|
Çocuk ve
Gençlerde Stres
“Okul başarısı için klasik zeka yetebilir, hayat başarısı
için duygusal zeka şarttır.”
Çocuklarda ilk stres doğumla birlikte yaşanır. Bebeğin
ağlaması onun anne rahminin sıcaklığı ve rahatlığından dış
dünyanın soğukluğu ve inciticiliğine bir tepkisidir.
Bebeğin yeme ve barınma ihtiyaçlarının giderilmesine rağmen
stres yaşaması mümkündür.
Bebeklik depresyonu
Bebeği
depresyona itecek en önemli neden anne yoksunluğudur.
İlk
altı ayda anne birden ayrılırsa üç dönem belirti gösterir.
Protesto dönemi :
Sürekli ağlar, dindirilemeyen ve yatıştırılamayan ağlamalar
vardır. Yanına biri yaklaştığında susar ama annesi
olmadığını anladığı zaman tekrar ağlamaya başlar. Kısa
süreli sustuğunda biri yanına yaklaşırsa yine ağlamaya
başlar. Sustuğu anda yüzünde yorgun üzgün ifade vardır.
Depresyon dönemi :
İştah
yeme azalmıştır, kilo kaybetmeye başlar. Fizik gelişme
durur, kusma ve ishal olabilir. Muhtemelen beyin büyüme
hormonunu yeterli miktar salgılamamaktadır. Bunun sonucu
mutlu olmayan çocuğun beden gelişimi de yavaşlayacaktır.
Çocuk gözlemlendiğinde küskün ve üzüntülü görünüm sergiler.
İçe
kapanım dönemi :
2.
aydan sonra anne yoksunluğu devam ediyorsa bebek içine
kapanmaya, duygusal tepkiler küntleşmeye başlar. Çevrede
olanlara ve yanına yaklaşanlara ilgisiz kalır. Dünyadan
soyutlanıyor gibidir. Bu durum büyüklerin şizofrenik
bozukluğuna benzer bir tablodur.
Görüldüğü gibi anne ile bebek arasında olağanüstü bir
ruhsal bağ vardır. Bu ruhsal bağ çocuğun beyin ve beden
gelişimi için temel gıdadır. Sevgisini ilgisini veren
anneler çocuklarının beyinlerinde sevgi kanallarının
açılmasını, çocuklarının beyinlerinin mutluluk hormonları
salgılamasını sağlamış olmaktadırlar.
Yuva
hastalığı :
Anne
veya anne yerine geçen kişiden uzun süre uzak kalındığında
oluşur. Burada teke tek ilişki önemlidir. Anne uzun süre
hastanede yatabilir veya ayrılmak zorunda kalabilir. Böyle
durumlarda çocukla teke tek sevgi bağı olan bir ilişki
annenin yerini tutacaktır. Yuva ortamında sürekli bakıcı
değiştiği için bu sağlanamaz ve bazı belirtiler başlar.
Yuva
hastalığı (Hospitalizm) içindeki çocuklar çevreye ilgileri
azalmıştır, geç ve güç uyarılırlar, oturdukları yerde
sallanırlar, geviş getirme gibi hareketler yaparlar, kafa
sallarlar, vurmaları vardır. Bu vurmalar kendi kendilerini
uyarma çabalarıdır. Parmak emmek, sallanmak gibi bedensel
zevk kaynaklarına yönelirler. Zeki oldukları halde yalancı
bir zeka görünümü verirler. Boy ve kiloları yaşıtlarına göre
geridir beslenme ve bakım iyi olsa da ani ölümler çok olur.
ANNEYİ KAYBETME KORKUSU
Çocuk
kendisine bakım veren kişiye derin bir bağlanma gösterir. Bu
yetersizliğin ve çaresizliğin kaçınılmaz sonucudur. Bakım
veren kişi, yani kendisini güvende hissettiği kişi ki bu
çoğunlukla annedir onu dövebilir. Dövdüğü halde tekrar
annesinin kucağına sığınır. Bu o çocuğun en mutlu anlarından
birisidir.
Çocuğa
bakım veren kişinin kısa veya uzun süre ayrılması hayatın
kaçınılmaz bir parçasıdır.
Bu
bağlanma-ayrılma ilişkisi insanın ileri yaşlardaki hayatına
yön veren temel bir ilişkidir. Evlendiğinde veya askere
gittiğinde uyum sağlayamayan , okul korkusu çeken çocuklar
ve gençlerde bağlanma-ayrılma ilişkisini tam
olgunlaştıramamak gerçek nedendir.
Böyle
insanlarda bağlandığı ve sevdiği kişiyi kaybetme korkusu
vardır.Bu korku ve sıkıntı yaşamın kaçınılmaz
parçasıdır.Hayatın normal sürecinde bu korku çocuğu
geliştirecektir.Bireyselleşmeye itecektir.
Yeterli annelik nedir?
Anne
temasından yoksun çocuklar ilgisiz, soğuk, isteksiz, geç
uyarılan soluk renkli, mide bağırsak, solunumu bozuk
çocuklar olur. Erken yaşlardaki anne yoksunluğu ileri
yaşlarda uyum bozukluğuna neden olur.
Ülkemizde genelde bu durumun tersi olur. Çocuk anneye
bağlandığı gibi anne de çocuğa bağlanır.Karşılıklı doyum
sağlayan bir ilişki vardır.Anne o derece koruyucudur ki
elinde tabak arkasında dolaşır, her şeyini kontrol eder,
çocuğa inisiyatif vermez. Böyle çocuk anne olamadan tuvalete
gidemez, okula başlarken ayrılmak istemez. En ufak ayrılığı
annesini kaybedeceği kokusu olarak algılar.Anne tavuk
civcivleri büyüdüğünde kanadıyla iter; onların
bireyselleşmesine fırsat verir. İnsan annesi de bunu
yapmalıdır.Aksi taktirde çocuk sosyal ilişki kurmada
beceriksiz, içine kapanık , cinsel davranışlarında donukluk
yaşayan bir genç olur.
İnsanın sağlam benliğinin gelişmesinde nitelikli, teke tek
ve sürekli anne-çocuk ilişkisi kaçınılmaz kuraldır.
ÇOCUKLARDA STRESİN İFADESİ
Çocuğun her doğru veya her yanlış davranış bir
işarettir.Ergenlik dönemi öncesi çocuklar ve gençler
sorunlarını söz diliyle ifade edemezler.Kullandıkları dil
“Davranış dili” dir.
Yatağı
ıslatma, yemeği reddetme, yalan söyleme, hırsızlık, öfke
nöbetleri, kekemelik, aşırı hareketlilik, içe dönüklük,
uykusuzluk, kıskançlık, tembellik, sinirlilik, suç
işlemeler, bağımlılık, hastalık hastalığı, kadınsı erkeksi
cinsel sapmalar, intihar tedbirleri.
Bu
saydıklarım çocuklarda sık görülen davranım bozukluklarıdır.
Davranım bozuklukları büyüklere, anne-babaya ve topluma
verilmek istenen bir mesajın varlığını gösterir. Mesajın
arkasında bir duyum saklıdır. Duyuru genelde şudur. “
Dikkat! Lütfen bana zaman ayırın”
AH ŞU
OKUL !
“Ben
dört yaşında bir çocuğum. Bu yaşa kadar birkaç çocukla
oynadım, eğlendim çok mutluyum. Anne-babam benimle
ilgileniyor. Onları çok seviyorum. Yabancı çocuklarla
oynamak istedim benimle alay ettiler, arkadaş nasıl
kazanılır bilmiyorum. Şimdi annem-babam kararlaştırmışlar
beni 10-15 öğrencinin olduğu bir ana okuluna verecekler.
Yabancı çocuklarla beraber olma düşüncesi bana çok korku
veriyor.
Korkumu anne-babama nasıl ileteceğim? Evde oynamak
istediğimi nasıl söyleyeceğim?”
Evet
küçük hanımın başvuracağı muhtemel yollar şunlardır.
Kaygıya kapılıp, yuvaya başlayacağı gün hastalanıp, oraya
gitmemeye çalışır.
Yuvada
içine kapanık, çekingen kalmayı tercih etmek.
Öfke
krizi geçirip anne-babanın anlayışsızlığını protesto etmek.
Altını
ıslatıp anne-babanın acıma duygusunu harekete geçirmek.
Tırnak
yemeye başlamak.
Annesini yanında istemek.
Dört
yaşındaki yavrucuk kişilik yapısına, korku ve
güvensizliğinin derecesine göre bir yolu seçecektir.
“Ben
henüz yuvaya gidecek duruma gelmedim” diyecek kadar akıllı
davranamaz, bunun için söz dağarcığı da müsait değildir. O
halde “ yuvada olmaktansa sizin yanınızda olmayı tercih
ederim” demenin bir yolunu bulacaktır. Bu davranış diliyle
olacaktır.
Anne-baba ne yapmalı
Birincisi çocuğu anladığını hissettirmeli onu kucaklayarak
rahatlatmalı.
İkincisi ana okulunda, yuvada öğrenmesi gerektiği şeyler
olduğunu ona ifade etmeli. Büyük insan gibi onunla konuşmalı
ancak büyük insan davranışı beklememeli. Kararlı ve tutarlı
bir şekilde okula gidip gelmesini sağlamalıdır.
ERGENCE BİR ÇILGINLIK
Serkan
13 yaşındaydı. Ablasının düğününü rezil etmişti. Nikahta
kahvenin içerisine şeker yerine tuz konulmuştu, o da
yetmemişti düğün arabasının dört lastiği de patlaktı.
Vestiyerdeki elbiselerin uçları kesikti.
Acilen
bir psikiyatri merkezine başvurdular. Serkan’ın yüzü yaşlar
içindeydi, babası kolundan sıkı sıkı tutmuş adeta
sürüklüyordu. Gencin yüzü acıyla buruşuyordu. Anne sanki o
aileden olmaktan utanırcasına gözleri yerde onları takip
ediyordu. Beklerken hiçbir şey konuşmadılar.
Doktorun yanına girdiklerinde baba yüksek sesle “Her şeyi
kırıp döken, başkalarının mutluluğuna zarar veren bir
çocukla ne yapılır? Bu çocuğa her şeyi verdik saygısızlık
elde ettik. Müteşekkir olmayı bu çocuğa nasıl öğreteceğiz ?”
dedi. Yüzünde acı bir öfke vardı,annede bir mendille
gözlerini silmekteydi.
Anne-Baba oğullarının yargılanmasını istiyorlardı. Anne-Baba
ve gençle ayrı ayrı görüşüldü.
Ablanın düğünü ailede çok büyük bir olaydı. Aylar önceden
plan ve hazırlık yapılmıştı. Anne-Baba her gün bu
hazırlıklarla meşguldü. Serkan bu koşuşturmalar boyunca hep
arka planda kalmıştı. Ondan hiç yardım istenmemişti. Düğün
hazırlıklarına katılabilmesinin onun için ne kadar önemli
olabileceği göz ardı edilmişti. Düğünü yaklaştıkça Serkan
kendisinin gereksizliğini düşünmeye başladı. Büyüklerin
dikkatlerini üzerine çekecek bir şeyler yapması gerekiyordu.
Ablasını bu kadar uzun süre başrolde olmasına fena halde
içerliyordu. Babası da zaman zaman kara şakalar yapıyordu.
Şakalarına çok gülüneceğini böylece ilgiyi üzerine
çekeceğini düşünüyordu. Kötülük yaptığının bilincinde
değildi. Büyüklerinin öfkesi, ablasının gözyaşlarına önce
şaşırdı, sonra aklı başına geldi,ancak artık çok geçti.
Sevdiği insanları çok üzmüştü.
Serkan’ın öne çıkma, kabul edilme, adam yerine konma gibi
psikolojik bir ihtiyacı vardı. Bu ihtiyacını çocukça,
beceriksizce ifade etmişti.
NANKÖR YAŞ
Bir
gencin ilgi merkezi olması sarhoşluk veren bir duygudur.
Ergenlik dönemindeki bir gencin aykırı davranmaları
alışılmamış bir davranış değildir. Ergenlik döneminde
aykırı, sıra dışı, uç davranış gösterilmesi o dönemin
fırtınalı psikolojisi ile ilgilidir. Genç fiziksel ve ruhsal
olarak büyüme durumundadır. Kişilik henüz bu büyümeye hazır
değildir. Duygu dünyasında bir kavga verilmektedir. Bu kavga
bir düzensizlik ve dengesizlik getirecektir.
Bu
dönemdeki genç aniden sonuçlarını hiç düşünmeden tepkiler
verir. Bir engele çarptığı zaman bunalım başlar. Bu bunalım
yaşanacaksa ailenin yardım ve kendi çabası ile aşılacaktır.
Hoşgörüsüz, uzlaşmayı reddeden, ilkelerinden gurur duyan,
başkalarını küçük gören, keskin konuşan sinirli, saldırgan
bir gençle karşılaştığınızda onun devamlı böyle kalacağını
düşünmemelisiniz.
Ergenlik dönemi 12-21 yaş arası sürer, 21 yaşından sonra “Olumluluk
dönemine “ geçer.
Bir
genç aykırı sıra dışı davrandığında özel bir tad alır.
Bastırmaya ve denetim altında tutmaya çalıştığı bilinç
altındaki dürtüler zaman zaman “Acting out” şeklinde
parlayabilir. Gerçek temel ve kişiliğine uymayan tepkiler ve
saldırganlıklar gösterebilir.
Gençlik çağında toplumsal düzene karşı baş kaldırıcı ve asi
davranılması dünyanın gittikçe artan bir sorunudur. Sadece
A.B.D.’de her yıl bir milyon genç çeşitli şiddete dayalı suç
nedeniyle hapse girmektedir. Serkan örneğinde gördüğümüz
gibi adil olmayan otoriteye karşı gelme ve intikam alma
içgüdüsü gencin doğasında vardır. Böyle fıtri
özelliğe sahip bir genç şiddeti bir sorun çözme veya hak
arama yöntemi olarak benimsemişse anti sosyal bir birey
ortaya çıkacaktır. Böyle bir kişi kutsal değerlere önem
vermez sadece kendi bazı duygularını tatmin onun için “Ego
idealidir. Hayatta amaç olarak kendi arzularını tatmini
hedef seçen bir genç engellendiğinde Anne-Baba dinlemeden
şiddete yönelebilecektir.
“Gençler bilebilse İhtiyarlar yapabilse”
Atasözü insan beyni için söylenmiş gibidir. Ergenlik
çağındaki bir gencin parlak zekası, kabına sığmayan
duygularını ve öğrenme arzusu ile hiç kullanılmamış
kilometre beyni vardır. Bilgi ve tecrübe eksikliği
giderildiği ölçüde kabına sığmayan duygular iyi yöne
yönlenecektir. Tek şart beyni güzel şeylerle doldurmaktır.
Anne ve Babanın Rehberliği
Ergenlik dönemindeki genç hayatın zor ve fırtınalı bir
döneminden geçmektedir. Tıpkı fırtınalı denize açılan kaptan
gibidir. İyi bir pusula, iyi bir rota çizilmesine ihtiyaç
vardır. Büyükler gence doğru budur, yanlış budur, doğruya
uyarsan başına gelecek muhtemel sıkıntılar şunlardır diye
oturup saatlerce konuşmaya ihtiyaç vardır. Bu konuşma
monolog tarzında olmamalı yani konferans ve vaaz verir gibi
konuşmalar, nasihat genellikle faydasızdır. Bazı gençlerde
zıddını yapma eğilimleri bile uyandırabilir. Hz. Ali “Yedi
yaşına kadar olan çocuğunuzla oynayınız, 15 yaşına kadar
arkadaşlık ediniz, 15 yaşından sonra istişare ediniz.”
diyerek çocuk ruh sağlığını bu cümlede özetleyerek çok derin
bir tespitte bulunmaktadır. Yüce Peygamberimizde “Buluğ
çağını deliliğin bir şubesi olarak tarif etmesi” çok
anlamlı mesaj vermektedir.
İşte
hayatın böyle deli dolu bir döneminden geçen gence
büyüklerin kızmak değil anlamaya çalışması, konuşması, zaman
ayırması altın değerinde etki yapacaktır.
Her
şey incelikten kırılır ama insan kalınlıktan kırılır.
Gençlere kalın ve kaba davranmak yerine esnek ve ince ve de
sabırlı davranırsak onları hayatlarının olumlu dönemine
kazasız belasız taşımış oluruz.
DELİŞMEN BİR KIZDIM
UNESCO
gençlik çağını cesaretin çekingenliğe, macera isteğinin
rahata üstün geldiği çağ olarak tanımlar.
Tatlı
hayaller, idealler, ilk sevgiler, sıkı arkadaşlıklar,
uçarılık, haylazlık, gözü karalık bu dönemin
özellikleridir. Coşkulu, çalkantılı, tutkulu, fırtınalı,
kanı kaynayan, bunalımlı, öfkeli,çatışmalı, kaygılı,
kimliğini arayıp bulmaya çalışan bir bireydir genç.
Bu
hızlı büyüme ve gelişme çağında ölümlerin iki nedeni
vardır.İntiharlar ve kazalar.
Bir
hikaye:
“Görünürde iyi bir çocuktum.Fazla güler, rekabetten çok
hoşlanırdım, hırslıydım. Hiç kimseyi düşünmeden hareket
ederdim. Şımarık her şeyi bilen, odası çarşamba pazarı gibi
dağınık, yalancı sivri dilli, kendini bir şey zanneden yani
berbat biriydim. İnsanlarla oynuyordum. Senaristler gibi
hain şeyler düşünür büyük keyif alırdım. Yalan ve kötü
davranışlarla istediğimi elde etmeye çalışırdım.
Yakın
arkadaşlarım kendilerini yönetmemden bıktırıyor ve
uzaklaştırıyordum. Annemle ilişkimi de mahvediyordum. Şu
anda, benim için en değerli insanları neden incittiğime
şaşırıyorum. Annemi çok ağlatırdım, kadıncağız “Beni
kendinden uzaklaştırma” diye ağlardı. Benim cevabım şöyle
olurdu “Doğurmasaydın, yardımına ihtiyacım yok beni rahat
bırak” .
Kaba
ve sahteydim. Uyuşturucu bağımlısı değildim ama bağımlı
olduğum şey nefretti. Acı çekmek çok hoşuma gidiyordu.
İstediklerimi elde etmek için her şeyi yapabilirdim.
Kimseden talimat almak istemiyordum. İyiliğime söylenen şeye
bile karşı çıkıyordum.
En
değerli insanlara acı çektiriyor , yalan söylüyor ve
saldırıyordum. Sonra pişmanlık ve suçluluk... Düşündüm;
aslında başkalarından değil kendimden nefret ediyordum.
Başkalarına acı çektirerek bu nefreti gizliyordum.
Bütün
bu kaos içinde çıldırmış gibiydim ve bir kutu ilaç içtim.
Hiç kimseye faydam yoktu, kendi değersizliğimi de fark
etmiştim.
Hastanede gözlerimi açtığımda annem yanımdaydı. Onun yorgun
yüzüne ilk kez dikkatlice baktım. Onun gözlerinde kurtulmuş
olmamdan duyduğu sevinci gördüm. Söylediğim bütün yalanlara
ve yaptıklarıma rağmen hala beni seviyordu. Yüzümdeki
saçları yana itiyordu. Saatlerce kucağında ağladım. Böyle
berbat ve korkunç şeyler yapan kızını neden hala sevdiğini
sordum. Cevabı saf ve dürüstçeydi . “Bilmiyorum” demişti .
Gözyaşları arasında gülümsüyordu. Onu çok zorlamıştım ama
çok şanslıydım. Öğrenmek istediğim her şeyi sanki onun yüz
ifadesinde saklıydı.Artık değişmeliydim. Bunu anlamıştım.”
Anne
bu genç delişmen kızına iki büyük hediye vermişti.
Birincisi saf,şartsız sevgi yani şefkat, ikincisi geçmişte
yaptıklarını affetmek. Bu zevki kızına yaşattığı için onu
kazandı ve kurtardı.
Herkes
bu genç kız kadar şanslı olmuyor. Eğer anne kızını baskı ve
tehditle düzeltmeye çalışsaydı ne olurdu? Kızın eğitimini
korku üzerine kursaydı küçük hanım bu itirafları yapamayacak
ve ruhsal gelişimini, kişilik özelliklerini
tamamlayamayacaktı.
Tutarsız güvensiz insanlara acı çektirmeye devam eden bir
birey olarak kendisiyle barışık olmayan bir kişi olarak
aramızda dolaşacaktı. Eğer yaşasaydı.
Sevmek, sevilmek, acı çekmek, acı çektirmek, öfke, nefret,
uçarılık, tutkular, çalkantılar, çatışmalar, kaygılar bu
dönemde doğal duygulardır. Bu duyguları soluyup yaşamak
kaçınılmazdır. Bırakın gençler bu duyguları yaşasınlar,
duvarların arkasında saklanmasınlar, hayatı yaşayarak
öğrensinler.
Anne
ve babaların bu dönemde çok müdahalesi ilişkileri daha da
bozacaktır. Büyük hata yapmadıkça küçük hatalar yaşanarak
öğrenilecektir. Büyüklerin şu üç ilacı kullanmaları şartıyla
1-Karşılıksız sevgi 2- Zaman ayırarak ilgi 3- Tatlı bir
tebessüm, güzel birkaç söz, sevgi dolu bir bakış.
Hiçbir
şey anne baba ile çocuk arasındaki ilişkiden daha önemli
değildir.
Genç,
tutkuların kölesidir, istekleri aşırıdır en küçük engele
katlanamaz çünkü hayatı tanımamaktadır.
Genç,
yüksek hayaller ve amaçlara sahiptir. Çünkü hayatın tokadını
yememiştir.
Genç,
gurura ve başarıya paradan daha çok önem verir, çünkü paraya
ihtiyacı olmamıştır.
Genç,
eli açık ve iyilikseverdir, çünkü kötülükleri tanımamıştır.
Genç,
çabuk güvenir ve çabuk bağlanır, çünkü aldatılmamıştır.
Hz.
Peygamberin gençlik çağına “Deliliğin bir şubesidir”
dediğini unutmayalım.
Büyüklerin görevi çocuklarını yedirip, içirip giydirmek ve
okutmakla bitmez. Onlara hayatı tanıtmak ve kişiliklerini
iyi yönde geliştirmekte gerekir.
SINAV STRESİ
Yapılan araştırmalar sınav kaygısının ameliyat öncesi
kaygıdan daha yüksek olduğunu göstermektedir.Kız
öğrencilerde erkek öğrencilerden daha yüksek çıkmaktadır.
Sınav
kaygısı içerisindeki gençlerin doğal olarak söyledikleri
sözler “Bildiklerimin hepsini unuttum, kazanamazsam
mahvolurum, yemek yiyemez oldum, uyuyamaz oldum, hayattan
zevk alamaz oldum, istediğim yere giremezsem ölsem daha iyi
“.
Sınav
nedir?
Sınav
öğrencilerin ilgi, çalışma ve yetenekleri ile öğrendiği
bilginin değerlendirilmesidir.
Sınav
bir insanın kişiliğinin değerlendirilmesi değildir.
Sınavda başarılı olmak iyi öğrendiğinizi başarısız olmak iyi
öğrenmediğinizi ortaya çıkarır. Sınav sonucu iyi insan veya
kötü insan olduğunuzu ortaya çıkarmaz.
En çok
yapılan hata olayları ayrıştırmamaktır. Sorunu kişileştirip
sınav ve kişiliği beraber görmektir.
Sınav
öncesi öğrencinin üzerinde gerçekten büyük bir yük vardır.
Dersler birikip ağırlaşmıştır.Sorumluluk duygusu fazla olan
mükemmeliyetçi genç öğrendiklerini yetersiz
görmektedir.Beklentileri yüksektir.
Bütün
bunların yanında nasıl başaracağını bilemez. Kaygısını
giderici, stresini azaltıcı rehberler onu rahatlatacaktır.
Bazen bir çift söz sınav stresini giderebilir.
Bazı
gençler ümitsiz karamsarlık duygularına kapılır. Mücadeleyi
bırakıp yenilgiyi kabul eder. Başarılı olamayan çok zeki
insan böyle olumsuz düşüncelere yenik düşmüşlerdir.
Hedefini belirleyen bir genç sınavın tek ve son amacı
olmadığını bilir.”Her zaman bir şans vardır” kuralı ile
hedefine yürür.
BAŞARAMAMA KORKUSU
Sınavda başarısız olunabileceği düşüncesi başaramama
korkusuna dönüşür. Başaramama korkusu kaygı düzeyini
yükseltir. Kaygı düzeyinin yükselmesi beyinde stres
hormonları salgısını arttırır. Aşırı salgılanan stres
hormonları öğrenme yeteneğini geriletir. Böylece kısır döngü
ile korku daha da artar. Zinciri bir yerde kırmak gerekir.
Başarı
baskısı sınava verilen anlamla ilgilidir. “ Başarılı olursam
hayatımda önemli bir dönem noktasını aşacağım, başarılı
olmazsam daha fazla çalışmamın lüzumu ortaya çıkacak”
düşüncesi başarı baskısını normal düzeye indirir.
“Başaramazsam aptal, beceriksiz bir insan olduğum ortaya
çıkacak en azından yakınlarım öyle düşünecek” sözü sınav
kaygısını artırır. Siz başkasının düşüncelerinden sorumlu
değilsiniz.
Öğrencinin görevi başarılı olmak değil, elinden gelenin en
iyisini yapmaktır.
Sınav
birinci amacınız olmalı ama tek amacınız olmamalı.
Sınav
ölüm kalım savaşı değildir. Başarı yolunda merdiven
basamaklarından bir tanesidir.
Başaramazsanız kesinlikle başka bir çıkış yoku vardır.
Zihindeki endişe ve korkuların başarıya faydası yoktur,
sonuca katkısı olmayan şeyi düşünmek zaman kaybıdır. ”Şimdi
çalışma zamanı“ deyip işinize bakmalısınız.
Sınav
kaygısı öğrenme yeteneğinizi azaltır. Çözüm , sizi
rahatlatan konuları düşünmektedir. Özellikle geçmiş
başarılarınızı düşününüz.
Sınavdan geçen kişiliğin değil bilgindir. Başarısız olursan
kişiliğin zarar görmez
Baracuda örneği :
Amerikalı muzip bir balıkçı bir gün bir şaka yapıyor.Avlanan
balıkçıların bir gece depoladığı su tankına Baracuda isimli
canavar balığı atıyor.Normal şartlarda gece su tankına konan
balıkların %90’ı ertesi sabah ölürlerken Baracudanın
atıldığı tankta balıkların %90’nının yaşadığını görüyor.
Balık
yiyen canavar balık Baracuda’nın su tankında dolaşıp durması
bütün balıkların yaşama gücünü arttırmıştı.
Kuşlarda da böyledir.Atmacanın saldırıları serçe kuşunun
uçuş yeteneğini geliştirir.İşte sınavlarda sevilmese de
insanı geliştiren , yetenekleri ortaya çıkaran gerçeklerdir.
Daha geniş
bilgi için aşağıdaki sayfaları inceleyebilirsiniz.
Erişkin
Ruh Sağlığı Birimi
Stres
Konu Hakkında Testler için
Tıklayınız....
Prof. Dr.
Nevzat Tarhan'ın Tüm Yazıları için Tıklayınız....
|