HOŞGELDİNİZ......                    Tarih :                   Saat:

Ana Sayfa

Site Haritası

 

..:: AKIL-BEYİN-KÜLTÜR ::..

 

Mental Retardasyon (Zeka Geriliği)

Uzm. Psk. Zehra Erol

Zeka; kişinin öğrenme, algılama, yorumlama, bilgiyi depolama ve gerektiğinde tekrar anımsayabilme gibi birçok zihinsel becerisinin göstergesidir. Zeka geriliği ise, bu becerilerin yetersiz olması sonucu çevreye uyumunun bozulması ile kendini gösteren ve çeşitli testlerle de ölçülerek sınıflanabilen işlevsel bir bozukluktur.

Günümüzde geçerli olan sınıflama sistemine göre zeka geriliği, geriliğin derecesine göre dört grupta değerlendirilmektedir: Hafif, Orta Derece, Ağır ve İleri Derecede Ağır.

Hafif Zeka Geriliği, standart zeka testlerinde IQ (zeka katsayısı) değerinin 50-55 ile 70 arasında bulunduğu durumdur, bütün zeka geriliklerinin yaklaşık % 85’ini oluşturur. Eğitimciler tarafından “öğretilebilir” düzey olarak kabul edilir. Bu gruptaki çocuklar, genel olarak zeka düzeyi normal aralıkta ( IQ değeri 90 üzeri) olan yaşıtlarına göre çok fazla farklılık göstermezler. İleri yaşlara kadar gerilikleri fark edilmeyebilir, öğrenmekte yavaş kalabilirler veya gecikebilirler. Yaşıtlarının gerisinde kaldıkları anlarda çeşitli ruhsal ve davranışsal sorunlar ortaya çıkabilir, sosyal desteğin zayıf kaldığı durumlar problemleri daha da derinleştirebilir ancak iyi bir akademi ve sosyal destekle sosyal yaşam becerileri gelişir.

Orta Derece Zeka Geriliği’nde IQ değeri 35-40 ile 50-55 arasındadır, zeka geriliklerinin % 10’undan sorumludur. Eğitim açısından “öğretilebilir” düzey olarak kabul edilir. Zayıflıkları daha belirgindir. Akademik başarı düzeyleri ikinci sınıf düzeyinin ötesine zor geçer. Eğitimleri daha yakın ve daha yoğun ilgi gerektirir. Sosyal ve duygusal gelişimde oldukça yetersiz kalırlar.

Ağır Zeka Geriliği’nde IQ değeri 20-25 ile 35-40 arasındadır ve zeka geriliklerinin
% 3-4’ünden sorumludur. S
ıklıkla fiziksel hastalıklar da eşlik ettiği için vücut gelişimi de geri kalmıştır. Duygusal, ruhsal, bedensel ve sosyal gelişimleri çevreleri ile uyum sağlayamayacakları düzeyde geridir. Basit kavramları, sembolleri tanıma dışında öğrenme yetenekleri yoktur, konuşma az gelişir veya gelişmez. Kontrollü bir çevrede yaşamaları ve bakım altında olmaları gerekir.

İleri Derecede Ağır Zeka Geriliği ise IQ değerinin 20-25’in altında ölçüldüğü tablodur, zeka geriliklerinin % 1-2’sini oluşturur. Çoğunun nedeni nörofizyolojik hastalıklar olduğu için; gelişimle ilgili pek çok sorun vardır. Eğitimden anlamlı derecede yarar görmeleri beklenmez, kesinlikle dışardan bakım ve kontrole gereksinimleri vardır.

Yukarda anlatılan sınıflama farklılığı ve altta yatan nedenlerin çeşitliliği nedeni ile zeka geriliğinin toplumdaki sıklığını tam olarak söylemek güçtür ancak % 1 olduğu varsayılır.  Erkeklerde kızlara göre yaklaşık1.5 kat daha sıktır.

Zeka geriliği; kalp veya böbrek yetmezliği gibi işlevsel bir bozulmadır. Birçok hastalık zeka gelişimini veya kapasitenin ortaya konmasını engeller. Zeka geriliği ne kadar ağırsa; genetik veya nörolojik bir hastalığın eşlik etme olasılığı daha yüksektir. Anne veya babada zeka geriliği olması da çocuklarında görülme riskini arttırır.

Yaklaşık % 30-50’sinin nedeni tam olarak bilinmez. Kalan olgular; frajil X, Down Sendromu gibi kromozom anomalileri; hidrosefali, serebral palsi, epilepsi gibi merkezi sinir sistemi hastalıkları; gebelikte ve doğum anında yaşanabilecek sağlık problemleri; tiroid hormonu yokluğu, kalp hastalığı gibi doğumla başlayan bedensel hastalıklar; doğum sonrası ortaya çıkan menenjit gibi enfeksiyonlar, Otizm’i de içeren gelişimsel bozukluklar, işitme, görme gibi duyusal becerilerde yoksunluk, beyin gelişimini baskılayıcı tedaviler vb gibi birçok duruma bağlı olabilir.

Çocuğun, yaşından beklenen gelişim kapasitesini gösteremediği bütün durumlarda zekası araştırılmalıdır. Yani; bütün anne babalar, eğer çocuklarının öğrenme, algılama becerileri yaşıtlarının gerisinde ise zeka düzeyini araştırmayışünmelidirler. İlk yaşlarda; çocuğun yalnız zeka düzeyinden çok dil becerisi, sosyal ve duygusal iletişimi gibi birçok alanda genel gelişim düzeyine bakmak daha uygun olur. Zeka düzeyi düşük olan bir çocuk, öncelikle öğrenmekte zorlanacağı için; genel bilgi ve beceri kapasitesi değerlendirilir ve o yaş için önceden belirlenmiş normlara ne kadar uygun olduğuna bakılır. Çocuk; çevreden gelen bilgiyi anlamakta, bu bilgiyi kodlayıp zihninde depolamakta ve gerektiğinde bu bilgiyi kullanmakta yetersizdir, bu nedenlerle öğrenmekte zorlanır veya çabuk unutur. Yaşamın temeli öğrenme olduğu için, bu da bütün yaşam kalitesinin bozulması anlamına gelir. Ağır zeka gerilikleri; eşlik eden başka problemler de varsa veya belirli bir hastalığa bağlıysa erken yaşta tanınır. Hafif zeka gerilikleri ise en sık okullaşma sürecinin başlaması ile karşımıza çıkmaktadır. Çocuğun sosyal ve duygusal zorlukları psikolojik problemlere ve davranış sorunlarına yol açabilir. Öğrenemeyen bir çocuk ya kendine güvensizliğin getirdiği depresyonu yaşar ya da çevresiyle uyumsuz olur, hıınlaşır.

Bir hastada zeka geriliğinden kuşkulanılması, o hastanın çok yönlü değerlendirilmesini gerektirir. Öncelikle çocuğun kendisinden, ailesinden ve çevresinden detaylı öykü alınarak bilgi toplanır. Daha sonra nörolojik sistem başta olmak üzere kapsamlı bir fiziksel muayene ile çocuğun gelişim düzeyi ortaya konur. Bu bilgiler; çeşitli testler, ölçekler ve bilgi formları ile de desteklenmelidir. Bir sonraki basamakta ise gerekli laboratuar araştırmalar yapılarak kesin tanıya ulaşılmaya çalışılır.

Eğer kesin olarak adlandırılabilecek bir tanı konmuş ise; öncelikle bu hastalığa yönelik özgün tedavi uygulanmalıdır. Bir metabolizma bozukluğu nedeni ile dışardan hormon, ilaç vs verilmesi gerekebilir, bazen vücuttaki kimi bozukluklara yönelik operasyonlar planlanabilir.

Bundan sonraki aşamada ise çocuğun zayıf olduğu alanların güçlendirilmesi ve bu zayıflıktan daha çok zarar görmemesine yönelik özel tedaviler planlanmalıdır. Konuşma problemi varsa konuşma terapisi, kas zayıflığı varsa fizyoterapi, destekleyici psikoterapiler, zihin destekleyici eğitim programları, aile danışmanlığı gibi daha birçok tamamlayıcı tedavi yöntemi de gerektiğinde düşünülmelidir. Davranışla ilgili ve psikolojik sorunlar da eşlik ederse psikiyatrik ilaçlar kullanmaktan kaçınılmamalıdır.

Çocuğun tedaviden göreceği yarar iki faktöre bağlıdır.  İlki çocuğun kapasitesidir. Yani; çocuktaki hastalığın veya bozuklukların şiddeti ne kadar ağırsa tedaviden göreceği yarar da o kadar azalır. İkincisi ise ailenin gerçekçi yaklaşımıdır. Anne babalar, çocuklarının problemleri konusunda yeterince bilgilenmeli, tedaviden beklentileri de bu ölçüde gerçekçi olmalıdır.

 

Uzm. Psk Zehra Erol