|
Saygılı
olmak iyi bir insanın taşıması gereken temel özelliklerden
birisidir. Saygı insanın kendi kişiliği ile başkalarının
kişiliğinin arasındaki sınırı bilip o sınırı aşmaması, kendi
aleyhine dahi olsa başkasının hakkına, hukukuna özen
göstermesidir. Her anne baba çocuklarının etrafa ve
kendilerine karşı saygılı olmasını ister. Ancak saygının
sınırının ne olduğu; kimlere, nereye kadar saygı
gösterilmesi gerektiği konusunda bazı soru işaretleri
olabilir.
Saygı
ölçütleri kültürden kültüre farklılık gösterir. Bizim
kültürümüzde yaşlılara saygı göstermek önemsenirken başka
kültürlerde önemsenmeyebilir. Yine bizim kültürümüzde
yardımlaşmak, ihtiyacı olanlara bağışta bulunmak çok
önemlidir. Fakat örneğin Japonya’da yaşayan bir insana
yardım etmek, para vermek onun kişiliğine yapılmış bir
hakaret ve saygısızlık olarak kabul edilebilir. Saygı
ölçütlerini bu kültürel farkları göz önüne alarak belirlemek
gerekir.
Aynı
kültürün içinde de ölçütlerde birtakım değişiklikler
olabilir. Zaman içinde değer yargılarında değişmeler
görülebilir. Örneğin itaat kültürü ve otoriteye gösterilen
aşırı saygı kişinin özsaygısı aleyhine işlediği için bu
konudaki ölçütleri yeniden düzenlemek gerekir.
Saygı Eğitiminde Yapılan
Hatalar
Yukarıda
ifade ettiğimiz gibi kültürümüzde itaat ve büyüklere saygı
önemli bir yer tutar. Sadece büyüklere değil, nefes alıp
veren her şeye saygılı olmak elbette çok güzel bir
davranıştır. Ancak bunu özsaygıyı önemsememe noktasına
götürmek kendine güvensiz, girişimci olmayan, inisiyatif
kullanamayan, değişimi sorgulamayan, zora talip olmayan,
yeteneklerini geliştiremeyen insanlar ortaya çıkarır.
Baskıcı kültürel özelliklerimiz nedeniyle ailede baba
baskısı şeklinde başlayan bu sürece ilerleyen yıllarda
toplum baskısı, koca baskısı, kayınvalide baskısı da
eklenir ve kişi kendi özsaygısını kaybeder, kendisini bir
çeşit paspas gibi görür. Kendi kişiliğinin sınırlarını
bilemeyen, sadece kurallara uymak zorunda hisseden ama
kuralları sorgulamayan bir insan ortaya çıkar.
Anne babalar
kendi haklarına sahip çıkabilen, silik olmayan, kendine
güvenen çocuklar yetiştirmek isterler. Ama hayatın içinde
yaşanan olayları alıp incelediğimizde genellikle o anda
sorunu çözmek için çocuğun kendine güvenini zedeleyeceği
tavırlar takınıldığını görürüz. İnsanların çoğu başkalarını
kırmamak, gücendirmemek için kendi çocuklarını kırar ve çoğu
zaman bunun yanlış bir davranış olduğunu fark bile edemez.
Çocuklara
saygı eğitimini hak duygusuyla birlikte vermeliyiz. Çocuk
hem kendi hakkını talep etme, hak arama becerisini
kazanmalı, hem de başkasının hakkına zarar vermeme bilincini
benimsemelidir. Çocuğa körü körüne itaat alışkanlığı
kazandırmak yerine doğru olana, hakka, akla uygun olana
saygı alışkanlığı kazandırılmalıdır. Çocuğun zihninde
iyi-kötü, doğru-yanlış kavramlarının oluşması için ona
kuralların nedenleri, gerekçeleri izah edilmelidir. Çocuk
kurala anne babası öyle istediği için değil doğru olduğuna
inandığı için uymalı, başka insanlara da bu motivasyondan
hareketle saygı göstermelidir. Körü körüne uygulanan
kurallarda neyin neden yapıldığı bilinmediği için
tutarsızlıklar olacaktır. Aslolan çocukta kalıcı bir
davranış değişikliği ve saygı bilinci geliştirmektir. Aksi
halde çocuk sadece anne babasının yanında onların istediği
gibi davranıp yalnızken canının istediğini yapabilir.
Çocuklarda
saygı eğitiminde anne babaların tutumları çok önemlidir.
Çocukların benmerkezci olduklarını biliyoruz. Benmerkezcilik,
çocukların bencilce davranmalarına, hata yapmalarına neden
olur. Çocuklar davranışlarının sonucunu düşünmeden hareket
ederler. Kendilerini nasıl iyi hissederlerse öyle
davranırlar. Çocuk için o anda korkunun gitmesi, incinme
ihtimalinin ortadan kalkması, kendini daha iyi
hissedebilmesi saygısız bir davranışta bulunması için
yeterli nedendir. Davranışının iyi mi kötü mü olduğunu, uzun
vadeli sonuçlarını düşünmez. O nedenle anne baba çocuğa
doğru rehberlik yapma görevini yerine getirebilmelidir.
Büyükler rehberlik rolünü doğru üstlenebilirlerse çocuk
hayatı tanır; nerede, nasıl davranacağını öğrenir. Aileler
saygısızlık, haksızlık yapan çocuğa mutlaka müdahale
etmelidirler fakat bunu çocuğa konuyla ilgili farkındalık
kazandırarak, yaptığının neden yanlış olduğunu anlatarak
yapmalıdırlar. Çocuğun saygısızlık yapmayı bir yöntem haline
getirmemesi, huy edinmemesi için çaba göstermek gerekir.
Aileler
çocuğa saygının sınırlarını iyi çizmeli; nerede, ne
yapılacağını öğretmelidir. Gülünecek yerde gülünecek,
ağlanacak yerde ağlanacak, saygı gösterilecek yerde saygı
gösterilecek gibi zaman kavramını iyi öğretmek gerekir.
İnsanın kişilik gelişiminde sosyal sınırları çizebilmek çok
önemlidir.
Saygılı Davranarak Hakkını
Aramak
Saygılı
davranmayla hak arama arasındaki sınır önemlidir. Hak aramak
illa ki zor kullanmak, şiddete başvurmak değildir. İyilik
yapana iyilikle karşılık verilir. Kötülük yapana kötülük
yapmak değil de haksızlık yapmamaya çalışmak, haksızlık
yapmadan hatasını göstermek idealdir. Çocuğa sadece iyilere
saygılı olmayı değil kötülük yapana haksızlık yapmama
kaygısını da öğretmek gerekir.
Çocuklara
haklarını ararken saygı sınırları içinde kalmayı öğretmek
için anne babaların bu konuda da model olmaları gereklidir.
Kavgacı bir ailede yetişen çocuk ister istemez bunun sorun
çözmek için doğru yöntem olduğunu düşünür, öyle hareket
eder. Nasıl ki aile içi ilişkilerde haklı olmak yetmiyor,
haklı olanın kendisini doğru bir üslupla ifade etmesi
gerekiyorsa aynı şekilde sosyal ilişkilerde de kullanılan
yöntem önemlidir. İnsanların medeniyet ölçüsünü gösteren en
önemli özellik doğru yöntemle hak arama bilinci ve hukuka
saygı anlayışıdır. Hukukun geçerli olduğu toplumlarda
haksızlığa uğrayan kişi, karşısındakinin boynuna sarılmaz.
Hatayı Kabul Edebilmek
Günümüzde
insanlar arasında yaygın olan bir tavır kişilerin haksız
oldukları, hata yaptıkları durumlarda bunu kabul etmeme
eğilimi göstermeleridir. Bu davranışın temelinde hata
yapmanın insanın değerini azaltacağı düşüncesi yatmaktadır.
Oysa ki hata yapmak çok doğal bir şeydir. Önemli olan
insanın hatasını fark edip düzeltmesi ve aynı hatayı bir
daha yapmamaya çalışmasıdır. Hiç kimsenin her durumda haklı
olması mümkün değildir. Hatalı olduğu halde “ben hep
haklıyım” duygusu içinde hareket eden insan çevresindekileri
kendisinden uzaklaştırır.
Bazı
insanlar teşekkür etmeyi ve özür dilemeyi zayıflık olarak
görürler. Sürekli haklı olduklarını savunma çabası
içindedir. Bu davranışın arkasındaki dinamiği
araştırdığımızda şunu görürüz: Kendilerinde birtakım
eksiklikler gören insanlar kontrolü başkalarına bırakmamak
için sürekli haklı olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. Daima
kendisinin haklı, başkalarının haksız olduğunu kanıtlamaya
çalışan kendini beğenmiş kişiler kendilerini yalnızlığa
mahkum ederler. Halbuki bir insanın hatasını kabul etmesi
kendisine değer katar ve başkaları tarafından daha çok
sevilmesini sağlar. Yetişkinlerin bu bilinçte olup hem kendi
sosyal hayatlarında hem de aile içi ilişkilerinde özür
dilemeyi bilmeleri ve bunu uygulamaları, çocuklarına doğru
örnek olma bakımından önemlidir. Hatasını kabul etmek hem
hak duygusuna uygun bir davranıştır, hem de kişiye duyulan
saygıyı arttırır
KAYNAK :
Prof. Dr. Nevzat Tarhan,
Makul Çözüm, Mart 2004, Timaş Yayınları
Konu Hakkında Testler için Tıklayınız....
Akıl-Beyin-Kültür.... Güncel Haberler
|