporculara önerim. Çocuğunuzu bir spora
başlatırken kesinlikle elit sporcu olacak diye başlatmayın.
Asıl hedef egzersiz, fiziksel ve kişilik gelişimini
yönlendirici yönde olmalı. Sağlıklı İnsan olarak
yetişmesini sağlamak amacında olunursa sporcu üzerinde baskı
oluşmadan alınabilecek verim alınır. Sık rastladığımız,
özellikle jimnastik ve yüzme dallarında, anne ya da
babaların küçükken yapmak isteyip de yapamadıkları sportif
etkinlikleri çocuklarına yaptırmaya çalışmaları. Bu genelde
olumsuz sonuçlar verir.
BTD:
Türk sporcular ya da takımları finalde niye kaybediyorlar?
(Süreyya, Elvan, Voleybol, futbol, basketbol milli
takımları vs...)
PB:
Sporcuda öncelikle yetenek olacak, sonra iyi antrenman
sonra da çalıştığı ekipte spor psikologunun da olması
gerekiyor. Sporcular özellikle elit sporcular üzerinde yoğun
bir beklenti ve baskı oluşur. Bunu önlemek zordur. 0
baskıyı tolare edebilmek için profesyonel desteğe
ihtiyaçları vardır. Sporcularımız baştan itibaren spor
psikologuyla hazırlansalar, finallerdeki hissettikleri
baskıyı bugünkü hissettiği biçimde hissetmeyeceklerdir.
Kaynaklar
http://www.mindplusmusde.com/html/about_sport_psychoIogy.htm
I
http://www.aaasponline.org/asp/index.php
Açıkada C,
Ergen E., Bilim ve Spor Ankara 1990
Bilim
Teknik Dergisi, Kasım 2004
|