|
Dünyanın
bugün geldiği nokta ekonomik olarak kadınların da iş gücünün
içinde yer almasını gerekli kılıyor. Değişen yaşam ve
tüketim anlayışı, çağın getirdiği yeni ihtiyaçlar bir yandan
kadının ekonomik yaşamdaki rolünü arttırırken diğer yandan
annelik kimliğini daha zorlu bir hale sokuyor. Kadınların iş
yaşamı içinde daha etkin yer almaları çocuklu kadınlar için
kimi zaman bazı problemleri de beraberinde getiriyor.
Konumuz çocuklu kadınların iş yaşamında yer almasının doğru
olup olmadığını sorgulamak değil. Bu başlık altında, kadının
çalışmasını bir olgu olarak kabul edip çalışan kadının
annelik kimliğinin gereklerini yerine getirmede
karşılaşacağı sorunların altını çizmeyi ve bu durumu çocuk
için daha sağlıklı bir hale getirme yönünde çözüm önerileri
sunmayı hedefliyoruz.
Yapılan araştırmalar, gebeliğin son aylarından itibaren
çocuğun duygusal belleğinin olduğunu ve çocuğun sevilip
sevilmediğini, istenip istenmediğini belleğine kaydettiğini
gösteriyor. Beynimiz düşünceleri ve bilgileri hafızamıza
kaydettiği gibi duygularımızı da kaydeder. Çocukluk
dönemlerinde de sevilip sevilmemek, istenip istenmemek
çocuğun beynine sürekli yazılır.
Çocuk
bir yaşına kadar hep kaydeder. Konuşmaz ama konuşuncaya
kadar olanları kaydeder. Çocuk, doğduktan sonra kendisini
annesinin bir parçası olarak görür, “annem ve ben” demeye
başlar. “Annem, ben ve diğerleri” kavramı ise çok daha sonra
şekillenir. Yani bu dönemde annenin ilgisini, şefkatini
hissetmesi kişilik gelişimi açısından çok önemlidir.
Çocuğun kişilik gelişimi ve duygusal gelişimi açısından ilk
dört yılın hayati bir önemi vardır. Deyim yerindeyse bu süre
zarfında çocuğun beyninde kişiliği ile ilgili bir network
oluşur, kişiliğinin temel özellikleri oturur. İlk dört yıl
çocuğun anneyle duygusal alış veriş ve paylaşım içinde
olması, çocuğun kendini güvende hissetme ihtiyacını
karşılamanın en kolay ve en emin yoludur.
Bebekliğin ilk döneminde anne çocuktan birkaç saat
uzaklaşsa, çocuk kendisini sudan çıkmış balık gibi hisseder.
Çocuk kendini güvende hissetmezse müthiş bir tehdit altında
olduğunu zanneder, korkar ve bünyesi stres hormonları
salgılar. Annesini “sığınılacak bir liman” olarak gördüğü
için annenin varlığı çocuğun kendisini güvende hissetmesini
sağlar. Hatta halkımızın kısa süreliğine annesinden ayrı
kaldığı için huysuzlaşan, ağlayan bebekleri sakinleştirmek
için bulduğu güzel bir çözüm vardır: Çocuk ağladığı zaman
ona annesinin bir eşyasını koklatırlar, annesinin kokusunu
alan çocuk sakinleşir çünkü bu koku kendisini güvende
hissetmesini sağlar.
Çocuğun temel güven duygusunun gelişmesi için anneyle
kurduğu ilişkinin önemini dile getirdik. Fakat bu durum
doğumun ardından kısa bir süre sonra işe dönmek zorunda
kalan annelerce çözümsüz bir sorun olarak algılanmamalıdır.
Gerçekten de anne çocuk ilişkisi güven duygusunun oluşması
açısından önemlidir ancak güven duygusu açısından hayati
olan teke tek ilişkidir. Elbette ki ideal olan teke tek
ilişkinin anneyle kurulmasıdır. Fakat bu ilişkiyi çocuk
annesinin dışında biriyle de kurabilir.
Çocuk
açısından annenin A ya da B olması önemli değildir. Çocuk
ilk anda anneye alıştığı için onu, daha doğru bir ifadeyle
kendisine alıştığı ve yanında kendini güvende hissettiği
kişiyi arar. Alıştığı kişinin kokusunu, gülüşünü, bakışını
duygusal hafızasına yazmıştır ve onu aramaktadır. Ancak bir
müddet sonra kendisiyle aynı yoğunlukta, aynı şekilde
ilgilenen bir başka kişiyi de benimser. Bu kez de onu
sığınılacak bir liman olarak görür. Bu noktada güvenilir bir
bakıcı bulup onu değiştirmemenin çocuğun güven duygusunun
gelişmesi açısından önemini vurgulamalıyız.
Bakıcının sık sık değişmesi çocuğu psikolojik olarak
etkiler. Yuvaya bırakılan, yuvada çok iyi bakılan,
yedirilen, içirilen çocuklarda görülen hospitalizasyon
hastalığı adlı bir rahatsızlık vardır. Bu çocuklarda yuvada
kendilerine özenle bakıldığı halde gelişme geriliği
görülmüştür. Bunun nedeni araştırıldığında ortaya şu sonuç
çıkmıştır: Bu yuvaların özelliği, bakıcıların vardiyalı
çalışmasıdır. Bakıcılar çocuklarla çok iyi
ilgilenmektedirler ama sürekli farklı bakıcılar çocuklarla
ilgilendiği için çocuğun duygu alış verişi yapacağı, teke
tek ilişki kuracağı birisi olamamaktadır. Yapılan
araştırmalar bu yuvadaki çocukların beyinlerinin büyüme
hormonu salgılanmadığını, bu yüzden çocukların büyümesinin
yavaşladığını ve buna bağlı olarak da vücut dirençlerinin
düştüğünü, sık sık hasta olduklarını bulgulamıştır. Eğer
çocuğun bakıcısı sürekli aynı kişi olursa ve çocuk onunla
iyi bir ilişki kurabilirse böyle bir sorun yaşanmaz.
Bu
noktaya kadar daha çok bebeklik döneminden bahsettik. Ancak
diyebiliriz ki çocuk beş altı yaşına kadar, kabaca okul
dönemine değin anneye bağlıdır. Kişiliğini annesine bağlı
olarak kurgular. Yine vurguluyoruz ki ideal olan çocuğu ilk
dört yıl annenin büyütmesidir, bununla beraber bir çocuğun
okul dönemine kadar annesine bağlı olduğunu da akıldan
çıkarmamak gerekir.
Annenin çocuk okul çağına geldikten, çocukta gerçeklik
kavramı geliştikten sonra çalışmaya başlaması çocuk
açısından çok daha uygundur. Bu durumda bile dikkat edilmesi
gereken bazı noktalar vardır. O ana kadar çalışmayan
annesinin bir anda çalışmaya başlaması çocuk açısından yeni
bir durumdur ve bunu kabullenmekte zorluk çekebilir. Dahası
çocuğun bunu annesinin kendisini terk ettiği şeklinde
yorumlaması ve sebebini de kendinde araması söz konusu
olabilir.
Çalışma hayatına dönen anne bu durumu çocuğuna onu büyük bir
insan gibi kabul ederek anlatmalıdır. Her şeyi açık ve
çocuğun anlayabileceği bir dille ifade etmeli ve bu durumun
kendisinden kaynaklanmadığını özellikle belirtmelidir.
Aslında çocuğu duygusal açıdan zedeleyen şey hayatın
gerçekleri değil, anne babanın ona karşı olan tutumudur.
Çocuğu büyük bir insan gibi kabul etmek gerekir. Ona hayatı,
gerçekleri, acıları ciddi ciddi anlatmazsak, çocuk gibi
davranmaya devam edersek, çocuk kendisini aptal gibi
hisseder. Oysa büyük insan gibi gerçekleri ona açık bir
şekilde anlattığımız zaman kendisine değer verildiğini
düşünür. Anne çocuğa karşı sakin ve soğukkanlı olabilirse
çocuk durumu daha kolay kabul edebilir. Aksi halde sinirli,
heyecanlı bir üslup çocuğun da aynı hislere bürünmesine ve
olayı kabullenmekte zorlanmasına yol açabilir.
Çocuk
anlamaz diye düşünüp ona ciddi bir açıklama yapılmadığı
zaman bu belirsizliğin çocuğa verdiği zarar daha fazla olur.
Ona anladığı dille gerçekleri söylemek gerekir.
Söylediklerimiz belki başta çocuğu çok üzecektir ama üzüntü
duygusu acı çekmemiz için değil çözüm üretmemiz için
verilmiştir. Çocuk ilk zamanlarda bu duruma üzülecektir.
Fakat zamanla annesinin kendisini hâlâ sevdiğini, kendisine
önem verdiğini görüp yeni durumu kabul edecektir.
Kaldı
ki üzüntü duygusuyla tanışmak ve ardından üzüntüye çözüm
üretmeye çalışmak çocuğun kişiliğinin gelişmesine olumlu
katkı sağlar. Çocuk aşırı koruma altına alınmamalı,
kaldırabileceği gerçekler anlayabileceği bir dille onunla
paylaşılmalıdır. Bu hem belirsizlikten doğacak sıkıntıyı
giderir hem de çocuğun kendisini önemli hissetmesini sağlar.
“Annem hayatındaki yenilikleri bana anlatıyor, demek ki ben
onun için önemliyim” diye düşünür.
Annenin çalışması durumunda babanın da anneye destek olması,
annenin çalışmasından kaynaklanan boşluğu doldurmak ve
çocuğunun yeni aile düzenine uyum sağlaması için çaba
harcaması gerekir. Henüz çocuğun zihninde baba kavramının
yerleşmediği bir dönemde olunsa dahi babanın da çocuğun
sorumluluğunu hissetmesi, en azından annenin bu dönemi daha
rahat atlatması için emek vermesi lazımdır.
Kaliteli Zaman Geçirmenin Önemi
Anne
çalışıyorsa çocuğuyla geçirdiği zamanın kaliteli olmasına
dikkat etmelidir. Gerçi kaliteli zaman bütün ilişkiler için
tavsiye ettiğimiz bir şey, fakat çalışan anneler çocuklarına
pek fazla vakit ayıramadıkları için onlar açısından daha çok
önem kazanıyor. Kaliteli zaman geçirmek, “nitelikli ve
sürekli beraberlik” kurmaktır. Birlikte geçirilen süre
içinde anne ve çocuk arasında gerçek bir ilişki olmalıdır.
Anne çocuğunu kucaklamalı, onunla göz teması kurmalı,
oynamalı, konuşmalıdır. Çocuğun annesinin kokusunu
duymasının kendini güvende hissetmesi açısından önemli
olduğunu vurgulamıştık. Eğer anneler bir saat ya da yarım
saatlik bir zamanı çocuklarıyla birlikte geçireceklerse, o
vakti doya doya yaşamayı, çocuklarının anlatacağı şeyleri
dikkatle dinlemeyi, duygularını paylaşabilmeyi, sevgilerini
hissettirmeyi başarabilmeliler.
Kaliteli zamanı tanımlarken nitelikli ve sürekli beraberlik
demiştik. Gerçekten de beraberliğin nitelikli olması tek
başına yeterli değildir. Anne çocuğuna çok uzun bir süre
ayıramayacak kadar yoğun olabilir, önemli olan kısa da olsa
bu ilişkiyi sürekli kılmaktır. Çocukla göz teması kurarak,
karşılıklı paylaşım içinde olarak, kaygılarını gidererek,
onu rahatlatarak geçirilen zaman ne kadar kısa olsa da çocuk
açısından çok önemlidir, ona verilecek en büyük hediyelerden
biridir. Her gün kısa da olsa bir zaman dilimini nitelikli
ve sürekli bir ilişki içinde geçiren çocuk, annesinin
çalışmasını tolere edebilir.
Büyükannelerin Yanında
Büyüyen Çocuklar
Toplumumuzda çalışan annelerin, çocuklarının bakımında
anneanne veya babaanneden yardım almasına sık sık
rastlıyoruz. Bu hem ekonomik açıdan hem de güvenilirlik
açısından ailelerin tercih ettikleri bir yoldur. Ancak
çocuğa bakacak kişi başka bir şehirde oturuyorsa yani anne
ve çocuğun sürekli ve nitelikli birliktelik yaşamasına engel
olacak bir vaziyet söz konusu ise bu konu üzerinde birkaç
kere düşünülmelidir. Çocuğu anneden uzun süreler için
ayırmak anne çocuk ilişkisi açısından ciddi bir risk taşır.
Annelerinden uzakta büyüyen çocuklar evlerine geri
döndüklerinde bir uyum problemi yaşayabilirler. Çocukluk
depresyonu dediğimiz hayattan zevk alamama, içe kapalılık,
anneye küsme, altına kaçırma, tırnak yeme gibi belirtilerle
bize getirilen kimi çocukların yaşadıkları sorunun nedeninin
çoğu zaman anneden yoksun kalma olduğunu saptıyoruz. Gerçi
birçok ailede büyükanneler çocukla gerçek ve sağlıklı bir
ilişki, teke tek güven ilişkisi kurmayı başarabiliyorlar ama
bu durum yine de çocuk açısından bir risk taşır. Çocuğa
“Annem beni bırakmış” duygusu hissettirilmemelidir. Her
zaman vurguladığımız bir gerçek vardır: İyi insan, başarılı
insan olmak önemli fakat iyi bir anne baba olmak daha
önemlidir.
Anneden yoksun kalmadan ya da başka bir nedenden kaynaklanan
çocukluk depresyonuyla yüz yüze gelinirse ümitsizliğe
kapılmamak ve profesyonel yardım almak gerekir. Çocuğun
ruhsal yapısı çok plastiktir. Yeni duruma uyum sağlayabilir.
Bu durumda ilişkiyi yeniden başlatmak, sağlıklı ve kaliteli
bir ilişki kurmak ve bunu bir profesyonelin yardımıyla
desteklemek sorunun çözülmesine katkı sağlayacaktır.
Son
olarak şu noktanın altını çizmek faydalı olacaktır:
Büyükanne ve büyükbabalar torunlarına duydukları yoğun
sevgiden ötürü çoğu zaman sevgi-disiplin dengesini, disiplin
aleyhine bozarlar. Oysa ki bir çocuğun kişilik gelişiminde
sevgi kadar, doğru yöntemlerle verilmiş disiplin de önem
taşır. Torun yetiştirme sorumluluğunu üstlenen büyükannelere
bu dengeyi gözetmelerini ve doğru-yanlış, iyi-kötü gibi
kavramları çocuğun zihnine yerleştirme konusunda anneyle söz
birliği etmelerini tavsiye ediyoruz. Ahlaki normlar çocuğun
zihnine erken yaşlardan itibaren yerleşmeye başlar. Bu
nedenle çocuğa iyi-kötü, doğru-yanlış kavramlarını tutarlı
bir biçimde öğretmeye dikkat etmenin ve bunları hayatına
geçirmesine yardımcı olmanın önemi büyüktür.
KAYNAK :
Prof. Dr. Nevzat Tarhan,
Makul Çözüm, Mart 2004, Timaş Yayınları
Konu Hakkında Testler için Tıklayınız....
Akıl-Beyin-Kültür.... Güncel Haberler
|