|
- Türk
Müziği ile olan tanışmanız nasıl gerçekleşti?
-
Musıki eğitimine 1988 yılında İstanbul Üniversitesi
Korosu’nda başladım. İlk musîki eğitimini Sn. Süheyla
Altmışdört hanımefendiden aldım.
-
Klasik Türk musikisinin insanı içine alan, berrak duygularla
gönül dünyasında yolculuk yaptıran bir yanı var. Bunu nasıl
tanımlıyorsunuz?
- Türk
musîki bir çok makamdan meydana gelmiştir. Her makamın
kendine has bir ifadesi vardır. İnsanın hissedebileceği her
türlü duyguyu bu ifade zenginliği içinde görebilirsiniz.
Makamsal zenginliğe orijinal ritimlerin ve yüksek bir edebî
güzelliğin de eklenmesiyle insan ruhuna etkisi daha da
artmaktadır.
-
Müzikte bir ağırlığın ve derinliğin olması gerekmez mi? Son
zamanlarda yapılan müziklerde argoda kullanılan tâbirlerin
bile kullanıldığına şâhit oluyoruz. Yücelten, büyüten, ulvî
his ve heyecanlara kanatlandıran müzik yerine sıradan bir
yaşamın ifadesi olan güfteleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
-
Musîkisi olmayan bir şiir hakiki bir şiir değildir bence.
Çünkü şiir musîkisi ile birlikte dökülür şairin yüreğinden.
Bestekar şiirdeki o evrensel tınıyı ve musîkiyi
yakalayabilen insandır. Yakalayabildiği oranda da iyi
bestekardır. Bu gün ki güfte diye ortaya atılan söz
yığınları musîkisi olmayan, ruhsuz ifadeler olmaktan öteye
gidememektedirler. Bu yüzdendir ki ömürleri kısa, hitap
ettikleri duygu yelpazesi dardır. Sanat hiçbir zaman
maddeden ilhamını almaz. Onun ilham kaynağı maneviyattır.
Şairler ve bestekarlar ulvî duyguları hissedebilen ve
bunları en güzel şekliyle insanlara sunmayı başarabilen
özellikli kişilerdir. Ancak böyle kişilerin eserleri kalıcı
olmakta ve tarih boyunca varlığını sürdürebilmektedirler.
- Türk
müziğinde güfte ve bestenin yeri nedir? Önde olan güfte
midir, yoksa beste mi?
- Türk
musîkisinde beste-güfte birlikteliği olmazsa olmaz bir
zarurettir. Birbirlerinden ayrı düşünülemez. Biri diğerinden
önde gitmez. Aksi takdirde bu kadar muhteşem bir ahenkten
söz etmek mümkün olamaz. Saz musîkimizin bile bir dili,
adeta sözlü bir ifade şekli vardır. Kullanılan dilin
musîkiye uygunluğu çok önemlidir. Prozodi dışı bir müzikal
ifade Türk Musîkisi ile hiçbir zaman bağdaşmaz. Bu yüzden
edebi doğruluk ve güzellik, ifade zenginliği Türk
Musîkisinin en önemli karakteri olmuştur. Kısaca
güfte bestesiz, beste güftesiz bir anlam ifade etmez. Biri
bozuksa diğeri onu düzeltemez, ikisi de güzel olmak
zorundadır.
-
Klasik müziğimiz için şehir müziği veya saray müziği
şeklinde tanımlamalar yapılıyor. Bu müzik halktan uzak
mıdır? Sadece bu müzik bir toplumun entelijansiyasına mı
seslenir?
- Bir
annenin bebeğinin uyuması için söylediği ninniden büyük
salonlarda söylenen aryalara kadar müzik soyut manada
evrenseldir. Dünyada var olan her şeyin bir musıkısi vardır
ve bu evrensel bir dildir. Bu manada Türk musıkısi
evrensellik içinde yerini almıştır. Hiçbir zaman sadece bir
saray müziği olarak icra edilmemiştir. Kökeninde insanlığın
doğuşundan bu zamana kadar var olmuş ve bir çok medeniyetin
beşiği diye anılan Anadolu yatan bir musıkınin sadece saray
musıkısi diye ifade edilmesi hem evrensel düşünce şekline
uygun düşmemekte, hem de böylesine zengin bir musıkıyi
kısırlaştırmaktadır. İnsanlığın ortak vatanı olan
Anadolu’da doğan Türk Musıkısi, gelmiş geçmiş bütün
milletlerin kültürlerini yansıtan tarihi bir musıkı olma
özelliğine de sahiptir. Bu tarihsel serüveni sebebiyle de
Türk Musıkısi evrensellik kavramını hak etmiş bir musıkıdir.
Haliyle, saray musıkısi olarak anılması bir kısır mantığın
eseridir.
- Siz
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanısınız? Müziğin insan
ruhuna olan tesirleri konusunda neler düşünüyorsunuz?
-
İnsan
beyninde müzikle ilgili alanların olduğunu ve bu alanların
kişiden kişiye farklılıklar arz ettiğini biliyoruz. Beynin
tezahürü olan ruha müziğin etkisinin olduğu çok açıktır.
Müzik ruhumuzun derinliklerine inebilen nadir
güzelliklerdendir. Atalarımız “ müzik ruhun gıdasıdır “
diyerek bir manada müziğin ruha etkisini özetlemişlerdir.
Gerçekten müzik bir çok ruhi hastalıkta hastalarla iletişim
konusunda çok yardımcı olmakta, bir çok ruhsal hastalığın
tedavisine katkıda bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse,
anksiyete bozukluklarında ve depresyonda gerilimi
azaltmakta, şizofren ve otistik bireylerde iletişimi ve
uyarılabilirliği artırmaktadır.
-
Türklerin, özellikle de Anadolu Türklerinin müzik ve su
sesiyle hastalarını tedavi ettiklerini biliyoruz. Bu
çalışmaların bilimsel yanı var mı?
-Efendim,
Selçuklu ve Osmanlı Devletleri, bulundukları asırlar içinde
uzun bir zaman ilim, müzik, tıp ve sanat alanlarında
dünyanın en ileri uygarlıkları olmuşlardır. O zamanın en iyi
bilim adamları Anadolu’dan çıkmıştır. İşte bu bilim adamları
hakikaten Osmanlı medeniyetinin dorukta olduğu zaman
diliminde değerli çalışmalar yapmışlardır. Ancak bu gün bu
çalışmaların tabiri caiz ise “up date” edilmesi yani
güncelleştirilmesi gerekmektedir. O zaman yapılan
tespitlerin, bu günün bilimsel metotlarıyla ispat edilmesi
şarttır. Aksi halde ileri sürülen tezler birer kuru
gürültüden ve bir folklorik özellikten öteye gidemez.
-
Yapılan bu çalışmalardan bahseder misiniz?
-
Bilinen ilk tıp fakültesi olarak nitelendirilen ve 1154’de
Türk Atabegi Nurettin tarafından Şam’da yaptırılmış olan
Nurettin Hastanesi’nde akıl hastalarının müzikle tedavi
edildiğini kaynaklardan öğreniyoruz. Bu tedavi yönteminin
bu hastanede 17. yy a kadar devam ettiğini yine kaynaklar
bize bildiriyor. Evliya Çelebi 1648’de burayı ziyaret etmiş
ve seyahatnamesinde buradaki uygulamadan bahsetmiştir.
Burada “hüznün yok edilmesi için (def-i gam için) günde üç
defa güzel sesli hanende ve sazendelerin fasıl” yaptıklarını
detaylı bir şekilde anlatmıştır. III. Selim zamanında
Gevrekzade Hasan Efendi’nin çocuk psikiyatrisi ve çocuk
hastalıklarında makamların etkilerini incelediğini ve bunu
bir kitap haline getirdiğini görüyoruz. Bu kitapta mesela
rast makamının felçlilere iyi geldiği, ısfahan makamının
zekayı açtığı, büzürk makamının korkuyu azalttığı gibi bir
çok araştırma sonucunu görebiliyoruz.Yine 13. yy da yaşamış
olan Safiyüddin Abdülmümin “Zübde-i Makale-i İlm-i Musıki”
isimli kitabında” makamların insan ruhuna rast gele değil,
belli vakitlerde etki ettiğini” bildirmiştir. Mesela kuşluk
vaktinde rast, ikindi vaktinde ırak, gün batımında ısfahan,
akşam neva gibi.. Hatta enteresan tespitlerinden biri de
insanların renklerine göre musıki zevklerinin farklılık
gösterdiğidir. Buna göre esmerlerin rast, kumral ve
sarışınların kuçek makamı ve benzerlerinden etkilendiği
yazılmıştır. 19 yy’da yaşamış Haşim Bey tarafından yazılmış
Haşim Bey Mecmuası’nda yine o zamana kadar yazılmış olan
musıki ile tedavi çalışmaları gözden geçirilmiştir. İşte çok
kısıtlı olarak günümüze aktarılabilmiş eserlerden anlıyoruz
ki Farabi, El Kindi ve İbni Sina’dan musıki ve ruh bilgisini
alan Selçuklu ve Osmanlı hekimleri musıki ile tedavi
konusunda bir çok araştırma ve uygulama yapmışlar ve bunları
risaleler ve kitaplar halinde aktarmaya çalışmışlardır.
-
Günümüz tıbbi imkanlarını kullanarak bu konuda yapılan
çalışmalar var mı?
- Bu
konuda Türk Müziği açısından esaslı çalışmaların olduğunu
söyleyemeyiz. Bir iki grup bunu uygulamaya çalışıyorlar,
ancak bu uygulama folklorik etkiden pek öteye
gidememektedir. Dünyada müziğin etkisi bir çok üniversitede
moleküler ve elektrofizyolojik düzeyde incelenmekte ve
klinik çalışmalarla bu bulgular desteklenmektedir. Bu
konuya büyük bir rağbet vardır. Bir çok uluslararası kuruluş
ve dernek müzik ve tedavi konusunda seminerler, konferanslar
ve eğitim organizasyonları düzenlemektedirler.
-
Rehabilite eden bu eserlerin mutlaka canlı icra edilmesi mi
gerekiyor, yoksa kişi bunları CD ve kasetten dinleyerek aynı
sonuca ulaşabilir mi?
-
Bunun ideali canlı icradır. Çünkü canlı icrada arada
olabildiğince az perde vardır. O esnada müzisyenler,
hastalar ve hekim bir ahenk içinde olmakta, birbirlerine
pozitif enerjilerini aktarmaktadırlar. Orada insan
faktörünün önemini bir kez daha idrak eder ve yeryüzünde ne
varsa musıki de dahil insanda tekamül ettiğini
hissedersiniz. Bu yüzden canlı icra etki ve verimlilik
açısından çok önemlidir. Ancak bu olmazsa olmaz bir kural
değildir. Çok iyi ve bilimselliğe uygun kayıtlarla da
insanları nasiplendirmek mümkündür.
-
Günümüz gençliğinin klasik Türk müziğine ilgisi var mı?
Yeterince değilse sizce bunun sebepleri nelerdir?
-
Günümüz gençliği başka bir milletten olmadığına göre bu
müzikle ilgileri olduğu kesindir. Kendileri bunu inkar etse
genleri her şeyi ele verir. Kültürün kalıtım yoluyla
aktarıldığına dair genetik çalışmaların yayınladığı
çağımızda artık bilim bunu inkara izin vermemektedir.
İnsanoğlunun kalıtımla kazandığı özellikleri daha sonra bir
çok faktörden etkilenir ve revize olduktan sonra yeni
şekliyle yaşanmaya devam eder. Musıki duygusu ve zevki
doğuştan aktarılan bir bilgidir. Ancak psikolojik ve sosyal
etkenler bu bilginin yalın haliyle yaşanmasını engeller ve
bazen farklı bir bilginin yüklendiği izlenimine sebebiyet
verir. Esasen, özde varolan bilgi hiçbir zaman kaybolmaz ve
aradığı, hissettiği o genlerindeki tınıyı bulduğu an
harekete geçer. Bu günün gençliğine genlerinde var olan bu
hissi yaşatacak tınıyı sunduğumuzda, gençliğin bu musıki ile
ne kadar ilgili olup olmadığını apaçık görürsünüz. Musıkide
taassuba yer yoktur. Her şey tabii seyri içinde değerini
bulur ve yaşanır. Ne demiş atalarımız;”su akar yatağını
bulur”.
-
Sanatta popülizme kayanların sesi daha çok duyuluyor ama
klasik icra yapanlar yeterince bilinmiyor? Bunun riskleri
nelerdir sizce?
-
1980’li yıllardan sonra özellikle pop ve arabesk çok
dinlenen, büyük bir halk kitlesi tarafından da arzu edilen
müzik türleri olmuşlardır. Burada iki faktör rol oynamıştır.
Birincisi halka arz edilen müziğin bu türlerden seçilmiş
olması ve bunu teşvik eden yapan müzik patronlarının
türemesi, ikincisi de bu müziği söyleyen kişilerin halkla
çok kolay irtibata geçirilebilmesidir. Yıllardır ekonomik ve
siyasi sebeplerden dolayı aydını ile irtibata geçememiş olan
halk, bu müzik türleri sayesinde kolayca ulaşabilecekleri bu
medyatik şarkıcıları karşılarında buldu. Sosyoekonomik,
psikolojik ve kültürel faktörlerin de körüklemesi ile
hortlayan bir ne idüğü belirsiz müzik anlayışı ortaya
çıkıverdi. Klasik icra eden insanlara kapılar kapatıldı.
Öyle ki devlet radyo ve televizyonlarında bile klasik icra
adeta dışlanır oldu. Bu tavır karşısında bir çok değer, bir
çok ünlü ses sanatkarı küstürülmüşlüğün de etkisi ile
köşelerine çekildiler, birkaç musıkışinas teşvikçinin
yardımı ile parmakla sayılabilecek kadar az eserler
verebildiler. Özetle, sunulan ve teşvik edilen kalitesiz
müzik büyük bir halk kitlesini kontrolü altına aldı,
sonrasında kaliteli müziğe karşı bir direnç gelişti ve bu
gün ki tükenmişlik noktasına gelindi. Çok saygıdeğer hocam
Dr. Alaeddin Yavaşça bir konuşmasında; “ Önce Türk
Musikisinin bittiğini kabul etmeliyiz. Bu kabulün ardından
neler yapabiliriz, yeniden yapılandırmayı nasıl
gerçekleştiririz onun hesabını yapmalıyız “ demişti. Evet
sıfırdan başlamak en iyisi bence.
-
Bekir Sıtkı Sezgin ile Zeki Müren arasında sanat bakımından
ne gibi farklılıklar vardır sizce? Zeki Müren “Sanat Güneşi”
olarak herkes tarafından bilinirken Bekir Sıtkı’yı neden
sadece meraklıları tanıyor?
-
Efendim, burada bir önceki sözlerimde belirttiğim
faktörlerin çok büyük etkisi olmuştur. Zeki Müren talep
edilenin ve şöhretin esiri olmuş ve doğru yolda sebat
edememiştir. Bekir Sıtkı Sezgin gibi üstatlar ise her zaman
arz eden olmayı yeğlemişler, klasik müzikten, onun ruhundan,
maneviyatından ödün vermemişlerdir. Kendilerini rahmetle
anıyorum. Hakikaten bu fetret döneminde böyle hocalarımız
olmasaydı bu gün geçmişi ile irtibata geçemeyen bir nesil
olabilirdik.
-
Günümüzde Klasik Türk Müziğini doğru icra edenler arasında
kimleri sayabilirsiniz?
- Bu
konuda otorite değilim, takdir etekten de hicap duyarım,
ancak Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça bir başka ses, bir başka
tarzdır bana göre. Bunun yanında Bekir Sıtkı Sezgin, günümüz
sanatkarlarından Münip Utandı, Adnan Mungan, Meral Uğurlu ve
bunun gibi şimdi aklıma gelmeyen bir çok ses mevcuttur.
-
Bu sanatta “Sahne sanatı”nın iyi olması mı önemli, yoksa
eseri doğru okumak mı?
-
Sahnenin iyi olmasının bir zararı yoktur, ancak tek başına
şovdan ileri gidemez. Eğer tek başına sahne performansı ile
insanları etkilemeye çalışırsanız, müptezelleşmeye mahkum
olursunuz. O yüzden her şeyden önce iyi ve doğru bir icra
önemlidir. Ancak iyi ve kaliteli icranın dikkat çekebilmesi
ve varlığını hissettirebilmesi için tarzına uygun bir sahne
performansının da çok büyük bir etkisi vardır.
-
Günümüz Türk Müziğinde yeni beste kafi derecede
üretilebiliyor mu?
-
Üretiliyor ama biz bunları duyamıyoruz. Çünkü destek yok.
Bir gün bunları destekleyen bir kitle oluşursa birer birer
ortaya çıkacaklar.
-
Son dönem üretilen bestelerde Türk müziğinin o yüksek
duygusunu bulabiliyor musunuz?
- Bunu
duymak o kadar güçleşti ki. Yine Dedeler, Itriler, Hacı
Arifler ile kapatıyoruz bu boşluğumuzu.
-
İngilizce bir şarkı ile eurovizion şarkı yarışmasında
birincilik almamızı nasıl karşıladınız?
- Bir
reklam olayı olarak başarıdır. Ancak bir müzikal başarı
değildir.
-
Türk sazları arasında en sevdiğiniz hangisi, neden?
-
Kanun ve tanbur
-
Beş yüzü aşkın makamdan kendinize hangilerini yakın
buluyorsunuz?
-
Hakikaten hepsi dönem dönem ruh dünyama etki ediyor,ama
hüzzam, muhayyer ve kürdilihicazkar favorilerim.
-
Kendi bestelerinizden bahseder misiniz? Beste yaparken güfte
ve beste -uyumunu sağlarken makam seçimini neye göre nasıl
yapıyorsunuz? -
Bestelerim diyebilecek kadar piştiğimi sanmıyorum. Olur ya
bir gün hocalarım bu yazıyı okur, o zaman hicap duyarım.
Beste denemelerim diyebilirim. Elimden geldiğince ruhumun
sesini dinlemeye gayret ediyorum.
Uzm.Dr. Adnan Çoban
|