|
Krizden Güçlenerek Çıkmak
Her
insanın hayatında bunalımlı dönemler vardır. Plânlar ters
gider, beklenen kârlar elde edilemez, hastalık ve kazalar
günlük hayatın akışını bozar. Her şeyin kötüye gittiğinin
hissedildiği an dayanacak bir şeyler ararız.
Güvenebileceğimiz iç kaynaklar bulmaya çalışırız.
Kişiliği zayıf insanlar kolaycılığa koşarlar sığınacak bir
liman arayışı içinde birilerine sarılırlar. Kişiliği güçlü
insanlar öz kaynaklarını, içlerindeki gizli güçleri ve
yetenekleri geliştirmeye çalışırlar.
Başımıza ne geldiği değil ona gösterdiğimiz tepki önemlidir.
İki
fare süt kazanına düşer. Birincisi korkuya kapılıp, kendine
güveni kaybettiğinden, yenilgiyi kabul ederek çırpınmaktan
vazgeçer. Bir süre sonrada ölür. Diğeri ise “Bu işin
üstesinden gelmenin mutlaka bir yolu vardır.” der. Çırpınır,
çırpınır, çırpınır.. ve bir süre sonra sütün üzerinde kalın
bir yağ tabakası oluşur. Farede bu yağ tabakasının üzerinden
dışarıya atlar.
Bu
hikâyeciğin vermek istediği mesaj insandaki ümit duygusunun
gücüdür.
Kötü
gidiyormuş gibi gözüken şeyler zamanla şekil değiştirerek
bizim için kazanım olabilir. Bunun bir çok örneği var.
Herkes özgeçmişini incelese veya başarılı insanların
özgeçmişini incelese zor şartlarda gösterdikleri sabır ve
dayanma gücünün rolünü görür. Zor şartlarda ayakta kalabilen
ve metanet gösterebilen insanlar her zaman iyi günleri
görebilmişlerdir.
Güzel
şeyler emek vermeden, yorulmadan elde edilemiyor. Bu hayatın
gizli yasalarından birisidir. Nefse zor gelen şeyler bizim
için genellikle iyi olan şeylerdir. Görünüşte kötü olan pek
çok şey sonuç itibariyle bize beklemediğimiz iyilikleri
getirebiliyor. Bunun tek şartı var içimizdeki inanç gücüne
güvenmek ve ümit duygusunu kaybetmemek. Bu sebeple “Allah’ın
rahmetinden, yardımından ümit kesmek, O’na güvenmemek
anlamına gelir.” Allah’ın gücüne itimat etmeyen yardımı
neden hak etsin ki? Hz. Peygamber(a.s.m.) Sevr mağarasında
“Allah bizimle beraber” dediği için güvercin ve örümcek
yardıma geldi.
Hayatın gizli yasalarından bir tanesi de “İyilik kendisini
sevenlerle işbirliği yapar” yasasıdır.
İyilik
iyilik getirir, kötülük kötülük getirir. Negatif enerji
neşreden insanlar kötülükleri çekeceklerdir. Pozitif enerji
neşreden insanlar güzel şeyleri çekmektedirler. İyi düşünen
iyi davranan insanlara hayat güzel bir şekilde karşılık
vermektedir.
Hayatın kendisine karşı olduğunu düşünen insan sürekli
gerilim içinde olacaktır. Vücut alarm durumunda olduğu için
stres hormonları aşırı salgılanır. Bu da zihinsel zehir
demektir. Bir süre sonra mide-barsak, kalp vs.. gibi birçok
hastalıklar ortaya çıkacaktır. Bu tür psikosomatik
hastalıklar problemler zincirini geliştirecektir. Kötülük
kötülüğü işte böylece doğuracaktır.
Hayatın kendisine verdiği şeylerin değerini bilen ve hayatın
kendisine er geç yardımcı olacağını inanan insan sahip
olduğu nimetleri düşünecektir. Böylece olumlu düşüncenin
gücü ile ayakta kalacaktır.
Başımıza gelen olaya böyle olumlu tepki verirsek yapacağımız
şeyler olacağını keşfedeceğiz. İçimizdeki yaratıcı güç
harekete geçecektir.
Şans;
akıl ve fırsatın kesiştiği noktadır.
Hiçbir
şey şans eseri oluşmuyor. Şanslı dediğimiz insanların
önlerine bir fırsat çıkar akıllarını kullanırlarsa şanslı
hale gelirler. Hep olumsuz düşünen, baştan yenilgiyi kabul
eden, karamsar bir insanın önüne fırsat çıktığında kendine
güveni olmadığı için sağlıklı düşünüp karar veremeyecektir.
Yanlış
düşünmeye devam eden insanlar çok fırsatlar
kaçırmaktadırlar. Arpa tohumundan buğday çıkmadığı gibi
yanlış düşünce bizi doğru hedeflere götürmeyecektir.
Bu
nedenle bir çok iyi insan bunalımdadır, mutlu değildir. Aile
hayatında, kişisel ilişkilerde doyumsuzdur. İncelediğinizde
beyinlerinde yanlış düşünce kalıpları vardır. Bunların
etkisi ile önlerine çıkan mutluluk fırsatlarını
değerlendiremezler. Hatta kötü olaylardan kazanımla çıkmanın
yolunu bulabilecekken verdikleri yanlış anlam nedeniyle
fırsatları kaçırırlar.
Tavşan örneği
Psikoterapide kullandığımız bir örnek vardır. Bir insan çok
yüksek bir hızla otoyolda gidiyor. Önünde bir viraj var bu
hızla giderse takla atacak, ama o farkında değil. Tam bu
sırada yoluna bir tavşan çıkıyor, hız kesmek zorunda
kalıyor. Yetiştireceği işi geciktirdiği için de çok
sinirleniyor. Fakat hızı kesildiği için ilerideki kavşakta
takla atmaktan kurtuluyor. Şimdi bu kişi sinirlenip
öfkelense bir şey kazanmayacak, ancak olumlu düşünürse iki
şey kazanacak. Birincisi hayatını, ikincisi hayatından zevk
almayı.
Ölüm
dışında her meselenin çözümü vardır.
Hayat
bize kendi değerlendirmelerimize göre karşılık verir. Eğer
karşılaştığımız problemde bir yolunu bulup üstesinden
geleceğinize inanıyorsanız, korkmayınız. İçinizdeki güç
devreye geçecek yaşamın gizli yasaları devreye girecek,
görünmez yardımcılarınız size yardım edecektir. Çünkü doğru
insanların görünmeyen yardımcıları vardır.
Ekonomik krizin psikolojik boyutu
Bir
kişinin bunalımı ile bir toplumun krizi genel ilkeler
açısından hiç farklı değildir.
Kriz
yönetiminde ana ilkeler şunlardır:
1.Krizin önce analizini yapmak.
2.Tanı
koymak.
3.Muhtemel çözüm önerilerinde bulunmak.
4.En
iyi çözüm için kâr-zarar analizi yapıp karar vermek.
5.Artık çözüm odaklı düşünmek.
Şu an
ülkemizde yaşanan ekonomik kriz aslında psikolojik boyutu
çok fazla olan bir krizdir.
Toplum
olarak korku kültürümüzün çok etkisindeyiz. Bu bizim
girişimciliğimizi azaltıyor. Demokrasiyi yöntem olarak
benimseyen ülkeler korku kültüründen güven kültürüne
geçebilmişlerdir. Korku kültürünün sonucu nemelâzımcılık ve
tembelliktir.
Toplum
olarak lider tipi bir toplumuz. Şarklılığın bir özelliğidir
bu. İtaat kültürü de denebilir. Bir nevi kolaycılık,
kurtarıcı beklemek. Birileri gelsin düzeltsin. Bana düşen
bir görev var mı diye kendini sorgulayan insan çok azdır.
Diğer
eksikliğimiz amaç ve plân kavramımızın zayıflığıdır. Toplum
olarak günlük haftalık, yıllık amaçlarını belirleyen
insanımız çok azdır. Sabah kalktığında planlı bir çalışma
ile güne başlayan insanlar azınlıktadır. Batıda ise böyle
değil. Ev hanımı bile odasının kapısına hangi saat neyi
yapacağını yazar. Türkiye’de 5000 öğrenci üzerinde yapılmış
bir çalışma var, öğrencilerin %50’si ders çalışma yöntemini
bilmiyor.
İşletmecilikte bir kural vardır. Farklı insanları aynı amaç
etrafında bir araya getirmek. Ortak hedefler doğrultusunda
birlikte hareket etmeyi başarmak.
Türkiye’de bugün acilen ihtiyaç olan şey toplumun
motivasyonudur. Bunun için ilk şart güven bunalımının
giderilmesidir.
Şu an
toplumun %80-90’ı ülkeyi yönetenlere güvenmiyor, kendisine
de güvenmiyor.
Çözüm odaklı düşünelim.
1.Ülkeyi yönetenler özeleştiri yapıp hatalarını kabul
etmeliler.
2.Artık şaka bile olsa yalan söylenmemeli.
3.Toplumun çok güvendiği bir kişi birinci derecede sorumlu
olmalı. Sayın Cumhurbaşkanı olağanüstü güven verici etki
bırakmıştır. Toplumun meziyet olarak algıladığı kararlılığı,
tutarlılığı ve sözünün eri oluşu özellikleri önemli bir
fırsattır.
4.Toplumda bireyler olarak ne yapmalıyız. Birincisi olumsuz
senaryo yazmayı bırakmalıyız. İkincisi biz toplum olarak zor
şartlarda başarılı olmayı çok başarmışızdır. Geçmiş
başarılarımız buna örnektir. Er geç bu döneminden de
kazanımla çıkacağımızı unutmamalıyız.
5.
Birey olarak hak arama bilincimizi geliştirmeliyiz. Ülkede
bu kadar yolsuzluk yapıldıysa; bunlar bizim de sessiz
onayımızla olmuştur. Almanya’da üç kişi bir araya geldiğinde
dernek kuruyor. Biz de kendimizi hükümetin ortağı gibi görüp
sahip çıkmalıyız, sorgulamalı ve yapıcı eleştiride
bulunmalıyız.
6.
Sorun çözme ve hak arama yöntemi olarak demokratik yolları
benimsemeliyiz. Eğer bu krizden TBMM.’ini kapamadan
çıkabilirsek demokratik olgunluk ve gerçek çağdaşlığı
yakalamış olacağız.
Zengin
kaynaklarımız, dinamik toplumumuz var. Kriz bize kazanım
olacaktır.
Medya'da Memory
Center - Dergiler |