HOŞGELDİNİZ......                    Tarih :                   Saat:

Ana Sayfa

Site Haritası

 

..:: AKIL-BEYİN-KÜLTÜR ::..

 

Aşk Kadar, Cinsellik Kadar Gerekli mi?

Kıskançlık

Bazı kuramlara göre kıskançlık, bir güvensizlik belirtisi, olgunlaşmamış bir duygu ya da ruhsal bir bozukluk olarak kabul edilirken, evrimsel psikologlar kıskançlığa yeni bir bakış açısı getiriyorlar. Onlara göre, kıskançlık evrimsel süreç içinde kazandığımız bir duygu ve aşkın koruyucusu. Öyle ki bizim atalarımız kıskanç olmayanlar değil, kıskanç olanlardı diyorlar. İşin ilginç yanı, kıskançlığın, aşkın koruyucusu olduğu kadar, onu parçalayıcı da olabildiği. 

"Her insan evrimsel bir başarı öy­küsüdür. Atalarımızdan herhangi biri bir buzul çağını, bir kuraklığı, bir düş­manı ya da bir salgın hastalığı atlatma­yı başaramasaydı, bizim atalarımız ola­mazlardı. Atalarımızdan herhangi biri, en azından kendi topluluğunda birlik­te yaşadığı kişilerle işbirliği yapmayı başaramasaydı ya da toplumsal hiye­rarşi içinde daha düşük bir konuma geçseydi, topluluktan dışlanıp ölümle yüz yüze kalabilirdi. Eş seçme, kur yapma ve eş ilişkisini sürdürmede ba­şarısız olsaydı, daha önceden başlamış olan atasal zincir onarılamaz bir bi­çimde kopardı ve bugün biz olamaz­dık. Her birimiz bugünkü varlığımızı, hayatta kalma başarısını yakalamış binlerce atasal kuşağa borçluyuz. Son­raki kuşaklar olarak, bizler geçmişte onların başarılı olmalarını sağlayan tutkularını miras aldık. Bu tutkular, yaşam boyu süren hayatta kalma sava­şı, konumu koruma çabası ve eş ilişki­si arayışı yolculuğumuzda bizi çoğun­lukla bilinçsizce yönlendirdi." Bu gö­rüşlerin sahibi Texas Üniversitesi'nden evrim psikologu David Buss. Evrimsel yaklaşımın psikolojiyi anla­maya büyük katkısı olacağına inandığı için bu alanda çalıştığını söyleyen Buss, kadın-erkek ilişkisinin evrimsel yönüyle ilgileniyor. Buss, geçtiğimiz yıllarda yaptığı araştırmalarda, kadın­ların ve erkeklerin tutkularının özel­liklerini, kökenlerini ve sonuçlarını in celiyor. Özellikle üzerinde durduğu konularsa kıskançlık, aldatma, aşk, cinsellik ve cinsiyet rolleri. David Buss'ın kıskançlık üzerine, "Dangerous Passion-Why Jealousy is as Necessary as Love and Sex?" (Tehlikeli Tut­ku: Kıskançlık Neden Aşk ve Cinsellik Kadar Gereklidir?) adında bir de kita­bı var.

Biz Kıskanç Olan Ataların Çocuklarıyız

Darwin'in evrim kuramı "uyum sağlayan hayatta kalır" düşüncesin­den yola çıkar. Uyum sorunları, genel­likle yiyecek kaynakları, düşmanlar, asalaklar, hastalıklar, iklim koşulları gibi etkenlerle sınırlı olarak düşünü­lür. Oysa, Darwin'e göre, uyum sağla­yarak hayatta kalma savaşını yalnızca belirli bir noktadan bakarak açıkla­mak olanaksızdı. Darwin, farklı cinsi­yetler için farklı uyum sorunlarının olabileceğini düşünüyordu. Bu neden­le evrim kuramıyla ilişkili olarak eşey­sel seçilim kuramını ortaya koymuştu.

Darwin'i uyum sorunlarının farklı cinsiyetler için farklı olabileceğini dü­şünmeye iten, bazı türlerde dişi ve er­keğin yapısal olarak birbirinden önemli ölçüde farklı olmasıydı. Tavus-kuşlarında erkeğin çok renkli, göste­rişli bir kuyruğunun olup dişinin daha gös­terişsiz olması ya da denizaslanlarında er­keğin dişinin dört katı ağırlıkta olması gibi. Her iki cinsiyet aynı uyum sorunlarıyla kar­şı karşıya kalmış olsay­dı, vücut biçimleri, bü­yüklükleri ya da çeşitli yapısal özellikleri aynı olmaz mıydı? Neden bazı türlerde dişiler ve erkekler bazı yapısal özellikleri bakımından farklı da, bazı türlerde böyle bir durum söz konusu değil? Darwin, eşeysel seçilim kura­mıyla bu sorulara ya­nıt bulmaya çalışmıştı.

Eşeysel seçilim ku­ramı, özelliklerin evri­minin eş seçiminin so­nuçlarına bağlı olarak belirlendiğini kabul eder. Eşeysel seçi­limin iki tipi var: erkeklerin birbiriyle yarışmasıyla ilgili olarak cinsiyet içi seçilim ve eş seçimiyle, özellikle de di­şilerin eş seçimiyle ilgili olarak da cin­siyetler arası seçilim. Her iki eşeysel seçilim tipi de farklı uyum sorunların­dan kaynaklanır. Erkek ve dişiler, ev­rimsel tarihlerinde farklı uyum sorun­larıyla karşı karşıya kaldıklarından, çiftleşme, cinsellik, saldırganlık özel­likleri bakımından birbirlerinden bü­yük ölçüde farklıdırlar.

Dişi ve erkeğin evrimsel uyum açı­sından temel farklılıklarından biri "ba­balık kuşkusu". Üreme biyolojisine göz atarsak, dişi ve erkeğin çoğalma sürecindeki rollerinin farkı kolaylıkla görülebilir. Döllenme dişinin vücudu içinde gerçekleştiğinden, dişinin yav­ru oluşumuna katkısı, zaman ve ener­ji bakımından erkeğinkinden daha faz­ladır. Döllenmenin bu şekilde gerçek­leşmesinin, erkeğin "babalık kuşkusu" duymasına neden olduğu düşünülü­yor. Erkek açısından, eşinin onu cin­sel olarak aldatması, kalıtsal olarak çocukların babasının kendisi olduğun­dan kuşku duymasına neden olur ve kendine güvenini tehlikeye düşürür. Farkında olmadan başka bir babanın çocuklarına bakmak, yetiştirmek onun için zaman kaybıdır. Elbette evrimsel açıdan! Erkeklerin bir ilişkinin bitip bitmediğini duygusal aldatmadan çok cinsel aldatmaya bağlı olarak be­lirledikleri düşünülüyor. Kadınlarınsa çocuklarının kendilerine ait olmayabi­leceği şeklinde bir kuşkuyu hiç duy­madıkları ortada. İç döllenme, kadın­larda çocuklarının kalıtsal olarak ken­dilerine ait olduğunun garantisi. Öyle ki hiçbir kadın, doğurduğu çocuğun kendine ait olup olmadığını aklına bi­le getirmez. Biyolojik açıdan kadınlar, erkeklerin kendilerine güvenemeyecekleri kadar kendilerine güvenirler.

Erkeklerin babalık kuşkusu bir ya­na, David Buss atasal annelerimizin bir sorunla daha karşı karşıya olduklarını ileri sürüyor. Atasal annelerimizin sorunu, eşinin duygusal olarak başka birine ilgi duyması. Çünkü kadınlar açısından erkeklerin tersine, ilişkinin duygusal yönünü yitirmek cinsel yö­nünü yitirmekten daha önemli. Çünkü kadınlar eşlerinin duygusal katılı­mının yitirilmesini, ilişkinin bitmesi­nin işareti olarak görüyorlar. Erkekle­rin bir gecelik kaçamaklarının kadın­lara acı verdiğini, ancak çoğu kadının merak ettiği şeyin erkeğin öteki kadı­nı gerçekten sevip sevmediği olduğu­nu belirtiyorlar. Buss'a göre, bizler aş­kını yitirme olasılığı doğduğunda kıs­kançlık gösteren atasal annelerin ve eşi başka bir erkekle cinsel ilişki kurduğun­da kıskançlık gösteren babaların çocuklarıyız.

Kıskançlığın Evrimi

Ünlü antropolog Margaret Mead'in 1928'de yayımlanan "Coming of Age in Samoa" (Samoa'da Gençlik Çağı) adlı kitabı, yayımlandı­ğında epeyce ses getir­mişti. Mead, dokuz ay kadar gece gündüz bir­likte yaşadığı, Pasifik Okyanusu'ndaki Samoa adası halkını gözlemle­mişti. Ada halkıyla ilgili olan kitabında davranış­larımızın genlerimizle değil, çevre koşullarına bağlı olarak belirlendi­ğini ileri sürüyordu. Adada yaşayan­larla ilgili olarak suçluluk, kıskançlık, öfke ve şiddetten uzak bir tablo çizi­yordu. Tek eşlilik burada yoktu, eşle­rin boşanması, birinin evden gitmesiy­le gerçekleşiyordu. Mead'in kitabının yayımlanmasından yaklaşık 50 yıl son­ra, başka bir bilimadamı, Derek Freeman, Mead'in düşüncelerinin doğru olmadığını ileri sürdü. Bu sırada Mead artık yaşamıyordu; ancak bilim dünya­sının en yoğun tartışmalarından biri bu konu üzerinde yoğunlaşmıştı. Freeman, diğer toplumlarda olduğu gibi Samoalılarda da kıskançlık, öfke gibi duyguların var olduğunu ileri sürü­yordu. Mead'inkine benzer çoğu kuram, kıskançlığın çocukça bir duygu, ken­dine güvensizliğin işareti, ruhsal bo­zukluk ya da bozuk kişilik özelliği ol­duğunu ileri sürse de evrimsel psiko­loglar kıskançlığı evrimsel bir uyum olarak kabul ediyorlar. İnsanların, şe­ker, yağ ve protein yemeyi tercih et­meleri yemek seçeneklerini nasıl artırdıysa; ya da örümcek ve yılan korku­suna benzer korkular, kendilerini teh­likeli hayvanlardan korumalarına na­sıl daha çok yardım ettiyse, kıskançlı­ğın da böyle olduğu düşünülüyor. Kıs­kançlık bize hangi uyumsal yararları sağlıyor? Bu sorunun yanıtı, evrimsel psikologlara göre kısaca şöyle: Kıs­kançlık, üreme için tehlike oluşturabi­lecek tüm dış etkenlerle baş edebilmeyi sağlayan ve atalarımıza bu bakım­dan önemli ölçüde yardım etmiş olan bir tutku. Bu tutku, bugün de bize yardım etmeyi sürdürüyor. Örneğin, kıskançlık, ilişki için tehlike oluştura­bilecek üçüncü bir kişiyi sözel olarak uyarabilmeyi ya da soğuk bakışlarla uzak tutabilmeyi sağlar. Eşle duygu alışverişini artırarak onu dışa (başka ilişkilere) dönük olmaktan korur. Di­ğer bir deyişle aşkın koruyucusudur. Kıskançlık aşkla birlikte evrimleşmiştir ve aldatılma-terk edilme tehlikesine karşı bizi korur.

David Buss'a en sık sorulan soru­lardan biri, kıskançlığın evrimsel ne­denlerini bilmenin insanlara ne sağla­yacağı. O, bu soruları özetle şöyle yanıtlıyor: "Bizler, bu ilginç mekanizma­ları bilinçli olarak sürdürmüyoruz. Bu tehlikeli tutkuya neden olan evrimsel mantığın farkında değiliz. Hiçbir er­kek 'karım başka biriyle cinsel ilişki kuruyor, kalıtsal babalığım tehlikeye girecek; böylece genlerim yeni kuşak­lara aktarılamayacak, eyvah' ya da 'ka­rım doğum kontrol hapı kullanıyor, başka biriyle cinsel ilişki kurarsa önemli değil, çünkü babalık kuşkusu duymamı gerektiren bir durum yok' diye düşünmez. Hiçbir kadın da 'eşim başka bir kadına aşık; bu bana ve ço­cuklarına olan duygusal bağını tehli­keye düşürüyor ve benim üreme başa­rımı azaltıyor' diye düşünmez. Kıs­kançlık kör bir tutkudur, tıpkı şekerli yiyeceklere duyduğumuz istek gibi."

Kıskançlığın Karanlık Yüzü

Shakespeare'in ünlü eserlerinden Othello'da, oyunun kahramanlarından soylu, akıllı, güçlü ve dürüst kişilikli Othello ve karısı Desdemona birbirle­rini büyük bir aşkla sevmektedir. An­cak, Iago yetkiyi kendi yerine Cassio'ya veren Othello'ya kinlenir. Othello'nun büyük aşkına ilk armağanı olan mendili Desdemona kaybetmiştir. Anlamı çok büyük olan bu armağanı Desdemona bir türlü bulamaz. Othel­lo, karısının mendili kaybetmesinden kuşkulanmaya başlar. Mendili ele ge­çiren Iago, Othello'nun Desdemona'ya güvenini sarsacak bir plan kurar ve bunu başarır. Iago'nun planı sayesin­de Othello Desdemona'nın Cassio'yla aşk yaşadığından kuşkulanmaya baş­lar. Kıskançlığın ateşiyle yanıp tutu­şan Othello önce Cassio'yu, sonra ka­rısını öldürür. Ancak, bu arada her şe­yin Iago'nun işi olduğu ortaya çıkar. Bunun üzerine Othello kendini öldü­rür ve Iago idama mahkûm olur. Kıs­kançlık aşkın koruyucusu olarak evrimleşti denilmesine karşın, bazı du­rumlarda kıskançlık bir ilişkiyi yıkabi­liyor. Tıpta Othello Sendromu denilen aşırı kıskançlık durumuna bağlı ola­rak şiddet baş gösterebiliyor. İş bu noktaya geldiğinde de çoğunlukla ka­dınlar şiddete maruz kalabiliyor.

Gerçekten aşık olanlar mı kıskanç­lık yaşıyor, yoksa tersi mi? ABD'de ya­pılan araştırmalarda kadınlarla erkek­lerin eşlerinin kıskançlığını derin aş­kın; kıskançlık duygusu olmayışınınsa aşkın azaldığının bir göstergesi oldu­ğunu düşündükleri belirlenmiş. Bir araştırmanın sonuçlarıysa, kıskançlı­ğın uzun süreli ilişkilerle bağlantılı ol­duğuna ilişkin ipuçları sağlamış.

Kıskandırmanın Gücü

Evrimsel süreç içinde kıskançlığın bugünkü yerini almasıyla, eşlerde ka­sıtlı olarak birbirini kıskandırma eğili­mi başlamış. Bunun, ilişkinin gücünü ölçmek için bir araç olarak kullanıldı­ğını söyleyen David Buss, her iki cin­siyetin de kasıtlı kıskandırma oyunları yapabildiğini söylüyor. Ancak yüzde­ler farklı; bir araştırmada kadınların % 31'inin, erkeklerinse % 17'sinin eşleri­ni kasıtlı olarak kıskandırmaya çalış­tıkları belirlenmiş. Erkeklerle kadınlar arasındaki bir başka fark da kıskandır­mak için başvurulan oyunlarla ilgili. Kadınların başvurdukları kıskandırma yöntemlerinden birincisi, eşin de bu­lunduğu ortamlarda kasıtlı olarak baş­ka erkeklerle arkadaşlık etmek, ikinci­si kasıtlı olarak eşini umursamıyor gö­rünmek, üçüncüsüyse doğrudan baş­ka erkeklere kur yapmak. Kadınların bir başka ustalıklı kıskandırma yönte­mi de eşinin yanında başka erkeklere gülümsemek. Wayne State Üniversitesi'nden Antonia Abbey'nin bir araştır­masına göre, kadınların erkeklere gü­lümseme amacını, kadınlar ve erkek­ler farklı nedenlere bağlıyor. Bir kadın bir başka erkeğe gülümsediğinde er­kekler bunun cinsellik amacı taşıdığı­nı düşünüyor. David Buss ve onunla aynı üniversiteden olan Martie Haselton, erkeklerin kadınların kendilerine gülümseyişinden cinsel anlamlar çı­karmalarını "uyumsal bir önyargı" ve erkeklerin farkında olmadan geçici cinsel ilişkilere yönelmelerinin bir so­nucu olarak yorumluyor. Sonuçta bir kadın bir erkeğe eşinin yanında gü­lümsediğinde iki farklı erkekte bu ev­rimsel mekanizmayı devreye sokmuş oluyor. Gülümsediği erkek, onun ken­disiyle cinsel ilişkiye girmek istediğini düşünüyor; eşiyse kıskanıyor ve öteki erkeği kendine rakip olarak görüyor. David Buss, kadınların kıskançlık ne­deniyle zaman zaman şiddetle karşı karşıya kalmalarına karşın, neden böy­le bir yola başvurduklarını da sorgulu­yor. Bu amaçla yapılan bir başka araş­tırmada da 150 çifte eşlerini kasıtlı olarak kıskandırıp kıskandırmadıkları ve bunu neden yaptıkları sorulmuş. Sonuçlar, kadınlardan % 40'ının ilişki­nin gücünü ölçmek, % 38'inin eşinin ilgisini çekmek, % 10'unun eşinin bir hatasına karşılık öç almak, % 8'ininkendine güvenini artırmak ve kalan küçük bir yüzdenin de eşini cezalan­dırmak için kasıtlı kıskandırma yolu­na başvurduğunu ortaya koymuş. Böylece kadınlar, kıskandırma yoluyla eşlerinin ilişkiye duygusal katılımını ve ilişkilerinin derinliğini ölçüyorlarmış. David Buss, kadınların ilişkileri­nin gücünü ölçmeye gereksinim duy­duğu durumlarda, bu evrimsel meka­nizmadan yararlandıklarını düşünü­yor. Her ne kadar eş açısından bir be­deli olsa da, kasıtlı kıskandırmanın, ilişkiye ait başka türlü elde edilemeye­cek bilgiler sağladığını da söylüyor. Kıskanan erkeklerle ilgili bulgular da var. Kıskanan erkek, eşiyle daha çok ilgilenmeye başlıyor. Ancak David Buss, kıskandırmanın yararı olsa da, beceriklice ve zekice yapılmadığında istenmeyen sonuçlara neden olduğu­nu da gözardı etmemek gerektiğini sa­vunuyor.

Sonuç olarak evrimsel psikologlar, kıskançlığı yaşamanın acı veren bir durum olmasına karşın, bize gerçek rakiplerimizden gelebilecek gerçek tehlikeleri haber verebilecek bir uyarı sistemi de olduğunu ileri sürüyorlar. Evrim, bizi kıskançlık, korku, öfke, ne­şe, utanma ve aşk gibi zengin bir duy­gu dağarcığıyla donatmış. Kıskançlık gibi duyguların ve tutkuların anlaşıl­masının kadın-erkek ilişkilerine epey­ce yeni bakış açısı katacağı açık.

 

Zuhal Özer

Kaynak: Bilim Teknik Dergisi, Nisan 2002 

 

Kaynaklar

Jealousy: Why We Need it as Much as Love and Sex, Psychology To­day, Haziran 2000.

http://www.lse.ac.uk/Depts/cpnss/darwin/evo/buss.htm http://www.harbour.sfu.ca/general-info/psa/ psych/buss_talk.htm http://www.nytimes.com/books/first/b/buss-passion.html http://www.galegroup.com/free_resources/whm/bio/mead_m.htm

 

Düşünce Teknolojisi  Güncel Haberler

Akıl-Beyin-Kültür.... Güncel Haberler

Konu Hakkında Testler için Tıklayınız....