|
35.
ULUSAL PSİKİYATRİ KONGRESİ
6-12 EYLÜL
1999, TRABZON - TÜRKİYE
|
KONGRE
BAŞLIĞI |
: PSİKİYATRİDE ELEKTROFİZYOLOJİ (Bilgisayarlı EEG) |
|
PANELİSTLER
|
Prof.
Dr. Nevzat TARHAN
Prof.
Dr. M. Kemal ARIKAN
Oran
Ö., İ.Ü. Çapa Tıp Fak. Psikiyatri AD., İstanbul
Yemez
B., Dokuz Eylül Üniv. Tıp Fak. Psikiyatri AD. İzmir
Özaşkınlı S., Ege Üniv. Tıp Fak. Psikiyatri AD., İzmir |
|
KONU BAŞLIĞI |
: Genel Bakış, Demanslarda Tanı ve Tedavi İzleme CEEG
ve Brain Mapping |
|
YAZAR |
:
Prof. Dr. Nevzat Tarhan |
|
KURUM |
:
Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi |
Elektrofizyolojik veriler ve
değişkenler hekimlere tanı, ayırıcı tanı, tedavinin
izlenmesi, tedaviye cevabın belirlenmesi için Önemli
laboratuar desteği sağlayabilmektedir. Özellikle beyin
işlevinin geçerli ve güvenli ölçülebilmesi uygulanan
tedavinin ise yararlılığını göstermektedir. Klinik izleme
Nöropsikolojik testlerle birlikte beyin biyoelektrik
profilinin alınabilmesi klinisyenin işini
kolaylaştırmaktadır.
Hastaya verilen ilacın "bio-availability"
sinin test edilebilmesi klinisyen için büyük kolaylık
olacaktır. İşte EEG' de frekansların bilgisayarla yapılan
analizi psikofarmokolojide yeni ufuklar ortaya çıkaracak
niteliktedir. Kantitatif farmako EEG'de 'test doz' tekniği
kullanılarak ilacın biyo-yararlılığı anlamlılığı yüksek bir
oranda anlaşılabilmektedir.
Ayrıca Dinamik beyin haritası
alınarak hastalıkların beyindeki işlevsel lokalizasyon
farklılıkları test edilebilmektedir. Multi Infarkt Demans-
Alzheimer demansı farkı, Depresyonda sol hemisfer
hipoaktivitesi, şizofrenide frontal hipoaktivite'nin
saptanması "Biyolojik Marker" olarak önem taşımaktadır.
Demansın bioelektrik
ilişkilerinin saptanması ve tedavinin izlenmesinde
Bilgisayarlı EEG/Beyin Dinamik Haritası alınarak klinik
uygulamalarda "Biyolojik ölçüm" mümkün müdür? Normal, hafif
ve şiddetli Demanslarda CEEG profinin anlamlılığı ve
özgüllüğü ne orandadır? Bu konuda önümüzde ümit verici
veriler oluşmaktadır. Z skor ölçümleri ile Depresyonda Alfa
düzeyinin yükselmesi demansta Alfa düzeyinin azalması bizim
elimizde Klinik veri olarak ne Ölçüde anlamlıdır? Bu
sorulara cevap verebilmek klinisyenlerin işini
kolaylaştıracaktır.
|
KONU BAŞLIĞI |
: Elektrofizyolojik Olarak "Trait Dependent, State
Dependent" Değişkenler |
|
YAZAR |
:
Prof. Dr. M. Kemal ARIKAN |
|
KURUM |
:
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fak. Psikiyatri AD., İstanbul |
Psikiyatride tanı, tedavi
etkinliğinin izlenmesi, intihar riskinin kestirilmesi,
tedavinin yan etkilerinin de izlenmesi ve psikiyatrik
hastalıklar için riskti populasyonun belirlenmesi başta
olmak üzere birçok nedenle marker arayışı söz konusudur.
Elektrofîzyolojik yöntem, psikiyatrik bozukluklar için hem
state ve hem de trait marker niteliğinde parametrelere
sahiptir.
Bir "marker" in, bir
hastalıkta tanı değeri taşıyabilmesi için "'trait-marker"
niteliğinde olması gerekmektedir. Hastalığa özgü
fizyopatolojik süreci ortaya koyduğu için, yukarda sözü
edilenlerden, örneğin SWS yüzdesinin az olması depresyon
için bir "trait marker" olabilecektir. Eğer saptanan
"marker" ile nöroanatomik bir deviasyon ilişkili bulunursa,
bunun bir "trait marker" olma olasılığı daha da artacaktır.
Bir biyolojik işarete "trait marker" diyebilmek için, bunun
hastalığın İyileşmesine bağlı olarak ortadan kalkmaması
gerekmektedir, örneğin anksiyete bozuklukları ile ilgili
elektrofîzyolojik parametrelerin bir çoğu state dependent
niteliktedir. Alfa ritmi azalmakta ve özellikle central
alanlarda hızlı beta ritmi ortaya çıkabilmektedir. Ancak bu
durum, çoğu kez hastanın içerisinde bulunduğu koşullara
bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tür, state-dependent
anksiyete bulgularının önemli bir özelliği,
hipervantilasyonun başladığı sıralarda, veya hasta hafifçe
uyuklar hale geçtiğinde, ya da EEG'nin sonlarına doğru,
hasta gevşedikçe normal alfa ritminin belirmeye
başlamasıdır. Ama, demansda durum farklıdır. Beyin,
eksitasyon ile inhibisyon araındaki genel denge durumunu
kaybetmiştir. Beyin normal dışı yeni bir denge konumuna
geçmiştir. Bir başka ifade ile eksitasyon veya inhibisyonun
"set-point"i değişmiştir. Elektrofızyolojik değişkenler, bu
durumdan doğrudan etkilenecektir. Sonuçta, demans
patolojisinde yer aldığı bilinen ve bilinmeyen tüm biyolojik
süreçlerin son ürünü bir fenomen, elektrofizyolojik
testlerle tespit edilebilecektir. Ve bu büyük olasılıkla
trait dependent nitelik taşıyacaktır.
Tedavinin izlenmesinde
kullanılabilecek herhangi bir yöntemin hastalıklar için
state-marker parametreleri ortaya koyabilecek nitelikte
olması gerekmektedir. Bunun anlamı hastalığın tedavisine
paralel olarak kaybolması beklenen bir parametrenin
varlığıdır.
Bir marker sadece tedavi
etkinliğinin izlenmesinde kullanılmaz. Aynı zamanda,
tedavinin yan etkilerinin de izlenmesi gerekmektedir.
Örneğin, birçok psikiyatrik ilaç seizure eşiğini
düşürmektedir. Dolayısıyla, farmakoterapİ endikasyonu olan
tüm psikiyatrik olguların elektrofizyolojik özelliklerinin
rutin olarak saptanması ve elde edilen baseline özelliklerin
aralıklarla monitorize edilerek, olası bir seizure riski
açısından izlenmesi gerekmektedir. Bu risk özellikle, "baseline
elektrofizyolojik ölçümlerde noronal hipereksitabilite
saptanan olgular için büyük önem taşımaktadır. Seizure
eşiğinin düşük olmasının trait dependent bir durum olduğunun
unutulmaması gerekir. Ayrıca, ilaç toksisitesi de
elektrofizyolojik olarak izlenebilir. Toksisite riski
polifarması uygulamalarında daha da arttığına göre,
polifarmasi uygulamalarında bu elektrofizyolojik takip özel
bir Önem taşımaktadır, örneğin, sık başvurulan polifarmasi
uygulamalarından birisi olan fluvoxamin ile klomipramin
kombinasyonu farmakokinetik nedenlerle risklidir. Bir başka
Örnek ise tardif diskinezî riski için verilebilir. Bu riski
ortaya koyduğuna inanılan bir elektrofizyolojik fenomen
vardır. Mitten patern. Bu tür risklerin İzlenmesinde EEG'nin
rutin olarak kullanılmasının Önerildiğini görmekteyiz.
Toksisite riski de yine trait dependent bir durumdur.
İntihar riski psikiyatrinin en
önemli sorunlarındandır. Bunu ortaya koyacak marker
arayışları sürekli devam etmektedir. İntihar Riski Skalası
ile CNV amplitüd düşüklüğü arasındaki ilişki ise çok yüksek
bulunmuştur. Bir biyolojik marker söz konusu olduğunda, onun
psikiyatrik hastalıklar için riskli populasyonun
belirlenebilmesinde işe yarar olup olmadığı akla gelir.
Özellikle koruyucu hekimlik açısından bunun büyük önem
vardır. Örneğin depresyon söz konusu olduğunda, trait-dependent
olması zorunlu bir takım kompüterize elektrofizyolojik
parametrelerin riskli populasyonu ortaya koyabileceğine dair
bir çok çalışma vardır. Ayrıca REM latensi depresyon için
traît marker olarak değerlendirilmektedir. Depresyon için
bir başka risk parametresi, frontal asimetri olabilir. Sol
frontal lob hazza ulaşmak (pozitif emosyon), sağ frontal lob
elemden kaçma (negatif emosyon) için özelleşmiştir.
Depresyon riski taşıy; çocukların hiç bir özel koşula bağlı
olmaksızın kaydedilen kompüterize EEG'lerinde, sol frontal
aktivitenin azaldığı gösterilmiştir. Benzeri bulgulara
şizofrenide de rastlanmaktadır. Eldeki veriler, desenkronize,
düşük voltaj, yüksek frekanslı EEG paternî şizofreni için
genetik predispozisyon olduğunu düşündürebilir. Tabi ki
ilave eksojen ve/veya endojen etkenler bir araya gelerek
hadisen manifest şekle dönüşmesine yol açabilir (6). Marker
niteliği konusunda biyolojik psikiyatride çelişkilere sık
rastlanır. Bunun bir çok sebebi vardır. Ancak ortaya çık
çelişkilerin daha çok "challenge-test" sonucunda elde edile:
"marker"larda yoğunlaştığı dikkat çekicidir. Demek ki,
süreci kendi doğal dinamiklerinden soyutlayarak ele alırker
metodolojinin ayrıntılarına özel önem vermek gerekmekted
Aslında, beynin biyodinamikleri bir bütün olarak ele
alınmadığı sürece, metodolojik olarak birbiriyle tümüyle
uyum içinde ve titiz çalışmalarda bile çelişkiler ortaya
çıkması şaşırtıcı olmayacaktır. Marker'm elde edildiği "challenge-test"
beynin steady-state konumdan ne yönde ve ne Ölçüde
uzaklaştığı bir zamanda yapılmıştır? O sırada, denge
bozukluğunun kompanse edilmesinde hangi mekanizmalar Ön
plandadır? Test tekrarlandığı sırada, dengi ve kompansasyon
mekanizmaları aynı konumda mıdır? Tün bu soruların yanıtları
açıkça bilinmedikçe elde edilen verilerin çelişkiye yer
vermeyecek şekilde doğru yorumlanması olanaksızdır. Bu
konuya açıklık getirebilecek model önerileri vardır.
Bunlardan birisinde, inhibitör mekanizmaların kontrollü bir
şekilde dominansı sağlanarak, süreç içerisinde diğer
sistemlerde ortaya çıkan dinamik değişkenliğin analizine
olanak tanınmaktadır. Bir kez daha hatırlatmak gerekirse,
kompüterize elektrofizyolojik metodoloji tüm bu kaygılardan
uzaktır. Zira sağladığı verilet süreci belirleyen tüm
faktörlerin bir ortak paydası olma niteliğinde olup, hiç bir
yapay girişim olmadan elde edilmektedirler. Ancak bu kez de
yöntemin, deneyimsiz, kullanılan teknolojinin ve
istatistiklerin içeriği konusunda yeterli bilgiye sahip
olmayan ve spekülatif yorumlara kolay başvuran kişiler
tarafından kullanılmasının doğurduğu bir kargaşa ile
karşılaşabilmekteyiz. Bu tür kargaşaların bir sebebi de,
denek sayısının yetersizliği gibi, basit yöntembilimsel
hatalardır. Depresyonda kullanılan biyolojik "marker"lardan
geçerlilik düzeyi en yüksek iki tanesinden birisinin uyku
EEG'si olduğunu belirten VVHO (Dünya Sağlık Örgütü), yöntem
hatalarını minimuma indirgemek amacıyla, konuya yönelik
sürekli araştırmalar organize etmektedir.
Bu arada metodolojiyle ilgili
olarak şunu hatırlatmak gerekir ki; elektrofizyoloji de
güvenilir marker elde etme olanağı ancak kompüterize
sistemlerden sağlanan verilerle mümkündür.
Öte yandan, hatırdan
çıkarmamak gerekir ki, holistik perspektiften uzaklaşıldığın
da, beynin hiç bir işlevi anlaşılmayacağı gibi, kognitif
değerlendirme sürecinde gösterdiği fleksibiliteyi anlamak da
olanaksızdır. Bir değişkenin trait ya da state marker olup
olmadığını ortaya koyarken ve geçerliliğini araştırırken
biyodinamiklerle psikodinamiklerin karşılıklı birbirini
açıklar özelliklere sahip olması gerekir. Örneğin,
depresyonda SCP (siow cortical potentials; CNV ve
postimperative negatif varyasyon PINV) şelf regülasyonundaki
zorlaşmanın dinamik bulgularla desteklendiğini görüyoruz.
Söz konusu bulgulara göre motivasyonel faktörler ve operant
reinforcement bunu düzeltebilmektedir. Bu son gözlem,
depresyonda destekleyici psikoterapinin, diğer tüm
psikoterapi tekniklerinden daha üstün olmasının, altta yatan
fızyopatolojik süreç üzerine yaptığı doğrudan etki ile
ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Bipolar
bozukluk-yaratıcı güç arasındaki ilişki psikiyatrinin
spekülasyon konularından birisi olagelmiştir. Son yıllarda
konuyla ilgili bazı Önemli ipuçları ("markerler") elde
edilmektedir. Sol frontotemporal bioelektrik deşarjlar
sırasında sağ fronto-temporal bölgenin dominans
kazanmaktadır. Sonuçta subdominant hemisfer etkinleşmekte ve
kişide aniden ortaya çıkan impulsif kreativite atakları
gözlenmektedir Bipolar affektif bozukluk ile yaratıcı güç
ilişkisini çalışanlar, yaratıcı gücü olan insanlarda,
serebral asimetri ve kognitif defisitin mutat olduğunu,
psikotik özellikler gösterdiklerini ve tüm bunların genetik
geçiş gösteren "trait-dependent" nitelikler olarak kabul
edilmesi gerektiğini vurgulamaktadırlar. Yine
eiektrofızyolojik markerlar ile nörotransrnitter ve diğer
fızyopatolojik bulguların karşılıklı kontrolü gerekmektedir.
Örneğin, bir çalışmada sinaptozomal 14C-5-HT birikme
oranındaki düşüklüğün, artmış EEG uyanıklığı ile ilişkili
olduğu gösterilmiştir. Bu EEG paterni depresyonun
serotonerjik alt-grubu ile iiişkili olabilir diye
düşünülebilir.
KAYNAKLAR
Lauer CJ; Wiegand M; Krieg JC:
All-Night Electroencephalographic Sleep and Cranial Computed
Tomography in Depression, A Study of Unipolar and Bipolar
Patients. Eur Arch Psychialry Clin Neurosci, 242:2-3, 59-68,
1992-B,
Szegcdı A; Wetzel H; Leal M;
Hartter S; Hiernke C: Combination Treatment with
Clomiprarnine and
Fiuvoxamine: Drug Monitoring, Safety, and Tolerabiiity Data.
J Clin Psychıatry, 57:6, 257-64, 1996.
Hansenne M; Pitchot W;
Gonzalez Moreno A; Gonzalez Torrecilas J; Mirel J; Ansseau
M: Psychophysiological Correlates of Suicidal Behavior in
Depression. A Preüminary Study. Neuropsychobiology, 30:1,
1-3, 1994.
Perlis ML; Giles DE; Fleming
GM; Drummond SP; James SP: Sustained Facial Muscle Activity
During REM Sleep and Its Correlation with Depression. J
Affect Disord, 35:4, 163-71, 1995.
Dawson G; Frcy K; Panagiotİdes
H; Osterling J; Hessl D: Infants of Depressed Mothers
Exhibit Atypical Frontaİ Brain Activity: A Repİication and
Extension of Previous Findings. J Chüd Psychol Psychiatry,
38:2, 179-86, 1997.
Mednick SA; Schulsinger F:
Children of Schizophrenic Mothers. Bulletin of thc
International Association of Applied Psychology 14, 11-27,
1965.
Daha geniş
bilgi için aşağıdaki sayfaları inceleyebilirsiniz.
Nöropsikolojik 'Check Up'
Beyin Haritalaması
(QEEG)
Manyetik Uyarım
(TMU)
Neuro-Biofeedback
Zihinsel Eğitim (RehaCom)
Klinik Testler |